BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Son avuç ot...

Son avuç ot...

Nerde okumuştum, hatırlamıyorum... Ama, akıl almaz bir acı hatırlıyorum ve çaresizlik ve yalnızlık ve ümitsizlik...



Nerde okumuştum, hatırlamıyorum... Ama, akıl almaz bir acı hatırlıyorum ve çaresizlik ve yalnızlık ve ümitsizlik... Hangi savaştı, silinmiş zihnimden. Ama adam,,, adam aynen bana benziyordu. Seslerin kesildiği zamandı, derin bir uğultu vardı sadece kulaklarında. İnsanlar koştukça, parça parça çamur sıçrıyordu çarıklarından!.. Yüzü, çamuruna bulanmıştı; kanla yumuşamış toprağın... “-Hıı’!..” deyip kalmış, bütün gücüyle boşalttığı ciğerlerine tekrar hava alamamıştı... Zaman durmuş, mekan donmuştu da bir anda; bu insanlar nasıl koşabiliyorlardı böyle? Yoksa herkes için başka zamanlar ve mekanlar mı vardı?.. Neydi yaran göğsünü, unuttum. Kılıç mıydı, balta mı, yoksa bir topun mermisi mi? Hatta kimdi yarayı açan, onu bile unuttum!.. Şimdi bir adam vardı orta yerde ve adamın ortasında kocca bir yara vardı... Hatırladığım sadece, aklı pelteye çeviren bir acıydı. Ve çaresizlik, ve yalnızlık, ve ümitsizlik!.. Verdiği nefesi geri almaya uğraştı adam, olmadı... Belermiş gözleriyle ortasındaki yarığa baktı; kesilen eti bile şaşkındı ki aldığı darbeden, titriyordu... Kopan damarlarındaki kan ha fışkırdı, ha fışkıracaktı!.. Bir daha denedi nefesini geri almayı, gene olmadı... Önce kolları düştü iki yanına, sonra dizleri vurdu yere ve sonra kendi devrildi yanağının üstüne... Ona şimdi dünya yok kadar uzaktı!.. Artık acı duymuyordu adam. Uzanıyordu,,, kurumuş otlardan bir avuç yoluyordu,,, ve sanki elini cebine sokar gibi; yumruğunu içine daldırıp, bu otlarla yarasını tıkamaya çalışıyordu! Unuttum her şeyi de, yarasına ot tıkayışını unutamadım... Kuru otlar, kuru toprak ve kan birbirine karışmıştı. Kıpkırmızıydı artık elleri. Sonra boynuna doğru yürüdü kırmızılar. Sonra saçları ve kulağı ve yanağı kızardı... Üstünden atlayıp yanından geçenlerin sadece tabanlarını görüyordu adam; toprağa sürtünüyordu kirpikleri, gözünü her kırptığında... Sonra, dünya kırmızıya bulanırken boğuldu kırmızı kanının içinde, gözünün bebeği!.. Veren, teslim aldı! Şimdi ben... Şimdi ben, neyle tıkayacağım; Bende açtığın yarayı?.. Unuttum artık, otla dolu yarasıyla ortada yatan adamı... Hatırladığım, sadece; onun bana benzemesiydi. Ve yolduğu son avuç otu tutan elinin benden yana düşmesiydi!.. *** HATIRLATMA: Bugün (Pazar) saat 14.00’ten 16.00’ya kadar Ahmet Sırrı Arvas ile Muammer Erkul 2. İstanbul Uluslararası Kitap Fuarı’nın Türkiye Gazetesi standında... Fuar ise Yeşilköy CNR’da. Dileyen metro ile gidebiliyor..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT