BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gavs-ül a’zam

Gavs-ül a’zam

Abdülkadir-i Geylani Hazretleri imrenilen mertebesine rağmen sıradan insanlar gibi yaşar. Odun kırar, hamur yapar, fırın yakar. Mahallenin çocukları çekinmeden gelir, incik boncuk ısmarlarlar. Mübarek sırf onlar için çarşıya çıkar, istediklerini bulur ve ayaklarına kadar getirip önlerine koyar...



Abdülkadir-i Geylani Hazretleri çok heybetlidir ama hiç kızmaz. Herkesi muhatap edinir, ardından konuşanlara aldırmaz. Elinden tutan çocuk olsa uyar, lâkin dini için geri adım atmaz. Az konuşur ama sözleri bir kitaplık mânâ taşır ve çok berraktır. Hiçbir zaman iki elbisesi olmaz, çünkü birini mutlaka bir fakire yollar. Parası oldu mu köle pazarına çıkar. Boynu bükük gençleri, yorgun yaşlıları satın alıp, hürriyetlerini bağışlar. Büyük velinin evi han gibidir, mutfağında iri iri kazanlar kaynar. Adamları ellerinde ekmeklerle yollara çıkar “yemek ve yatmak isteyen yok mu” diye bağırırlar. Evine geleni boş çıkarmaz, çakı, tesbih, misk gibi hediye verecek bir şeyler arar. Büyük veli çok vefalıdır, sevenlerini kesinlikle unutmaz. Mübareğe sorarlar: “İyi müridlerin hâli mâlum, peki ya kötülerinki ne olacak?” -İyiler kendilerini bize adadılar. Kötülere gelince biz de kendimizi onlara adadık. Sonra ellerini açar ve “Ya Rabbi!” diye yalvarırlar: “Ceddim, Muhammed aleyhisselâm ve kullarından takvâya erenlerin hâtırı için, hiçbir mürîdimin rûhunu tövbesiz alma.” Abdülkadir-i Geylani hazretleri anlatılamayacak kadar sabırlıdırlar. Bir gün İbn-üs-Semhal onu zor kavrayan bir talebeye ders verirken görür. Aynı şeyleri defalarca tekrarlar ama muhatabı anlayamaz. Doğrusu bu tahammül insan ötesidir. Mübarek kendine hayran hayran bakan misafirine gülümser “bir hafta daha sabredelim bakalım” derler. Dediği gibi olur, süre bittiğinde vefat ederler. Buyurdular ki: * Şükrün esası, nîmetin sâhibini bilmektir. Bunu kalbinizle îtirâf edin ve dilinizle söyleyin. * Büyüklere muhâlefetten kaçının. Sabredin, sızlanmayın. Sâbit kalın, dağılmayın. Bekleyin, ümitsiz olmayın. * Çok tefekkür edin, çok ağlayın. Kalbinizdeki hüznü tebessüm ile saklayın. * İşinizle, gücünüzle, çoluk çocuğunuzla uğraşın ama kalbiniz Rabbinizle olsun. * Mümin, tüccara benzer. Farzlar sermâyesi, nâfileler de kazancıdır. Sermâye kurtarılmadıkça, kazanç olamaz. * Dünyâdan ne terkedersen, âhirette ondan hayırlısına kavuşursun. * Dünyada son gününü yaşadığını farzet, ahirete ona göre hazırlan. * Allahü teâlâdan her şeyin hayırlısını iste. Sakın; “Ben istiyorum. Allahü teâlâ vermiyor” deme. Duâya devâm et. Eğer istediğin şey ezelde takdir edilmiş ise, Allahü teâlâ onu sana gönderir. Yok, istediğin ezelde takdir edilmemiş ise, Allahü teâlâ seni o şeye muhtaç kılmaz ve başına gelenlere rızâ gösterme nîmeti ihsân eder. * Din kardeşinin nasîhatini dinle, ona muhâlefet etme. Çünkü o, senin kendinde göremediğini görür. Resûl-i ekrem; “Mümin, müminin aynasıdır” buyurdular. * Acele eden hatâ yapar, temkinli hareket eden, isâbet kaydeder. Acele şeytandandır. Dünyâlık toplama hırsı acele ettirir. Sen kanâat sâhibi ol, kanâat bitmeyen bir hazînedir. * Allahü teâlâdan hayâ edin. Gaflette olmayın. Yiyemeyecekleri şeyleri toplayıp, oturamayacakları binâları kuranlar hesap vereceklerini hatırlasınlar. * Belâ ve musîbeti, sabır ve sükûnla karşılayabiliyorsan Allahü teâlâyı seviyorsun demektir. Birisi Peygamber efendimize; “Sizi çok seviyorum” deyince; “Fakirlik için bir elbise hazırla” buyurdular. Kur’ân-ı kerîmde “Şüphesiz ki, Allah sabredenlerle berâberdir” buyuruluyor. * Ömrü fırsat bilin. Bir süre sonra dünyâdan ayrılacaksınız. Gücünüz yettiği kadar hayır yapın. Tövbe kapısı açıkken yalvarın yakarın. Sâlih kimselerle berâber olun ve velilerin kabirlerini ziyâret etmeyi unutmayın... “Bu ihtiyarı himaye etsin!” Abdülkadir-i Geylani hazretleri bir gece hoş bir rüya görür. İmâm-ı Ahmed bin Hanbel, Resûlullah Efendimizden ricâ etmektedir: “Ey Allahın Resûlü! Oğlun Muhyiddîn Abdülkâdir’e söyle de, bu zayıf ihtiyârı himâye etsin.” Resûlullah Efendimiz tebessüm eder: “Ya Seyyid Abdülkâdir! Bu şeyhin ricâsını kabûl et” buyururlar. O gün sabah namazını Hanbelîlerin namazgâhında kılar. Mescidin imamı çok şaşırır, çünkü çoğu gün ya birkaç ihtiyar olur ya da onlar da olmaz. Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri gelince, pek çok kimse de ardına takılır, saflarda yer kalmaz. O günden sonra Hanbelî fıkhına göre ibâdet eder ve bu güzide mezhebin unutulmasına mani olurlar.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT