BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sentez / “Tahkir ve tezyif”siz bir eleştiri / Hasan Seçen

Sentez / “Tahkir ve tezyif”siz bir eleştiri / Hasan Seçen

30 Eylül akşamı, bir TV kanalında seyrettiğim görüntü sanırım ki fotomontaj değildi (ilgili TV kanalından haber metnini rica ettiysem de cevap veren olmadı veya bana ulaşmadı).



30 Eylül akşamı, bir TV kanalında seyrettiğim görüntü sanırım ki fotomontaj değildi (ilgili TV kanalından haber metnini rica ettiysem de cevap veren olmadı veya bana ulaşmadı). Haberde, ilk görüntüde sayın Milli Eğitim Bakanı konuşuyor, konuşmasında “tahkir ve tezyif” kelimeleri geçiyor, diğer görüntüde ise İstanbul Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Milli Eğitim Bakanının Arapça kelimelerle konuşmaması gerektiğini” söylüyordu!.. Şaşırdım kaldım! Arapça tahsilim olmamasına, ömrümde hiçbir Arap ülkesine gitmememe, günlük hayatta da pek kullanılmamasına rağmen, ben bu kelimeleri nereden hatırlıyordum? Bu kelimeler Arapça kökenli olsalar bile Türkçe’de kullanılıyor, hafızam beni yanıltmıyorsa “aşağılama, küçümseme” anlamına geliyorlardı. Yine de “lügat benden daha iyi bilir” diyen Dil ve Edebiyat Profesörü merhûm Kaya Bilgegil hocanın sözlerini hatırlayarak, kitaplığımdaki Türk Dil Kurumu’nun 1988 baskılı Türkçe Sözlük’üne baktım. Sözlükte, şöyle yazılmaktaydı: Tahkir: Aşağılatma, onur kırma, onuruna dokunma. Tahkir etmek: Aşağılatmak, onur kırmak : “Onu tahkir etmeğe, hatta dövmeğe kalkıyorlar.” Ö. Seyfettin. “Derhal bizi aldatan bu adamları tahkir etmek ve buradan çıkıp gitmek vardı” M. Ş. Esendal. Tahkire uğramak: Hakaret görmek. Tezyif: 1. Bir şeyi değersiz göstermeye çalışma, küçültmek isteme. 2. Alay etme, eğlenme. Tezyif etmek: 1) Aşağılamak: “Muhayyel bir âti namına geçmişte milli ve güzel ne varsa hepsinin tahrip ve tezyif edildiğini gördük.” A.Ş. Hisar... Sözlük, bu kelimelerin kullanılmasını örneklendirirken, Ömer Seyfettin, Memduh Şevket Esendal, Abdülhak Şinasi Hisar gibi ünlü edebiyatçılardan alıntı yapmıştı! Demek ki Türk edebiyatçıları bu kelimeleri kullanıyordu. Aynı sözlük, Arapça kökenli diye kemal ve alemdar kelimelerini ihmal etmemiş, onları da içine almıştı. Bu kelimelerin karşılıkları ise şöyle yazılmaktaydı: Kemal: 1. Bilgi ve erdem bakımından olgunluk, yetkinlik, erginlik, eksiksizlik. 2. En yüksek değer. Kemale ermek: Olgunlaşmak. Alemdar: 1. Bayrağı veya sancağı taşıyan, bayraktar, sancaktar 2. mec. Önder. Demek ki sayın Alemdaroğlu’nun ismi “bilgi ve erdem bakımından olgunluk”, soyadı da “bayraktar oğlu” ve/veya “önder” anlamına geliyordu. İnternet tarama motorundan “tahkir ve tezyif” kelimelerini araştırdığımda, daha da ilginç bir durumla karşılaştım. Pek çok kuruluşun web sayfalarında, bu kelimeler geçmekteydi. Fakat kelimelerin müktesebat nedeni, Türk Ceza Kanunu’nun 159. maddesi idi ve ilgili maddede şöyle denilmekteydi: “Türklüğü, Cumhuriyeti, Büyük Millet Meclisi’ni, devletin askeri veya emniyet muhafaza kuvvetlerini veya Adliye’nin manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif edenler 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.” Tesadüfen aynı gün (1 Ekim, Çarşamba), Hürriyet yazarı Emin Çölaşan, 159. maddeden hakkında dâvâ açıldığını ve dâvânın beraatla sonuçlandığını okuyucularına anlatırken, Osmanlıca sözlükten alarak bu kelimelerin karşılığını yazmaktaydı. Adalet Bakanlığı internet sayfalarında ise, Temmuz 2003 tarihi itibariyle cezaevlerindeki hükümlü-hükmen tutuklu ve tutukluların sayısı verilirken 159. maddeden hükümlü-tutuklu sayısının 1 (evet yalnızca 1) olduğu belirtilmekteydi. Tabii ki yine de üzüldüm. Keşke o bir kişi de tahkir ve tezyifte bulunmasa ve bu yüzden mahkumiyete uğramasaydı! Evet, sayın okuyucular! “Tahkir ve tezyif”in olmadığı bir Türkiye istiyorsak, vatandaş olarak bize düşen, medeni düzeyde tartışmayı ve eleştirmeyi öğrenmemiz; yetkili ve etkili mercilere düşen de medeni düzeyde yapılan eleştirileri “tahkir ve tezyif” saymamalarıdır! Buna şimdilerde “demokrasi kültürü” diyorlar! Hepinize iyi pazarlar!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT