BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İz bırakalar / Napolyon Bonaparte / İrfan Özfatura

İz bırakalar / Napolyon Bonaparte / İrfan Özfatura

İhtilalin ardından Fransa’da bir otorite boşluğu yaşanır, Jakobinler eli kılıç tutan bir direktör ararlar. Napolyon fırsatı kaçırmaz, darbeyi tam zamanında yapar. Kendini ömür boyu imparator ilan eder, rakiplerini “Cumhuriyet düşmanlığı” ile suçlar. Kralcılıkla yaftaladıklarını acımadan giyotine yollar...



Fransız tarihinde derin izler bırakan Napolyon, aslında Korsikalı bir İtalyan’dır. Babası Charles Bonaparte önceleri Fransızlara karşı direnir ama rüzgârın sert estiğini hissedince kraldan ziyade kralcı kesilir. Eşi dostu dipçiklenip, süngülenirken sistemin nimetlerinden sebeplenmeye bakar. O yıllarda Fransızlar, Korsikalılara köpek muammelesi yaparlar ama baba Bonaparte sistemle uzlaşan bir dönek olduğu için ona farklı davranırlar. Nitekim oğullarının Fransa’da öğrenim görmesi gibi bir talebi “münasip” bulurlar. Napolyon, ağabeyi Joseph ile berâber Auton’da koleje başlar. Her ne kadar bu ülkede kendini yabancı gibi hissetse de dümensucu babası ellerinden tutar. İtalyan asıllı olmalarına rağmen askeri okula alınırlar. Napolyon’un başarılı bir öğrenci olduğu söylenemez Brienne Akademisini ancak 42’ncilikle bitirebilir ki, zaten talebe sayısı 50 dir. Buna rağmen enerjiktir, inatçıdır, hırslıdır. Hele üniformayı giyince dünyanın etrafında döndüğünü sanır. Topçu Teğmeni rütbesi ile La Frere alayına tâyin edilince bol bol kitap okur ve aynanın karşısına geçip hamasi nutuklar atar. O yıllarda Fransız ihtilali henüz yapılmış ve demokrasinin gereği olarak iki farklı parti ortaya çıkmıştır. Napolyon babası gibi yelkenini rüzgâra açar ve güçlülerin (Jakobinlerin) safında yer alır. Evet ülkede ihtilalcilerin borusu öter ama sağda solda hâlâ kralcılar vardır. Muhteris General Napolyon zaman zaman görevden alınıp aç biilaç dolansa da Marsilya’da âsileri dağıtınca ünü yayılır. Aynı yıl, İngilizlerin elinde bulunan Toulon Kalesini alır ve genç yaşta general yapılır. İşte tam o günlerde giyotine gönderilen General Alexandre’nin dul karısı Josephine ile adı çıkar. Öyle ya da böyle, Fransa’da hakkında konuşulur olmak insanın önünü açar. Onu İtalya seferi gibi önemli bir işe atarlar. Napolyon, İtalya’da kendi ırkdaşlarını kırmaktan kaçınmaz. Montenotto, Dego, Millesimo ve Mondavi savaşlarını kazanarak Milano’yu işgal eder veTorino üstüne yürür. Kral ve Papa anlaşma isteyince mütareke yapar. Sonra kimseye sormadan Avusturya’ya saldırır, Viyana’yı sıkıştırır. Avusturyalılar masaya oturmak için yalvar yakar olurlar. Napolyon bu sefer ile Fransa’ya bir Belçika kazandırıp, Venedik’te hisse sahibi yapar. Şöhreti arttıkça siyasete oynar. Ona göre politikada vefa olmaz ve kazanmak isteyen, düşene vurmalıdır. Bunun için durup durup kralcılara sataşır ve itibar kazanır. O yıllarda Fransa İngiltere çekişmesi doruktadır. Paris Hükümeti, İngiltere seferinin planlarını yaparken, Napolyon Britanya’nın Hindistan ile olan bağını kesmeyi teklif eder. Bunun tek yolu vardır: “Mısır’a saldırmak!” Yöneticiler bu teklifi mâkul bulurlar, Napolyon da İskenderiye’den girer Nil vadisinden çıkar. Ancak İngiliz Amiralı Nelson, Ebûkir’de Fransız donanmasını yakınca Mısır’da mahsur kalırlar. Kaldı ki Osmanlılar’ın saldırı hazırlığı yaptığını duyarlar. Bir Cezzar yeter Napolyon her seferinde olduğu gibi yine hızlı davranır. Ansızın Suriye’ye yürür, Akka’yı kuşatır. Ancak Cezzâr Ahmed Paşa ona bir avuç mücahidle dayanır. Fransız ordusu sadece savaşta kırılmaz. Yiyecek bulmakta da zorlanır ve vebâ salgınına uğrar. Akka Kuşatmasının ikinci ayında askerlerinin yarısını kaybederek çekilmek zorunda kalır. Napolyon “Ah Cezzar, sen beni Doğunun İmparatorluğundan ettin” diyerek cihangirlik hayallerini erteler. Bu hezîmetinin verdiği kızgınlıkla elinde bulunan dört bin Türk’ü “hunharca” katleder. O günlerde Fransa’da bir iktidar boşluğu vardır ve Jakobinler eli kılıç tutan bir direktör aramaktadırlar. Bunu duyan Napolyan gizlice Mısır’dan ayrılır. Kasım 1799 darbesiyle Direktuar idâresini dağıtarak, üç konsüllü bir hükümet kurar ve kendini on yıllığına yönetici yapar. Napolyon’un kalıcı olmak için kadrolaşması gerektiğinin farkındadır. Bu yüzden ilk işi askeri akademiler ve politika okulları açmak olur. Emniyete kendi adamlarını atar ve dediğini ikiletmeyen hakimlerin önünü açar. Hazır alkışlıyanı çok iken halk oylaması yaptırır ve ömür boyu yönetici olma hakkını eline alır. Kontenjan İmparatoru Napolyon her istediğini alabilecek kadar güçlü olduğunu farkedince İmparatorluğunu ilan eder ve kararını bir başka halkoylaması ile perçinler. Napolyon çok dindar olmadığı (hatta hiç dindar olmadığı) halde tacını papanın elinden giyer ve Roma kartalını bayrak edinir. Yeni İmparator iç siyaseti kolay yönlendirir, rakiplerini “Cumhuriyet düşmanları” diye yaftalar, kralcıları tek tek yakalayıp giyotine yollar. Ama dış siyaset netamelidir, mesela denizlere hakim olan İngilizlerle başetmek kolay değildir. Britanyalıları bir başka denizci milletin (İspanyolların) desteği ile dize getirmeyi planlar ama Trafalgar Savaşında yenilir. Gelgelelim karada kartal kesilir, Avusturya Rusya ordularını dağıtır, Almanya’nın neredeyse tamamını ele geçirir. Ardından Ruslarla anlaşıp, İngiliz mallarına karşı bir boykot başlatır. Güya malları limanlarda kalınca, işçiler ayağa kalkacak, hükümet sallanacaktır. Ancak Portekizliler ablukayı deler, planı berbat ederler. Bunun üzerine Napolyon Lizbon’u işgal eder. Hazır oralara kadar gitmişken Madritlileri de rencide eder, gereksiz yere kan döker. Ancak zulüm payidar olmaz, “var mı benden güçlüsü” dediği günlerde işler tersine döner...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 108562
    % 0.59
  • 3.8336
    % -0.04
  • 4.5207
    % 0.34
  • 5.1264
    % -0.21
  • 154.155
    % 0.06
 
 
 
 
 
KAPAT