BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Önce Can Dündar’a bravo!

Önce Can Dündar’a bravo!

Bizim bu köşede sık sık spor dışına da taşıyoruz.



Önce Can Dündar’a bravo! Bizim bu köşede sık sık spor dışına da taşıyoruz. Bu defa da Can Dündar’ı kutlayacağım... Nejat Eczacıbaşı’nın hayatını ekrana öyle bir taşımış ki, aslında bu, bir fâninin yaşantısı değil, insanın ülkesi için neler yapması gerektiğinin dersi idi. Bu müthiş belgeselde bir bölüm vardı ki, içim yandı. Rahmetli Nejat Bey’in, yine kendisi gibi merhum Cumhurbaşkanlarımızdan Celâl Bayar’ın dostu olduğu gerekçesiyle fabrikası asker ablukasına alınmış ve didik didik aranmış. Yanlış anlamadıysam, ülkenin kalbine saplanan bir hançer olan 27 Mayıs ihtilâli, ya da rezaleti, kepazeliği, vicdansızlığı, Nejat Bey’in bir kardeşinin de kahırdan ölmesine neden olmuş. Görüntülere baktım da, bu ülkenin gençleri tankların üzerinde sevinç turları atıyor. Ben o zaman 16 yaşındaydım. Sadece ağladım, üzüldüm, kahrettim ve de çokça utandım. Ne ülkeyiz be!.. İpimiz, sapımız belli olmuyor... Daum’un babasının paraları ya!.. Gazetelerde geçtiğimiz cuma bir haber vardı... F.Bahçe Teknik Direktörü Daum, kadroya giremeyen futbolculara da tam prim verilmesini isteyecekmiş. İster tabii... Hayatında görmediği kadar parayı F.Bahçe’de gördü. Eh, düne kadar da zaten oynayana, oynamayana, kazanana, kazanamayana, herkese, her yere saçılmıştı. Hatta öyle ki, yarın Real Madrid’e 50 milyon dolara satılacak diye alınan Johnson’a bile... Koşun koşun, batan geminin malları bunlar... Siz de alın! Canaydın’a yakışmadı! G.Saray Başkanı Özhan Canaydın, basındaki bazı kişilerin kendisinin ölmesini istediğini söyledi. Şaşmamak mümkün değil... Bu nasıl bir yakıştırma sayın başkan?.. Gazeteci sizin ölmenizi neden istesin? Yoksa aramızda G.Saray Başkanlığı’na soyunacaklar mı var? Sizin gibi son derece muhterem bir kişinin ölmesini kim ister ki?.. G.Saray genel kurul üyelerinin de, bildiğim kadarıyla, böyle bir istekte bulunacağını sanmıyorum. Ama günümüz G.Saray’ını da, sizin yönetemeyeceğinizi ben daha seçildiğinizin iki gün sonrasında bu köşede yazmıştım. Çünkü köprülerin altından çok sular geçti... UEFA Şampiyonu olmuş, Süper Kupa’yı kazanmış bir takımı yönetmek için artık çok başka unsurların bir araya gelmesi gerekiyor. Hakan Şükür’e tam destek! Ben Hakan Şükür’ü; bu ülke futboluna uluslararası alanda en büyük, en etkili katkıyı yapmış futbolcu olarak görürüm. Milli maçlarda 40, Avrupa Kupaları’nda 31 olmak üzere 71 gol atmış bir oyuncuyu da başka türlü tarif etmek mümkün değildir. Hele hele son Ümit Karan ve Volkan için yaptığı yorumu avuçlarım patlayana kadar alkışlarım. Çünkü Hakan’ın kendisini, hem de en tantanalı yıllarında, bir gece yaramazlığında gören olmuş mudur? Bence Rüştü Reçber, Bülent Korkmaz, Hakan Şükür bu ülkenin model, örnek futbolcularıdır. Hakan da, takıma katkı için böyle yaşanması gerektiğini söylediyse, Hakan mı hatalı, yoksa bunu yaşamayıp çaptan düşenler mi? Bu son maç mı? Milli maçın bitimine 2 dakika kala tribünden ayrılmıştım. Ertesi gün gazetelerden okudum. Habere göre, F.Bahçeli oldukları bilinen bazı taraftarlar Haluk Ulusoy’u istifaya davet etmişler. Eh, bunu maçtan önce sorsalardı, olur demek, Amerika’yı yeniden keşfetmek olmazdı. Bakalım, Şükrü Saracoğlu Stadı’nda, pardon sarayında, ilk milli maçı ne zaman oynayacağız... Öcal Ağabey’den devamla... Mustafa Denizli, bir ropörtajda, galiba bizim Kâzım Kanat’a, öyle bir İngiltere maçı tertibi söylemişti ki geçen hafta içinde... Böyle bir takımı tribün bile düşünemez. Öcal Uluç ağabey de, cumartesi günkü yazısında Denizli’nin canına okumuş. Zaten aynı hoca benim 2000’de Avrupa Şampiyonluğumu da yemişti. 15 gün önce UEFA Kupası’nı kazanan G.Saray dururken, tutmuş Sergen, Tayfur, Tayfun, Abdullah, Ogün’le oynamıştı. Takıma bakın şimdi: “Fatih bir kenarda, iİbrahim diğer kenarda... Herhalde ortası Alpay, Bülent olacak, bunu söylememiş... Orta saha Emre, Sergen, Yıldıray... İleri uç da Nihat, İlhan... Ben bu satırları maç oynanmadan beş-altı saat önce yazdım. İşte, 2000’in bir örneği daha... Sonra da benim spor basınım böyle bir hocayı ülke futbolunun kurtarıcısı olarak gösteriyor... Harikasın Ömer Söztutan! Bizim gazetede Ömer Söztutan’ın “Söz Market” etiketli bir köşesi var. Çok kaliteli bir mizah yapılıyor orada... Tavsiye ederim. Cumartesi günkü köşede de harika bir bölüm vardı. Aynen şöyle: “Teşekkür Belgesi - 10 yılda yaptırdığı 134 stad maketiyle oyuncak sektörüne yaptığı katkılarından dolayı G.Saray Spor Kulübü’ne teşekkürlerimizi sunmakla kıvançlıyız. “LEGO” Altında da: Ali Sami Yen Projeleri... Nasıl? Harika değil mi? Protokol rezaleti! Baktım da, adam olmayacağımıza bir kere daha karar verdim. Protokol tribünü 100 kişilikse, dolmuş 1000 kişi... İngiliz basınına ayrılmış yerden, gazetecinin maçı izlemesi mümkün değil... Bizim TSYD Başkanı Onur Belge bağırıp çağırıyor, yırtınıyor... “Ayıp beyler” diyor... Dinleyen kim? Bu işe Ankara’dan çözüm bulunmalıdır. Mehmet kardeşim, herhalde Onur’un sesini, daha doğrusu onun ağzından çıkan ortak sesimizi duymalıdır. İşte Sergen! Yılda bir veya iki maç oynayan, iki ölü topu hedefe isabet ettiren, iki pas verebilen, sonra sürekli sakat, yorgun, arızalı olan futbolculara, 2000’li yıllarda yer kalmamıştır. Ama burası Türkiye’dir... Burada, futbol oynadığı yıllarda kalıp, hâlâ mantık dokusunu modernleştirememiş futbolcu eskileri 1950’li yılların anlayışıyla yazıp çizmekte, ekranlarda yorum yapabilmektedir. Asrın futbolcusu Zinade’la Sergen’i kıyaslayacak, hatta Sergen’i bir süper ama aynı zamanda da dünyanın en çok koşan futbolcusundan daha önde gösterecek kadar çağdışı kalmış bir anlayış, işte böyle Milli Takımlar Teknik Direktörü’nü de, onun ekibini de yakar... Maçın en diri bölümlerinde bir kişi eksik oynadığından, orta alanı ile ileri ucu arasındaki bölgeyi kullanamayan, zaman zaman rakibine kaptıran Milli Takım, bu büyük açık yüzünden o kadar çok pozisyon verdi ve konsantrasyonunu kaybetti. Oysa Şenol, kadroyu açıklarken, Chelsea maçından sonra Elazığ’da 20. dakikada imdat istemiş bir oyuncunun böyle bir maçı kaldıramayacağını açıklamalıydı. Bak; Sergen’in kornerleri... Kaleye bile yetiştiremedi... Ayrıca, lig bittikten sonra Konfederasyon eziyetini çekenlerle, aynı tarihlerde Marmaris’te keyif çatanları birbirinden ayıramazsanız, kimse size “Paşam” demez... Yıldırım’a karşı aday çıkmalı mı? Bakıyorum da, bizim spor basınının mâlûm kanadı, yani F.Bahçeli olup da, iktidara yapışanları, önümüzdeki kongrede başkan Aziz Yıldırım’a rakip çıkmaması gerektiğini yazıp duruyorlar... Acaba neden? Şayet onbin üyeli F.Bahçe’de başkanlığa Yıldırım’dan başkasını lâyık göremiyorlarsa, o zaman 96 yıldır yalan mı söyleniyordu? Bu ne biçim maziye, tarihe saygı? Tek adamlık hangi kuruma, kuruluşa, ne kazandırmıştır? Muhalefetin olmadığı yerde iktidarların yanlış yapmamaları mümkün müdür? Ama spor basınının mâlûm kesimindeki teşkilat reisi, bir zamanlar yapışık ikizler gibi yaşadığı başkanla arası şimdilerde biraz açık da, onu kapatmaya çalışıyor. Rüştü değişmiş! Barcelona’da henüz resmi müsabaka yapmamış olmasına rağmen, Rüştü’nün çabukluk, sürat, güven kazanmış olduğunu gördüm. Demek ki, Rüştü F.Bahçe’deyken de bu kadar çalışsaydı, Barcelona’da yedek de kalmazdı. Bana kalırsa, Rüştü’nün Barcelona’da yedek kalışı biraz milliyetçilik, çokça da idman eksikliğinin yakalanmasıdır. Haber Türk! Beşiktaş’ın Chelsea maçından sonra Haber Türk’teki, genç bir gazeteci olan Tarık’ın “Editoryall” adlı programına konuk oldum. Bu televizyon kanalının binasından içeri ilk defa giriyordum. Yerleşimine bayıldım. Dinamizm kokuyordu her metrekare... Ama asıl beni etkileyen, patron, ya da her şey olan Ufuk Güldemir’in, sanki çok sıradan bir işçi gibi çalışanlarının arasında turlamasıydı. Bu tablo beni Kemal Ilıcak’lı, bir daha benzeri olmayacak Tercüman Gazetesi yıllarına götürdü. Bravo doğrusu... Rıdvan’dan hoca olur mu? Uzatmadan hemen cevap vereyim: Hayır! F.Bahçe’ye getirildiği gün de, çıkıp, hem de Divan’da, “Arabayı bir ay sonra duvarlara çarpar” demiştim. Çarpmıştı da... Şansal Büyüka, yazlığında Aziz Yıldırım’la Cemil Turan’ın altından girip üstünden çıkmıştı Rıdvan’ı getirebilmek için... Allah’ın işine bakın ki, Rıdvan tam Şansal’ın kanalını kurtarırken, Karşıyaka’ya kaçıverdi. Demek ki, Rıdvan’dan ancak gezmek, eğlenmek için arkadaş olur, işe geldi mi, fiyasko... Ve de Karşıyaka ilk maçında nakavt... Yahu, bu yöneticiler akıllarını peynir ekmekle mi yediler? Teknik adamlık ciddiyet ister... Tebrikler Selçuk! Selçuk Manav, yani ATV Spor servisinin canı, kanı, özel haber üretim merkezi Selçuk Manav, geçtiğimiz pazar akşamı evlendi. Ve biz de iyiden iyiye yaşlandığımızı anladık. Selçuk’u babası Yalçın kardeşim 17 yaşındayken bana teslim etmişti. Selçuk, o sene lise sonda beklemeliydi. Yalçın teslim ederken, “Bu 40 sene önceki maçların sonucunu bile gol dakikalarıyla biliyor” demişti. Baktım, doğruydu. Selçuk, adeta ayaklı arşivdi. Çalıştı, didindi, araştırdı ve başardı. Hem de ne başarma... Bendeniz o zamanlar ünlü olduğu kadar, dünyanın bir numaralı Fransız spor gazetesi L’Equipe ve onun yayını olan ünlü futbol dergisi France Football’un Türkiye muhabiri idim. Baktım Selçuk, Saint Benoit’lı olduğu için Fransızca biliyordu, dört beş yıl sonra bu güzel ve anlamlı işi ona devrettim. Fransız dostlarım, “Yahu bu çocuk, yapamaz” dediler ama, ben emindim. Selçuk bununla da yetinmedi, tuttu İtalyanca ve İspanyolca öğrenip, o ülkelerin ünlü gazetelerinin de muhabirliğini kaptı. Selçuk, başkaları gibi, biz 33 yaşında Dünya Kupası’na gittik diye, içine sindiremediğinden 35 yaşında lisan öğrenmek için el alemin paralarıyla İngiltere’ye gitmedi, söz konusu lisanları İstanbul’da öğrendi. Selçuk ve eşi Serpil’i bir daha kutluyor, düğüne beş dakikalık da olsa, yıllarca haber için peşinde koştuğu G.Saray takımından ne bir teknik adam, ne bir futbolcu gelmemesini kınıyorum. Allah’tan Abdurrahim Albayrak ve Turgay Vardar vardı.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 105324
    % 0.39
  • 3.472
    % -0.6
  • 4.1656
    % -0.39
  • 4.7068
    % -0.13
  • 146.472
    % -0.39
 
 
 
 
 
KAPAT