BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Efsane Istanbul’da

Efsane Istanbul’da

Dünyanın en büyük savaş fotoğrafçısı olarak kabul edilen Robert Capa’nın 1946 yılında bir belgesel hazırlamak için geldiği sırada Türkiye’de çektiği fotoğraflar Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde sergileniyor.



John Steinbeck’in “Savaşın resminin çekilemeyeceğini çünkü savaşın büyük ölçüde duygu olduğunu biliyordu. Ama o bu savaşın sürdüğü yerde, savaşın içinde fotoğraf çektiği için duyguları belgeleyebiliyordu. Bütün bir halkın dehşetini tek bir çocuk yüzünde gösterebiliyordu” dediği Capa’nın Türkiye macerası, Time’ın çıkardığı haber ve belge dizi Marc of Time tarafından 1946’da bir Türkiye belgeseli yönetmek üzere görevlendirilmesiyle başlar. Capa, March of Time’ın Paris bürosundan gelen kameraman Paul Martelliäre ile aynı gün, 21 Kasım’da Türkiye’ye varır. Film çekimlerine başlamadan Capa’nın araştırma yapmaya pek zamanı kalmaz. Çetin ve kendini kaptıracağı işlere istekli olmakla birlikte Türkiye’ye gitmekte çekimser kalmıştır, çünkü daha önce hiç film yönetmediğinden bu işin kendini aşacağından korkar. Daha sonra yazılarında belirttiği gibi ‘New York’un da pek belirginleştiremediği, bir taslak bile hazırlayamadığı bir konuda bir film yapmak ‘çok hoşuna gitmiyordur. Yine de, Martelliäre filmi çekerken kendisi de bir yandan fotoğraflar çeken Capa Bergman’a şöyle yazacaktı, “Yeniden bir gazeteci oldum, çok da iyi oldu. Tuhaf otellerde kalıyorum, geceleri okuyorum ve ülkenin sorunlarını kısa sürede kavramaya çabalıyorum. Çalışmak, düşünce üretmek ve kendi başıma kalmak iyi geliyor.” “En iyi filmi çektik” Capa’nın özetlediği gibi, “Türkiye’de, hiç hazırlıksız, elimizde doğru dürüst bir senaryo bile yokken, bir de çiçeği burnunda bir yönetmenle, üstelik de altı kar fırtınasını da atlatarak iki ay içinde elden gelen en çok miktarda ve en iyi filmi çektik. Filmimizdeki heyecan ve insanca duyguların eksikliğini sıkı denetime bağlayabiliriz; kış mevsiminde ulaşım imkansızlıklarının en aza indiği şartlarda hırsızlama çekimler de çok zor oldu.” 1947 yılı Ocak ayı sonunda Capa birden hiçbir neden göstermeden film projesinin sona erdiğini bildirerek Fransa’da Megäve’de birkaç haftalık bir kayak tatili geçirmek üzere Türkiye’den ayrıldı. March of Time için yaptığı film 1947 Ağustos’unda besbelli, Joris Ivens’in 400 Milyon adlı filminden esinlenerek konmuş Türkiye’nin 100 Milyon’u adıyla gösterime girdi. Türkiye fotoğrafları Capa, İstanbul’un saray ve camilerinden Ankara’nın çağdaş yapılarına, Çanakkale Boğazı’nı koruyan bir garnizondan sınırları denetleyen bir hava üssüne Boğaziçi’ndeki balıkçılardan köylerdeki tütün üreticilerine, Cumhurbaşkanlığı makamındaki İnönü’den Demokrat Parti’nin bir toplantısına kadar Türkiye’yi neredeyse eksiksiz biçimde belgelemeyi başarır. Capa Türkiye’de adlı sergi, bu belgesel sırasında çekilen, hepsi tarihi belge niteliğindeki fotoğraflardan oluşuyor. Capa, fotoğraflarındaki duyarlılık, samimiyet ve hümanizma ile insanların savaşı yakından hissetmelerini sağlamıştı. Savaşın karşıt iki yüzünü, özellikle hava saldırılarından kaçan, ölülerinin başında ağlayan insanların yüz ve mimiklerine odaklanarak, sivilleri özellikle de çocukları fotoğraflayarak vermeye çalışmıştı. Savaş fotoğrafçısı Onun fotoğrafçılığı, savaş sırasında çektiği cesur fotoğraflardan ibaret değildi. Şehirleri, insanları, değişen, giderek karmaşıklaşan hayatı da belgeledi. Hollywood yıldızlarını, yazarları ve çok sevdiği çocukları da fotoğrafladı. Diğer yandan, Picasso, Matisse, Hemingway, Bresson, Steinbeck gibi sanatçı dostlarının portrelerini de yaptı. Yine fotoğraf peşinde koştuğu 1954 yılında Vietnam’da bir mayına basarak hayatını kaybetti. Dünyanın en büyük savaş fotoğrafçısı olarak kabul edilen Robert Capa’nın fotoğrafları 22 Kasım 2003 tarihine kadar izlenebilir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 104001
    % -1.26
  • 3.5061
    % 0.96
  • 4.1839
    % 0.36
  • 4.7509
    % 0.47
  • 145.618
    % -0.67
 
 
 
 
 
KAPAT