BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Batılılar imzalarını hep inkâr etmişlerdir

Batılılar imzalarını hep inkâr etmişlerdir

Ben batı ve batılı düşmanı değilim. Ancak sözünde durmayan, imzasını inkâr eden kim olursa olsun onun karşısındayım.



Ben batı ve batılı düşmanı değilim. Ancak sözünde durmayan, imzasını inkâr eden kim olursa olsun onun karşısındayım. Birinci Dünya Harbi ve onun devamındaki şanlı Türk İstiklal Harbinde, batılı müstevlilerin hep dönekliklerini ve vahşiliklerini gördük, yaşadık. Birinci Dünya Harbi sonunda, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’ne imza atanlar, mütarekenin her maddesini yine kendileri çiğnediler. Halbuki mütarekeyi, Osmanlı murahhas heyetine İngiliz amirali dikte ettirmişti. Yani önlerine hazır belge sürdüler. Ülkenin can damarı olan liman, tren yolu sistemi, istasyonlar ve bazı önemli şehirleri işgal edebilme maddesi mütarekede yoktu. Mütarekeden iki hafta sonra, 3 Kasım 1918’de Osmanlının o zamanki başkenti İstanbul’u, müstevliler ansızın işgal ediverdiler. Bütün demir yolu ulaşımına ve hatta İstanbul şehir hatları işletmesine el koydular. Hiç bir suçu olmayan İstanbul halkının her türlü hürriyetini elinden aldılar. Bir hafta müddetle, İstanbul’da iki yaka arasında yolcu taşınmadı. Askerlerine konaklatılması bahanesiyle, büyük konakların sahiplerini sokağa attılar. Zengin evlerinde arama numarasıyla, buldukları kıymetli tarihi eserleri ve el yazması kitapları İngiltere’ye kaçırdılar. Çaldılar. Birinci Dünya Harbi başında Almanların Belgrat ormanları içinden İncialana döşedikleri demir yolundan istifade ile, Kanuni Sultan Süleyman’ın hatırası Belgrat Ormanları’nın beş asırlık ağaçlarını İngilizler kesip, onu da İngiltere’ye aşırdılar. Her gittikleri ülkede tarihi zenginlikleri sömürmek genlerine işlemiş olan bu müstemlekeciler, şimdi Irak’ta sıkıyı gördüler. 1918’de yurdunu işgal ile evlerini başlarına yıktıkları Türklerin torunlarından, Irak’ta yararlanmak istiyorlar. Yine Mondros’a aykırı olarak, İngilizler her türlü siyasi, askeri ve ekonomik desteği vererek Yunanlıyı İzmir’e çıkarttılar. Bütün Batı Anadolu şehirlerini yaktırıp viraneye çevirdiler. Yüzbinlerce masum yavruyu babasız, taze gelinleri kocasız yani haneleri direksiz bıraktılar. Hayır! Türkiye bu kadar acının üstüne sünger çekip, Irak’ta İngilizle tüfek çatamaz, aynı karavanaya kaşık sallayamaz. Mütarekeden sonra Anadolu’da başlayan Türkün Milli Mücadele şahlanışı ülkemizi paylaşmaya kalkanları hüsrana uğratmıştı. Yunan’ın İzmir’de denize dökülmesiyle yurdun kurtuluşunu tamamlayan Yeni Türkiye’yi aynı sene Batılılar, Lozan’da masaya oturmaya davet ettiler. Aynı dönemde İstanbul sokaklarında işgalcilerin sarhoş naraları yankılanıyordu. Yüzsüz müstevliler, evlerine dönmeye bir türlü yanaşmıyorlardı. 24 temmuz 1923’te Lozan’da nihai anlaşma imzalandı. Anlaşmanın Türkiye Büyük Millet Meclisince tasdiki de 23 Ağustos 1923’te yapıldı. Ama hâlâ işgalciler topraklarımızdaydı. Kendi elleriyle imzaladıkları sulh anlaşmasına rağmen, 6 Ekim 1923’e kadar kirli nefesleri ile havamızı kirlettiler. Ancak o tarihte bir daha gelmemek üzere, Türk bayrağını selamlayıp def olup gittiler. Şimdi başlıkta yazdığımı bir daha tekrar ediyorum ki; bu batılı müstevliler milyonlarca şahit önünde de olsa verdikleri sözü, attıkları imzayı çiğnerler. Onlar ancak, masaya sıkılı olarak vurulan yumruktan anlarlar. Türkiye, Osmanlı devleti zamanı dahil zaten hiç zengin olmadı. Hep mütevazı yaşadı. Üç kuruşluk kredilerle bize kurtarıcı rolüne soyunanlara; “Hadi ordan” demenin tam zamanıdır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT