BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Züğürt Ağalar

Züğürt Ağalar

Asker tezkeresi bekler gibi 11 Ekim’i bekledik durduk hep.. “Gel tezkere geeel!” İngiltere’ye ilk golü atmanın, ilk galibiyeti almanın hayali ile 11Ekim’i iple çektik...



Asker tezkeresi bekler gibi 11 Ekim’i bekledik durduk hep.. “Gel tezkere geeel!” İngiltere’ye ilk golü atmanın, ilk galibiyeti almanın hayali ile 11Ekim’i iple çektik... Maç saatine kadar havamızdan geçilmiyordu... Maç bittiğinde ise maça damgamızı galibiyetle değil, skandallarla vurduk... Çünkü, adam kovalama bizdeydi... Pataklama bizdeydi... Adımıza leke sürme bizdeydi... *** Çünkü biz bu maça, gerek medya, gerekse kafa olarak hazır değildik... Hep boş şeylerle uğraştık... Tarihte kalan 8-0’lık kara lekelerin file bekçisi “Kova Yaşar’ı” son bir haftada medya yıldızı yaptık... Yaşar, sırıtarak ve utanmadan hep yediği 8 golün hikâyesini, kendine göre esprilerle süsleyip reyting yaptı... İnsanın, hayatında hatırlamak istemediği bir iki anısı mutlaka vardır... Ama Yaşar, o “Kova Yaşar” hep İngiltere maçlarının öncesinde, televizyon bülbülü oldu... Tutamadığı, yumurtladığı topları, hâlâ hazmedememenin mutluluğuyla (!) bizlerle alay etti... Ve o televizyonlar bu Yaşar’a çanak tuttu... Sanki 11 Ekim’de Yaşar’ın yaş günü vardı da, ona Saracoğlu Stadı’nda pasta kesecektik... Medyayı sadece Yaşar mı meşgul etti? Yoo... Atatürk Havalimanı’nda David Beckham’a kitabını imzalattırmak için, güvenlik çemberini yaran 16 yaşındaki Gülşah da, milli maçın diğer yıldızıydı... O da, Yaşar amcası gibi, gazete gazete, televizyon televizyon dolaştı ve 11 Ekim’in bir diğer starı oldu... *** Biz; İngiltere karşılaşmasının önemini, ne vatandaşımıza anlatabildik, ne de sporcumuza... İşin magazin boyutlarıyla uğraşma hastalığımız yüzünden, milletçe motive olamadık o maça... Kimse Şenol Hoca’yı suçlamasın, federasyonu suçlamasın... Suçlu medyadır... İşi cıvıtmadaki ustalığımızı bir defa daha göstermenin ukalalığı ile, reyting kapmanın yarışına girip, havamızı, Portekiz biletimizi ve centilmenliğimizi kaçırdık... Umutlarımız henüz tam bitmese de, Letonya ile oynayacağımız baraj maçlarının şimdiden magazinsel yönlerini araştırmaya başladık bile... Nasıl işi cıvıtırız, nasıl kamuoyunu maça değil, promosyona, şamataya doyururuz, biz şimdi bunun telaşı içindeyiz... Bilerek Türk Milli Takımı’na verdiğimiz zararın büyüklüğünü ne zaman anlayacağız ki?.. Kavgadan, şamatadan uzaklaşıp, ne zaman sadece spora odaklanacağız ki? Ne zaman adam gibi davranıp, Milli Takım’ı yürekten destekleyeceğiz, ona moral şırınga edeceğiz? Bu kadar zor mu bütün bunlar Allah aşkına? *** Geçenlerde, Türkiye Gazetesi’ne G.Saray, Beşiktaş ve F.Bahçe’nin basketbol coachları, kaptanları ve yöneticileri geldi... Onları dinlerken gerçekten çok üzüldük, çok utandık ve çaresizliklerinin karşısında küçük dilimizi yuttuk... O mangalda kül bırakmayan “3 büyükler” meğer, maddi açıdan resmen “3 cüceymiş...” Ceplerinde harçlık, sırtlarına forma bile alacak parası olmayan basketbolcuların, deplasmanlara vadeli uçak biletleriyle gittiklerini duymak çok acı... Karın tokluğuna oynadıkları basketbolun hakkını verebilmek için akıttıkları ter, verdikleri mücadele için onları yürekten kutlamak gerekiyor... Hangi sporcunun, hangi yöneticinin cebinde o gün para varsa, onu paylaşarak “3 büyüklerin” adını ayaklar altına aldırmayan bu basketbolcuların her birini alınlarından öpmek lâzım... Geçen sene TRT’nin verdiği bir nevi ulûfe ile yaşayabilen “3 büyükler” bu sene resmen yoğun bakımda... Taraftarına atacak forması yok, ayağına giyecek şortunu bile, tanıdık spor mağazalarına rica ile diktirebilen bu “Züğürt Ağalar’ın” her biri birer Şener Şen... Yoklukları, ekmeklerine katık yapıp yiyen, mutsuzluklarını forma aşkı altına gizleyen basketbolcuların dramı bakalım ne zaman bitecek... *** İşte bizler, müessese takımlarının, paraya para demeyen İbrahimli kadrolarıyla boy ölçüşmeye kalkışan F.Bahçe, G.Saray ve Beşiktaş’ın durumlarını, gerçekten içler acısı basketbolcularının dramını gözler önüne seremezken, hâl⠓Kova Yaşar” la kafa buluyoruz... Diyemiyoruz ki; “Eyy Aziz Yıldırım... Ortega’ya kaptırdığın 11 milyon doların onda birini basketbol şubesine versen, salonlarda fırtına gibi esen bir F.Bahçe bulursun!” “Eyy Özhan Canaydın... Ey Fatih Terim... Bir sürü yabancı yanlışlıklarından sadece birisinin parasıyla G.Saray, potalarda adam gibi fırtına estirir” “Ve eyy Serdar Bilgili... 9 milyon dolar borcumuz kaldı diye övünürken, basketbolu üvey evlat gibi görmenin çelişkisini bir anlayabilsen!” Bu dünyada, ağlamayana meme verilmiyor... “Züğürt Ağalar” gibi sahipsiz bırakılan “3 büyüklerin” basketbol şubeleri, bağıra bağıra hıçkırsalar da, onlara su vermeyen, “Ne haliniz varsa görün” diyen yöneticilere yazıklar olsun... Havaları batsın... Sesini, gözünü, biraz da gerçeklere çevir, sevgili medya...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT