BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çok nükleer, çok stratejik

Çok nükleer, çok stratejik

Rusya Krizi sonrasında çok yaygın olan bir söylem vardı.



Rusya Krizi sonrasında çok yaygın olan bir söylem vardı. Batı’nın ve ABD’nin Rusya’ya mutlaka yardım etmesi gerektiği dile getiriliyor ve ilave ediliyordu; “Batmasına, başarısız olmasına kayıtsız kalınamayacak kadar nükleer” yani “Too nuclear to fail”. Türkiye’nin nükleer olmak gibi bir kozu yok; bizim ülkemiz yabancıların gözünde “stratejik” bir ülke. Global masa Ne diyorlar? “Hafife alınamayacak kadar stratejik.” “Too strategic to underestimate” Bize böyle dedikleri zaman, hemen şişiniyoruz, gırtlağa kadar çamura dalsak da, hamaset üretmeye devam ediyoruz. Stratejik ülkeler, global masanın neresinde oturuyor? Bu soruya “oturmuyor”; “ayakta bekliyor” diye cevap verenler var; “masanın altında saklanıyor” diyenler de var. Sorunu şöyle de ortaya koyabiliriz: Bazı ülkelerin global masada gücü var; bazı ülkelerin de ağırlığı var. Gücün ve ağırlığın bir arada olması elbette çok iyi. Ne var ki, böyle bir kombinasyonu sağlayabilmek, küreselleşme rüzgarının temel belirleyici olduğu bir dünyada, bizim gibi ülkeler için, hiç de kolay değil. Hemen belirtelim ki, ABD damgalı küreselleşme fırtınası içinde “stratejik” olmak, hegemonik ve güçlü olmak anlamına gelmiyor. Stratejik olmak Stratejik olmanın iki tarafı var. Bir taraftan “belirleyen” oluyorsunuz, diğer taraftan da “belirlenen” oluyorsunuz. Demek ki, bazı dengelerde bağımsız değişken olarak yer alıyoruz; bazı senaryolarda da bağımlı değişken olarak istihdam ediliyoruz. Makroekonomik istikrarsızlığı yıllarca hayat tarzı olarak benimsemiş olan bir ülke, stratejik olabiliyor. Stratejik ülkeler, krizlerini yönetemiyor; tam tersine kriz, onları yönetiyor. Nasıl mı? Çoğu zaman, fevkalade kapsamlı hegemonik senaryoların içinde pasif uyum gösteren ve örselenen bir değişken olarak. Global düzen içinde stratejik olmak hiçbir ülkeye kendi rolünü seçme özgürlüğü vermiyor. Emperyalizm gerekli mi? Robert Cooper, İngiltere Başbakanı Tony Blair’in dış politika danışmanı olarak görev yaptı. 2002 yılında yazdığı bir makale, 11 Eylül emperyalizmine meşruiyet oluşturabilecek argümanlarla dolu.(*) Özetlemek gerekirse, Cooper, şöyle diyor: “Çağdaş dünyada, yeni bir emperyalizm gerekli. İnsan hakları ve çokulusluluk değerleri ile uyumlu olan bu emperyalizm, gönüllülük temelinde yeni bir düzen ve organizasyon getirmeyi amaçlıyor. Böylesine bir gönüllü emperyalizm, global ekonomide IMF ve Dünya Bankası aracılığıyla mevcuttur. Bu çokuluslu kuruluşlar, bazı taleplerde bulunurlar. Bu talepler, ekonomik ve siyasi başarısızlıkların restorasyonuna yönelik taleplerdir. “Post Modern Emperyalizm’in ikinci bir türü , ‘Komşuluk Emperyalizmi’ olarak ortaya konulabilir. Komşularınızdaki istikrarsızlık, hiçbir devletin göz ardı edemeyeceği bir durumdur.” Hüküm infazdan sonra Mesajı aldınız mı? “Yeni Sömürgecilik” (New Colonialism), diye bilinen “Orman Kanunu” işte böylesi argümanlarla seslendirilebiliyor. Efendim, bu kadar keçi boynuzu çiğnedik, bir damla bal bile elde edemedik. ‘Orman Kanunu’ hükmünü icra ediyor. Şöyle ki: ‘Hüküm, her zaman olduğu gibi, infazdan sonra yazılır. “Güçlü haklıdır” diye ifade edilen tek maddelik “Orman Kanunu”, devletler hukukunun yazılı olmayan anayasası gibidir. Başka ne diyebiliriz ki? *** (*)Robert Cooper, The New Liberal Imperialism, The Observer, Sunday April 7, 2002
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 105324
    % 0.39
  • 3.472
    % -0.6
  • 4.1656
    % -0.39
  • 4.7068
    % -0.13
  • 146.472
    % -0.39
 
 
 
 
 
KAPAT