BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dostluğun adresi: Küllük / DİYALOG

Dostluğun adresi: Küllük / DİYALOG

Tam çayı yeni demlemiştim. Daha önce hiç görmediğim, birisi içeri girdi. "Taze çayınız var mı"? dedi.



Tam çayı yeni demlemiştim. Daha önce hiç görmediğim, birisi içeri girdi. "Taze çayınız var mı"? dedi. Ben daha önce hiç görmediğim bu müşteriye "az sonra çıkacak" dedim. Müşteri taburelerden birisine oturdu. Yanında bulunan; içerisinde kitap, dergi, defter gibi eşyalarla dolu olan çantasını açtı. Bir kitap çıkarıp okumaya başladı.Ara sıra bazı yerlerini çiziyor, bazen notlar alıyordu. Daha önce görmediğim bu müşteri yaş itibariyle öğrenci olamazdı. Ben yan gözlerle ona bakıyor, bir yandan da servis hazırlığı yapıyordum. Az sonra ona seslendim: "Çayınız nasıl olsun efendim?" Kısa bir sükûttan sonra bana "normal" dedi ve kitabını okumaya devam etti. Ben hemen çay servisini yaptım. İçeri gelen giden müşteriler de oluyordu. Ama hepsi tanıdık simalardı ve aynı mevzûlar üzerinde konuşuyorlar ve çay ocağından ayrılıyorlardı. O okuyordu... Aradan kısa bir süre geçti. "Tazeler misin?" dedi. Ben hemen "hay hay efendim" dedim. Ve hemen yeniden çayını tazeledim. Bu bana ilginç gelen müşteri birkaç çay daha içtikten sonra kalktı, hesabını ödedi ve gitti. Gelen ve gidenler devam ediyordu... Günler devam ediyor, ben mütavazı çay ocağımda yanımdaki yardımcım ile çalışmaya devam ediyordum. Birden o esrarengiz müşteri elinde çantasıyla kapıda göründü. Selâm verip içeri girdi. Boş bulduğu bir yere oturdu ve çay istedi. Çayını götürdükten sonra, bütün cesaretimi toplayıp adını ve mesleğini sordum. Bir nevi bu işlerde tanışmanın da bir usûlü vardı. Gelen kişi yüzüme baktı ben Bay (İ) falanca işi yapıyorum dedi ve kitabına daldı. Ben hemen ocaktaki yerimi aldım. Yardımcım çay sevisi yapıyor "boş" ları topluyordu. ? Kavhenin çehresi değişti Bay (İ) o günden sonra hemen hemen aynı saatlerde geliyor, çayını içiyor ve kitabını okuyordu. Aradan biraz daha zaman geçti. Bay (İ) artık müşteri değil de çay ocağının tabii elemanı gibiydi. Yavaş yavaş daha önceki müşterilerle sohbet ediyor, hararetli ve seviyeli tartışmalar oluyordu. Bay (İ) ile birlikte elinde kitap, gazete, dergi gibi yazılı şeyler bulunduran kişilerin sayıları artmaya başladı. Herkes elindeki metinlerden bir bölüm okuyor, sonra konuşuyorlardı. Sonra gelen müşterilerin hemen hemen tamamına yakını öğretmendi. Daha çok şiir ve edebiyat sohbetleri yapıyorlardı. Yardımcım ve ben sadece dinliyorduk. Bir gün bay (İ) elinde bulunan panoyu duvara astı. Gazetelerden ve dergilerden çektikleri fotokopi ve kupürleri panoya asıyorlardı. Çay ocağına yeni bir isim de koydular: KÜLLÜK ... Küllük artık edebiyat sohbetleri yapılan bir yerdi. Ara sıra memleket ahvali üzerine konuşmalarda oluyordu. ? Acele etmemek lâzım Bir gün yardımcım elindeki bir kağıdı Bay (İ) ye gösterdi. "Bu ne demek" Bay (İ) kağıdı okudu. Ve yardımcımın suratına garip garip baktı. "Bunu mu soruyorsun?" dedi. Yardımcım evet der gibi başını salladı. Bay (İ) elindeki kağıdı yüksek sesle okudu. "Tiz reftâr olanın paine dâmen dolaşır" Yardımcım günlerce dinlediği mevzunun tesiri ile divân edebiyatına ilgi duymuş, fakat yeterli eğitim alamadığı için de fazla bir şey anlamamıştı. Ama yine de bazı kelimeleri seziyordu. Bay (İ) yardımcıma baktı ve konuştu: "Acele etmemek lâzım. Doğrusu mısraın açıklaması mı yoksa bu konuda bir tavsiyemi olduğunu anlayamadık." Küllük'te şimdi iki tane duvar gazetesi var. Büyük çoğunluğunu Türkiye Gazetesi'nde yayımlanan yazılar asılmakta. Ben, Bay (İ)ye "Ünye'de bir dergi çıkarsanıza" dediğimde, bana "Tiz reftar olanın paine damen dolaşır" dedi. Demek ki acele etmemek lazımmış... Harun GÜNEYSU / ÜNYE
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT