BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Rüşvet alayım mı amirim?”

“Rüşvet alayım mı amirim?”

Türkiye’de memur zinhar rüşvet almaz!.. Rahmetli Özal, durup dururken ortaya, ‘Benim memurum işini bilir’ diye bir söz atıp memurun üzerine gölge düşürdüyse de o yine de yolsuzluğa hiç tenezzül etmedi!..



Türkiye’de memur zinhar rüşvet almaz!.. Rahmetli Özal, durup dururken ortaya, ‘Benim memurum işini bilir’ diye bir söz atıp memurun üzerine gölge düşürdüyse de o yine de yolsuzluğa hiç tenezzül etmedi!.. Bunların hepsi palavra. Bu sözler, kendi kendimizi tatmin etmekten öte hiçbir mana ifade etmiyor. Bir memur punduna getirirse rüşvet alır. Hem de bal gibi alır. Rüşvet alan memur; Özal dedi diye almıyor bir kere. Özal sadece, bir gerçeğin su yüzüne çıkmasını sağladı, hepsi o. Bu kokuşmuşluğa sebep tabii ki sistem. ‘Almasın’ temennisiyle sistem kurulmaz ki. Sistem, ‘Sıkıysa alsın’ diye kurulur. Buna rağmen alan olursa, ona da müeyyide ne ise uygulanıp cezası verilir. Bu sistemi kurmak çok mu zor? Bence değil. Yeter ki, istensin!.. Kendisini rüşvete zorlayan iki arkadaşını öldürmekle yargılanan polis Emre Şen’in davası sürüyor. Genç polis çok garip bir iddiada bulundu: ‘Rüşvet almam hususunda baskı vardı. Uyuşturucu bağımlısı yapılmak istendim!’ Emniyet Genel Müdürlüğü ise ‘Yok böyle bir şey. Onun psikolojisi bozuk’ deyip konuyu kapatmaya çalıştı. Maksat belli. Mesleğin itibarını korumak!.. Emniyet Genel Müdürü’nün niyetinin halisliğinden şüphe eden yok ama ‘Kol kırılır, yen içinde kalır’ demekle de bir yere varılmıyor. Bu da ayrı bir gerçek. İyi niyetli birçok kişi, bu ve benzeri olaylara ‘Çürük elma’ muamelesi yapıyor. Kazın ayağı öyle değil işte. Koskocaman Emniyet camiası, esas olayların üstü örtüldüğünde yara alıyor, yıpranıyor. Polis memuru Emre Şen, kendisine yapıldığını iddia ettiği çirkin teklifi, keşke amirine şikayet edebilseydi, öyle bir imkanı olsaydı keşke. Konuşur, kendisine sahip çıkıldığını hisseder ve böyle bir cinayeti işlemezdi. Yahut da haksızlığını anlar, özür dilerdi. Fi tarihinde vergi dairesi şefi olan birisiyle tanışmıştım. Rüşvet alıyordu. Ona, bunun nedenini sordum. Aradan 20 sene geçmiş olmasına rağmen sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor. ‘Rüşvet almasaydım, asla şef olamazdım. Şimdi müdür olmak istiyorum. Yine rüşvet alacağım. Mecburum buna!’ Okuldan mezun olmuş sayısız genç tanıdım. Hepsi pırıl pırıl ve istisnasız çok idealistti. Fakat ne yazık ki, o çocukların meslekteki ilk 5 seneleri, içine girdikleri sisteme uyum sağlamakla geçiyor. Kimi uyup emir kulu oluyor. Kimi uyamayıp psikopat!.. Dertlerini anlatacak birileri yok ki!.. Gencecik adam. İşe başlıyor. Dürüstlüğün takdir edildiği, yolsuzluğun cezalandırıldığı bir iş ortamına girdiğini zannedip dört elle sarılıyor işine. Fakat, gün geçtikçe kazın ayağının öyle olmadığını fark edip bunalıma giriyor. Ayağının altındaki kumlar kaydıkça panikliyor ve artık onun için ‘depresyondayım...’ dönemi başlıyor. O da para etmiyor ve sonunda karar günü gelip çatıyor. Tamam mı, devam mı? Tamamsa, yapacağı belli: Çantayı alıp gitmek!.. Devamsa, o da belli: Statükoya uymak; yani, rüşvet!.. Bu pisliğe istemeden bulaşanların sayısı tahminlerin çok fevkinde, hem de çok! Sistem, onları bu yozlaşmaya adeta itiyor. Onların batarken attığı çığlığı tek bir Allah kulu duymuyor! Şayet rüşvet dizboyu olmasaydı; Türkiye, yolsuzlukta 13 basamak daha gerileyip ‘kirli ülkeler’ arasında 77. sıraya düşer miydi? Keşke, o genç polisin mahkemesi canlı yayında verilse de herkese ibret olsa. Keşke!
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 105762
    % -1.08
  • 3.5302
    % -0.22
  • 4.128
    % -0.58
  • 4.5356
    % -0.3
  • 144.128
    % -0.26
 
 
 
 
 
KAPAT