BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dünyanın başına yıkıldığını sandı!.. -55-

Dünyanın başına yıkıldığını sandı!.. -55-

Orhan dünyanın başına yıkıldığını düşündü. Mahkemeye oğlunun hayatını idame ettirebileceğine dair verebileceği hiçbir garantisi yoktu. Onu hayata bağlayan tek varlığı elinden almaya yelteniyorlardı. Bir yardım istercesine baktı avukatın yüzüne...



Bir taksi çevirdi Orhan. Mustafalar’ın evine gittiler. Şaziye hanım ilgiyle karşıladı onları. - Ah yavrum, Mustafa anlattı olanları, çok üzüldüm. Tabii bakarım ben bu küçük aslana. Sen git işini gör... Orhan oradan ayrıldıktan sonra doğruca atölyeye gitti. Feyyaz bey daha çıkmamıştı. - Patron, beni mahkemeye vermişler. Oğlumu istiyorlar. Yaşlı adam şaşırmıştı. Celbi aldı eline dikkatle okudu. Dişlerinin arasından fısıldadı: - Hay Allah kahretmesin, bu yapılır mı yahu... Dur bakalım, hemen ümitsizlenme. Benim avukat bir müşterim var. Onu bir arayalım. Hemen telefona sarıldı. Birkaç kelimeyle durumu anlattı. Sonra başını sallayarak kapattı telefonu. - Yürü Orhan, bürosuna gidiyoruz. Bekliyor bizi. Feyyaz beyin arabasına atladılar. Mecidiyeköy’de büyük bir iş hanındaydı avukatın bürosu. Merdivenleri hızla çıktılar. Avukat, Feyyaz bey yaşlarında uzun boylu, beyaz saçlı bir adamdı. Mahkemeden gelen kâğıdı dikkatle inceledi: - Evet, velayet davası açmışlar. Böyle bir hakları var. Şimdi senin durumun önemli delikanlı. Eğer bu çocuğun bakımını sağlayabilecek imkanın yoksa, işin zor. Çatır çatır alırlar çocuğu. Orhan dünyanın başına yıkıldığını düşündü. Mahkemeye oğlunun hayatını idame ettirebileceğine dair verebileceği hiçbir garantisi yoktu. Onu hayata bağlayan tek varlığı elinden almaya yelteniyorlardı. Bir yardım istercesine baktı avukatın yüzüne. Adam gözlüklerini çıkardı: - Bak oğlum, durumu anlattın bana. Hiç de iç açıcı değil. Belki böylesi oğlunun istikbali açısından daha iyidir, hisleri bir kenara koyup mantıklı düşünmek lazım. Belki acı konuşuyorum ama doğrusu da bu. O küçücük bir çocuk, istikbali var, sen ne kadar ve ne verebilirsin, bence uzun uzun düşün. Zaten bu şartlarda sana hiçbir garantiyi hiçbir avukat veremez. Aylık gelirin belli, yaşadığın yer belli. Sanıyorum bunların hiç birisi bir çocuğu büyütmek için yeterli değil. Oğlunu seviyorsan.... Durakladı, çaresizce çırpınan genç adama baktı. *** Orhan gözlerini kıstı: - Bana ondan vazgeçmemi söylüyorsunuz değil mi? Avukat yüzünü buruşturdu: - En mantıklısını söylüyorum... Orhan acı bir şekilde gülümsedi: - Sizin çocuğunuz var mı avukat bey? - Tabii var, iki tane. Ne demek istediğini anlıyorum. Ama ben senin yerinde ve bu şartlarda olsam çocuğumu düşünürüm. Onun geleceğini düşünürüm. Yarından sonra işe başladığın zaman ne yapacaksın? Hele hele onu yetimhanede baktırmayı düşündüğünü hakim duyarsa, mahkemeyi uzatmaya bile gerek görmez... Orhan yutkundu. Ellerini kaldırdı iki yana: - Başka çarem yok. Ama ben anasız babasız büyüdüm. Bilirim onun ne demek olduğunu, biricik oğlumu da... Avukat bir el işaretiyle kesti onun sözünü: - Ama o kendi dedesinin ve anneannesinin yanında büyüyecek. Şunu yapabiliriz. Mahkemeden oğlunu istediğin zamanlarda görebilmen için karar çıkartırız. Senden temelli kopartamazlar. Zaten buna hakkın var. Bakımını onlar üstlenir, ama babasının varlığını da inkâr edemezler. Ne dersin? DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT