BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kurumlar kendini anlatmalı

Kurumlar kendini anlatmalı

Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği (IPRA) Başkanı Ceyda Aydede, ‘Kurumlar konuşmasa da başkaları onlar için birçok şey üretip öyle veya böyle konuşuyor. İtibarını korumak isteyen kurumların mutlaka ama mutlaka hedef kitlesini bilgilendirmesi ve onlara doğru bilgileri ilk ağızdan vermesi gerekiyor” dedi.



İSTANBUL- Türkiye, yaklaşık 30 senedir devam eden bir enflasyon dönemini geride bırakıyor. Aynı zamanda içinde bulunduğu iletişim çağına da ayak uydurmak durumuyla da karşı karşıya. Bilgi, başta internet olmak üzere birçok haberleşme aracı sayesinde dünyanın dört bir bucağını dolaşıyor. Hem de baş döndürücü bir hızla. Amerika’da konuşan bir kişinin daha Türkiye’ye gelmeden ne söylediği Türkiye’de herkes tarafından duyuluyor. Bu bilgilerin bir kısmı doğruysa da, bir kısmı yanlış olabiliyor. Yanlış anlaşılmaları önlemek için her kurum ve siyasi partinin kendisine ait bilgileri üretip ilgili hedef kitlelelerine ilk ağızdan iletmeleri gerekiyor. Muhatapların doğrudan bilgilendirmesi zaruret haline geldi. Bir koltukta birkaç karpuz Türkiye’de çok önemli kurumlar gelişip büyüdüğü gibi onlara hizmet sunan iletişim şirketleri de aynı hızla büyüdü ve bu sektör, çok profesyonel kadrolara sahip oldu. Türkiye’nin önde gelen iletişim şirketlerinden birisi olan Global’in sahibi ve aynı zamanda Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği (IPRA) Başkanı olan Ceyda Aydede ile ileşitim faaliyetlerinin önemini ve bu mesleğin kurumlara, belediyelere ve siyasetçilere neler kazandığını koştuk. Aydede, bir koltukta birden fazla karpuz taşıyabilen bir işkadını. Bu kadar meşgalenin arasında üniversitelerde iletişim dersi de okutuyor. İşte soru, işte cevap: Boğaziçi Üniversitesi’ne öğretim görevlisi olarak hâlâ gidip geliyor musunuz? Aydede: “Şu anda Yeditepe Üniversitesi’nde master öğrencilerine ders veriyorum. Öğrencileri, halkla ilişkiler konusunda bilinçlendiriyorum. Buna ders de denmez aslında. Onlara, hayatta karşılacakları olayları gösteriyor ve bir oyun gibi oynuyoruz o rolü.” Dünya gazetesi ile Global’in birlikte yaptığı ‘Genç Girişimci Yarışması’ vardı, ne durumda o? Aydede: “Geçen sene Dizayn Grup, Filipinler’de ödül aldı. Daha önce Çin’de İzzet Garih almıştı. Ayrıca, Cem Çelebiler (Polonya), Haluk Özyavuz (Portekiz) da ödüllü girişimcilerimizden. Bu sene 5 Aralık’ta dünya yarışmasını yapıyoruz; İstanbul’da yapılacak olan bu yarışmaya Çin, Rusya, Tataristan, Filipinler, Dubai, Macaristan, Bulgaristan, Romanya, İngiltere, İrlanda...gibi 14 ülke katılıyor.” Tesadüfen kongre kazandırdık Nasıl başladı bu olay? Aydede: “Tesadüfen. IPRA Toplantısı’nda tanıştığım bir hanım anlatmıştı bana. Enteresan geldi. Türkiye bacağı olduk önce. Sonra bu yarışmanın Türkiye’de yapılmasını talep ettik. Bizim ısrar ettiğimizi görünce, ‘Peki’ dendi ve İstanbul’da yapacağız bunu.” IPRA Başkanı’nın Türk olması ne kazandırdı? Aydede: “Bir kere 2005 Kongresi’ni kazandırdı. Türkiye için hem imaj, hem de ticari bir kazançtır bu. Ortalama bin kişi katılıyor ama biz bu rakamı bin 500’e çıkarmak için çabalıyoruz. ‘100 ülke, 1000 üye’ diye bir hedefim vardı. Üye sayımız bini buldu. Komşu ülkelerden çok üye katılımı oldu bu dönemde. Türkiye dışarıda iyi tanınıyor mu? Aydede: “Hayır. tanınmıyor. Gelen, şaşırıyor. Ay, Türkiye bu mu? diye. Görünce çok beğeniyorlar ama eksik tanıtımdan dolayı yavaş yürüyor. Köp topal gidiyor yani.” Birincilik için ümitliyiz Yarışmaya ilgi nasıl, bu sene Türkiye’den birinci çıkar mı? Aydede: “Ümitliyiz. İzmir’den aday yok diye üzülüyorduk. 7 tane birden geldi. Ödüle aday olan Türk şirketi sayısı 30’u bulacak bu sene.” Kurumlar için olduğu gibi metropoller için de iletişim faaliyetleri önemli mi? Aydede: “Bazı şehirlerin tarihine, kültürüne ve hayat tarzına bakıp bu şehre çok fazla turist gelmesi gerektiğini düşünüyorsunuz ama gelmiyor!.. Sebep, elbette ki iletişim eksikliği. İstanbul mesela. Bu şehrin ambalajlama eksiği var.” Ne yapmak lazım? Aydede: “Belediye başta olmak üzere, sanayici, eğitimci, turizmci hepsi ama hepsi el ele vermeli bir kere. İstanbul’un pazarlanmasıyla ilgili düzgün bir politika üretilmeli evvela. İstanbul, Türkiye’yi yansıtır. Yeter ki bu şehir bir marka haline getirilebilsin.” Sizin de böyle faaliyetin içinde olduğunuzu öğrendim. Ne yapıyorsunuz? Aydede: “Reklamcılar Derneği Başkanı Nesteren Davutoğlu ile Turizm Yatırdımcıları Derneği (TYD) Başkanı Tavit Köletavitoğlu ve ben, bir araya gelip Türkiye’nin tanıtımıyla ilgili konuştuk önce. Türkiye’yi tanıtmak için bir şeyler yapılıyor aslında ama herkes kendine göre bir şey yapıyor. Belli bir stratejiyle bütünün tanıtılmasının daha doğru ve dolayısıyla daha faydalı olacağını düşündük ve Türkiye’yi bir marka yapmaya ilk adım böyle atıldı. Marka mantığıyla tanıtım yapılması herkesin aklına yattı ve sonra Tanıtım Konseyi kuruldu.” Yetkililerle paylaşacağız Faaliyet devam ediyor, öyle mi? Aydede: “Gayet tabii. Bu arama konferanslarının raporları alındı. Önceki hafta bir araya gelip, raporlardan çıkan verilere göre stratejiler oluşturulmaya başlandı. Bir taraftan da gençlerden oluşan 12 kişilik bir gönüllü grup da bu çalışmalar sonunda çıkan bilgileri projelendiriyor. Ben de uluslararası kontakları kurmakla görevliyim. Türkiye ile ilgili fikir üretebilecek veya daha önce başka ülkeler için bu tür çalışmalar yapmış kişileri yine gönüllü olarak Türkiye’ye getirmeye çalışıyoruz. 6 yabancı uzman bulundu da. Önümüzdeki günlerde onlarla bir araya geleceğiz. Elimizde net bir plan olduğunda da bunu Ankara’daki yetkililerle paylaşmayı düşünüyoruz.” Bu işin Ankara ayağı da var, demek ki? Aydede: “Var tabii. Prof. Dr. Nabi Avcı var, mesela. Biliyorsunuz, Başbakan Danışmanı. Onun da desteği ve denetimiyle bazı şeyler yapılıyor.” İletişim neden gerekli Kurumlar neden iletişime ihtiyaç duyar? Aydede: “Çünkü, iletişim çağında yaşıyoruz. Kurumlar, mesajlarını en etkin şekilde hedef kitlelerine iletmek zorunda. Bilgi her yere ulaşıyor. Doğrusu da geliyor, yanlışı da. Kurumlar eğer kendilerine ait bilgilendirmeyi yapmazlarsa, meydanı başkalarının kendileri için yaydığı bilgiye terk etmiş olurlar. Dolayısıyla doğruyu, ilk ağızdan söylemeleri bir yerde zorunluluk haline geldi.” İletişimin para kazanmaya katkısı oluyor, demek ki! Aydede: “Olmaz olur mu? Satışa, pazarlamaya, ortak ve kredi bulmaya, yatırım yapmaya... hepsine ama hepsine kurumun itibarının katkısı var. Madem ki itibar iletişimle pekiştiriliyor, o halde bu fonksiyonların iletişimsiz olmayacağı kendiliğinden ortaya çıkıyor zaten.” Türkiye’deki şirketlerdin iletişime bakışı nasıl? Aydede: “Son 10 senede çok değişti. Sıcak bakan çok modern şirketler var şimdi. Hatta, Anadolu’daki KOBİ’ler bile bu konuya çok ilgili. Onlar da iletişimin önemini anladılar” Biz çalıp biz oynuyoruz İstanbul’un tanıtımında belediyenin rolü nedir, sizce? Aydede: “Belediye gelirlerinin bir kısmının tanıtıma ayrılması lazım. O paraların kişisel tanıtıma değil, şehrin tanıtımına ayrılması şart. Formula1’de güzel bir formül bulundu mesela. Esas problem koordinasyonsuzlukta. Önce bir model geliştirmek ve ona da bütçe ayırmak gerekiyor. İstanbul’u bilboardlarda tanıtıyoruz ama bunu başka ülkelerde yapmak gerekiyor.” Çetin Altan’ın ‘Türke Türk propogandası’ dediği gibi mi oluyor yani? Aydede: “Bu işin ne kadar önemli olduğunu anlatmak için o da gerekli ama onun da başka yöntemleri var tabii.” Siyasetçinin de iletişim desteğine ihtiyacı var mı? Aydede: “Herkesin bir iletişimci tarafından yönlendirilmesi lazım. İletişim o kadar önemli bir konu ki, çok planlı proğramlı yapılması gerekiyor. İletişimcinin, devamlı araştırmalar yaparak; hizmet verdiği kişi ve kurumun yönünü revize etmesi lazım. Siyasetçi için ihtiyaç var mı, yok mu tartışmasından daha çok, şart olduğunu söylemek lazım. Politikacının şeffaf, doğru ve sözünün eri olması gerekiyor. Söylediği bir şeyin arkasında durabilmeli. Olur olmaz konuşmamalı yani. Desteksiz atma devri geçti.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT