BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Müminlere kolay gelir”

“Müminlere kolay gelir”

Allahü teâlâ çok merhametlidir. Merhameti, pek fazla olduğundan, emri tam yapılamaz ise, kullarının yükünü daha da hafîfletmiştir.



Allahü teâlâ çok merhametlidir. Merhameti, pek fazla olduğundan, emri tam yapılamaz ise, kullarının yükünü daha da hafîfletmiştir. Meselâ, abdest alamayanlara, teyemmüm etmeğe, namazda ayak üzere duramayanlara, oturarak kılmağa, oturamıyanlara da, yatarak kılmağa, rükü’ ve secde yapamayanlara, îmâ ile (oturup, rükü’ ve secde için, az eğilerek) kılmağa, bunlar gibi, daha nice kolaylıklara izin vermiştir. İslâmiyetin emirlerine dikkatle ve insâfla bakan, bu kolaylıkları görür. Allahü teâlânın, kullarına ne kadar çok merhametli olduğunu, pek iyi anlar. Emirlerin pek kolay olmasının bir şâhidi de, çok kimselerin, emir olunan ibâdetlerin, daha artmasını istemesidir. Namazın, orucun artmasını isteyen, çok görülmüştür. Evet, ibâdet yapmak güç gelen kimseler de yok değildir. Böyle kimseler, normal insan değildir. Böyle bozuk kimselere, ibâdetlerin zor gelmesine sebeb, nefslerinin karanlığı ve şehvânî arzûlarının kötülüğüdür. Bu karanlık ve kötülükler, nefs-i emmâreden hâsıl olmaktadır. Nefs-i emmâre, Allahü teâlânın düşmanıdır. Şûrâ sûresi onüçüncü âyetinde meâlen, “İman ve ibâdet etmek, müşriklere güç gelir” ve Bekara sûresi, kırkbeşinci âyetinde meâlen, “Namaz kılmak, yalnız müminlere, Allahü teâlâdan korkanlara kolay gelir” buyuruldu. Bedenin hastalığı, ibâdetlerin yapılmasını güçleştirdiği gibi, kalbin ve ruhun hasta olması da güçleşdirir. Allahü teâlâ, İslâmiyeti, nefs-i emmâreyi, yani kötülük isteyici arzûlarından, âdetlerinden vazgeçirmek için gönderdi. Nefsin istekleri ve İslâmiyetin istekleri birbirinin zıddıdır, aksidir. O hâlde, ibâdetleri yapmakta güçlük çekmek, nefsin kötülüğünü gösteren bir alâmettir. Nefsin arzûlarının kuvveti, bu güçlüğün çokluğu ile ölçülür. Nefsin istekleri kalmayınca, güçlük de kalmaz. Sofiyye-i aliyyenin İslâmiyete uymayan bazı sözleri, hâlin kapladığı zamanda, keşf yolu ile anladıkları bilgilerdir ki, o zaman, akıl ve şuurları örtülü olduğundan, özürlü sayılırlar. Başkalarının, böyle keşflere, sözlere uyması câiz değildir. Böyle sözlere, İslâmiyete uyacak şekilde mana vermek, İslâmiyete uydurmak lâzımdır. Çünkü âşıkların, muhabbet sarhoşlarının sözleri, çeşitli manalara gelir. Bu manalar arasından, doğru ve onların büyüklüğüne yakışan manayı bulup, öyle kabûl etmek lâzımdır. Zamanımızdaki din cahilleri, yazdıkları kitaplarda, Evliyânın sözlerine yanlış manalar vererek, hattâ, onların sözü diyerek, uydurma şeyler yazıyor. Bunlara aldanmamalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT