BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kafaya bak kafaya!

Kafaya bak kafaya!

Şimdi size, Rauf Tamer’in sık sık yazılara sıkıştırdığı iki “Kafa”dan bahsedeceğim.



Kafaya bak kafaya! Şimdi size, Rauf Tamer’in sık sık yazılara sıkıştırdığı iki “Kafa”dan bahsedeceğim. Biri Tamer Bağlan... Fanatik’te... Bu bey demişler ki; “Ali Sami Yen’de, F.Bahçe lehine en son penaltı bundan 12 yıl önce çalındı...” Eee ne yapalım yani?.. Bir takımın deplasman sahasında, üç yılda bir mi penaltı verilir? Şimdi, Saracoğlu Stadı’nda, Luciano bir daha topu öyle eliyle keserse, bu stadda en son penaltı G.Saray’a, mesela, beş sene önce verildi diye, “Daha 7 seneniz var, kusura bakmayın” diye verilmeyecek mi? Yahu sizi nereden çıkarıyorlar? Kim böyle kıymetleri (!) keşfediyor? Bir tane de Sabah’tan... Yüksel Aytuğ diye bir televizyon eleştirmeni ya da yazarı var... Bazen iyi şeyler de yazıyor. Ama geçen haftaki bir yazısı tam skandal... Demiş ki, “F.Bahçe - G.Antep maçında sahaya atılan şemsiyenin sahibi F.Bahçeli mi, araştırmalı...” Yok canım... İthal bir G.Saraylı veya Beşiktaşlı idi... Hani eskilerin dediği gibi, “Hususi surette” getirilmişti. Şemsiyeyi ikinci defa atmasıyla da, hem G.Saraylı, hem de Beşiktaşlı olduğu ortaya çıktı. Yaa, işte! Böyle taraftarlar da var... Ne kafa ama... Adanaspor’un fotoğrafı! G.Saray maçına, formasının göğsüne bir forma reklamı bulamayan Adanaspor, takımın fotoğrafını işleterek çıktı. Yayıncı kuruluş bunu çok anlamlı bir uygulama olarak yorumladı da, ben pek kavrayamadım. Bence Cem beyin fotoğrafını koysalardı, daha anlamlı olurdu. Ne dersiniz? Kâzım Kanat’ın büyük keşfi! Öf ki öf! Bizim Kâzım Kanat, Beşiktaşlı Sergen’in, üç gece üst üste bara gittiğini duymuş veya görmüş. Bu büyük başarıyı da gazetesi Sabah, geçtiğimiz cumartesi günü manşetten şöyle vermiş, “Yazarımız Kâzım Kanat, Beşiktaşlı Sergen’in üç gün üst üste bara gittiğini yazarak, yepyeni ve çarpıcı bir gündem sundu... “ Vay be! Sergen ha! Bara gitmiş ha! Hem de üç gece üst üste ha! Ama doğru olabilir... Eh Sergen gibi biri üç gece üst üste bara gitmişse, bu da dünyanın en büyük atlatma haberi olur hani... Tabii bu haberi yakalayan yazarın gazetesi de, bunu manşetten büyük olay olarak duyurur, gurur duyar... Ne günlere kaldık be! Gazetecilik ne kadar ucuzladı... Yazık! Bir de dünyanın parası ha... 300 bin lira falan galiba... Eh yakışır hani... Böyle atlatma bir haberi yakalıyorlarsa... Yapma be Fatih hoca! Fatih Terim, benim için hâlâ dünyanın en iyi üç beş teknik direktöründen biridir. Ama Adanaspor maçından sonraki demeci beni şoke etti. İlke, prensip, sistem ve felsefe gibi dört sağlam bacak üzerine inşa ettiği teknik direktörlük eserini böyle bir demeçle zedelememeliydi hoca... Bakın hoca ne dedi: “Şampiyonluk falan kovaladığım yok. Yeniden yapılanma adına bazı uygulamalar yapıyorum. Benim şampiyonlukla ispat edecek durumum yok. Ben bunları zaten yaşadım, yaşattım...” Doğrudur. Yaşattı, yaşadık. Hem de en kralından... Ama benim tanıdığım Fatih hoca, en birinci olma hedefini bırakmış olduğunu böyle itiraf ediyorsa, o zaman canım sıkılır. Yok, işler iyi gitmediği için böyle bir zırh içine girmeyi planladıysa, o zaman canım daha da sıkılır. Öyle ya, adımız “Fatihçi” diye çıkmış. Şimdi soran sorana; “Ne oldu, hocan şampiyonluğa oynamıyormuş” diye... Neyse ki, hoca cevabı kendisi verdi. Serhat’ın aşkı! F.Bahçeli Serhat, “F.Bahçe aşkımın önüne para geçemez” demişler. Uf be, lâfa bak! Peki, takımı ortada bırakıp, FIFA kapılarına paramı vermediler diye dayanan kimdi? G.Saray’ın iki milyon dolar bonservis ödeyebilecek durumu olsaydı, Serhat, şimdi hangi forma aşkıyla yanıyordu? Aynı Serhat, bir televizyonda, çok ağır bir sakatlık yaşadığını, hatta öylesine ki, futbolu bırakmakla yüz yüze kaldığını söyledikten hemen iki gün sonra nasıl da turp gibi sahaya çıktı? Sizce bu aşk, ne aşkı? G.Saray’ın tek kanatlı uçağı Terim hoca, Adana’da öyle bir takım sürdü ki sahaya... Şaşmamak mümkün değil... Hatta Rıdvan Dilmen bile, maçın 9. dakikasında farketti. Biraz geç ama, olsun... Kadro eline geçtiğinde farkedeceksin bunları... Neyse, beşli orta alanın, arka dörtlünün soldaki adamı önünde görev yapacak ismi yoktu. Cihan ve Berkant sırayla, kendilerine çok ters gelen bu bölgeye yardım yetiştireceklerdi. Neyse ki , rakip takımın böyle bir açığı görecek ne hali vardı, ne de futbolcusu... Acaba son 15 dakikada oyuna giren Murat Erdoğan, bu yanlışın itirafı mı idi? Ne dersiniz? G.Birliği şimdi tamam! Baktım, İngiliz takımını yerle bir ettiler. Hem de bir - iki cılız pozisyon dışında korku yaşamadan. Daha büyük fark da atabilirlerdi. Ama pas seçimlerini yanlış yaptılar. F.Bahçe karşısında uzun sürelerle tek kale oynadılar. Hatta Daum’u, Servet’i bile oyuna alma zorunluluğuna ittiler. Bu maçta da kendi kalelerinde dişe dokunur pozisyon yaşamadılar. Demek ki, Ersun Yanal hoca artık savunma prensiplerinin futbolda baş rolü oynadığı gerçeğini görmüş. G.Birliği şimdi tam takım olmuş. Ama bakarsınız, bu sezon daha kötü bir yerde bitirebilir ligi... Futbol bu; ayarı yok ki... Bu orta sahayla mı? Hemen şunu vurgulayayım; F.Bahçe, bu orta sahasıyla, dünya takımı olamaz... Savunmasını akıllı, iyi sıkışan yabancılarla hemen hemen garanti altına alan, hücumda organizasyondan yoksun ama, çabukluk ve ölü top kullanma zenginlikleri olan bir takımın, bu blokları arasında çağdaş bir köprü olmazsa, voleybol takımına döner... Ve bu kadro şampiyon olup da, ve de dolu yabancı kontenjanında iki yer açıp, yönlendirici, yönetici iki usta orta saha alamazsa, “Türkiye Süper Ligi takımı” kalmaya devam eder... Elazığspor akıllanmıyor Elazığsporlu bazı yöneticiler, “Mitroviç olmazsa, görevi bırakırız” diye diretince, giden hayalperest hocanın yerine bu Yugoslav geldi. Ben de dedim ki, işler bununla yürümez. Üç maç bir puan... Dibin kokusu teneffüs edilmeye alışıldı mı, kurtulmak zor olur. Bilen de konuşuyor, bilmeyen de... Yaşşa be TRT Zeki Müren’in ölüm yıldönümünü hatırlayan yine sadece TRT oldu. Ben zaten böyle olacağını bundan iki hafta önce bu sütunlarda yazmıştım. Günümüzün televoleci, Gülbenci, yırtık magazinci Türkiye’sinde bunu bilmeyecek ne vardı ki... Ama TRT de yılar önceden elinde bulunan kaseti dayayıverdi. Artık Petek Dinçöz’ü bile büyük yıldız diye tanıtarak programlarına çıkaran TRT’den zaten başka ne beklenebilirdi ki... Hani diyorum, şöyle üstadın şarkılarından, Ankara’daki o muhteşem stüdyoda özel bir program düzenlenseydi, daha iyi olmaz mıydı? Aman sen de be... Memleket tefessüh etmiş, sen de nelerle uğraşıyorsun? Lucescu’nun dersi! Bu hoca, bana göre sadece bizde değil, belki de Avrupa’da rakiplerini derinliğine en iyi inceleyen, onların artılarıyla eksilerini algılayıp bunlara tedbir veya yıkıcı eylemler hazırlayan bir numaradır. Trabzonspor’un Fatih - Gökdeniz yer bağlantısını, savunmasını ilk defa dayakçı olarak kullanıp kesen Lucescu, aynı rakibin yerine oturmayıp gezindiğinde dağılan savunmasına da depar, dripling bindirmeleriyle ağır ceza kesti. Tabii bizim yazarlara göre maçı yine Sergen kazandırdı da... Olsun. Öyle avunsunlar... Şu Lucescu sinirlenip Beşiktaş’ı yarın bir bıraksa, bakalım maçları kazandırmak için kimleri arayacaklar? Allah’tan başkan Bilgili sırtını dayayacağı yeri çok iyi biliyor. Daum kumarı Sezonun ta başından beri dörtlü savunma modeliyle oynayan F.Bahçe, geriye düştüğü Gaziantep maçını ve terleyerek berabere götürdüğü Gençler maçını, ilke, prensip ve sisteminden çıkıp üçlüye döndükten sonra kazandı. Bu bir kumardı ve kazanıldı. Ama kumarda hergün kazanmak olmaz. İster misiniz Daum, gönlündeki ve kafasındaki eski tip Alman elbisesinin içine girsin... Hem de tonla savunma adamı dururken...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT