BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Uyanın artık!..

Uyanın artık!..

Türkiye Cumhuriyeti 80 yıllık geçmişinin belki de en önemli dönemine girmeye hazırlanıyor. Siyasiler uyum paketlerini ardı ardına çıkararak üzerlerine düşeni yaptı. Şimdi sıra AB mevzuatına uyum sağlaması istenen ekonomi dünyasında, özellikle de özel sektörde...



İSTANBUL- Türkiye’nin Avrupa hayalinde, kaçınılmaz gerçeğe doğru adım adım yaklaşılıyor. Özellikle Ak Parti iktidarının birbiri ardına çıkardığı uyum yasaları ve uygulamadaki pozitif gelişmeler 5 Kasım’da yayınlanması beklenen 2003 İlerleme Raporu’na ciddi manada yansıyacağı tahmin ediliyor. İlerleme Raporu’nun da, 2004 Aralık ayında Türkiye’ye müzakere takvimi verilmesi için taşıdığı önem düşünülecek olursa, Türkiye’yi temsil edecek her kesimin biraz daha gayret etmesi gerekiyor. 30 başlık görüşülecek Türkiye’nin Avrupa Birliği macerasını çok yakından takip eden ve Türk firmalarına bu konuda danışmanlık hizmeti veren Corporate & Public Strategy Advisory Group (CPS) Genel Müdürü Tulû Gümüştekin, “Artık söz sırası siyasilerden özel sektöre geldi. 2004’te müzakere takvimi alınırsa, görüşülecek 30 başlığın tamamı ekonomik olacak. İşte bu yüzden özel sektörün kendini çok iyi hazırlaması gerekiyor” dedi. AB demek, mevzuattır Türkiye ile AB ilişkilerinde geçmiş dönemde hep ön planda siyasi konuların olduğunu anlatan CPS Genel Müdürü Tulû Gümüştekin, siyasi konuların ilişkilerin lokomotifi olduğunu aktardı. Siyasi ilişkilerin gelişmesi oranında ilişkinin derinleştiğini aktaran Gümüştekin, “Fakat ülkeleri AB’ye taşıyan esasında ekonomik kurgulardır. AB’yi siyasi olarak oluşturan dengeler çok daha sonradan topluluğun gündemine giriyor. Topluluğun temelinde esas olarak bir mevzuat manzumesi var. Gördüğümüz bu mevzuat manzumesi, AB’yi çeşitli alanlarda bir hukuki disipline sokuyor” diye konuştu. Gümüştekin, Türkiye’nin ilk olarak Gümrük Birliği anlaşması yaptığını hatırlatarak, bu kararın da sanayi ürünlerinde AB mevzuatına uymayı kabullendiğimiz anlamına geldiğini ifade etti. Türkiye’nin oldukça başarılı bir Gümrük Birliği yaptığını sözlerine ekleyen Tulû Gümüştekin sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’de pek çok kişi çoğu sektörün zarara uğrayacağını düşünüyordu. Ama öyle olmadı. Hiç bir sektör batmadı ve yok olmadı. Tam tersine bir rekabet avantajını yakalayarak, ciddi pazarlar yakaladık. Elektronik, tekstil ve otomotiv sektörlerine bakarsanız bu durumu görürsünüz. İyi yolda ilerleyen Türkiye adaylık başvurusunu yaptı. 1997 Lüksemburg’ta bu başvuru reddedildi, ama 1999’da adaylık statüsü kabul edildi. Bu onayın ardından Türkiye’ye bir yol haritası verildi.” ‘Ulusal Program’ın önemi Katılım Ortaklığı Belgesi ile siyasi, ekonomik ve AB mevzuatı alanında yapmamız gerekenlerin belirlendiğini vurgulayan Gümüştekin, “Bu öyle bir belge ki, aynı Kopenhag Kriterleri belgesinin üzerine oturuyor. Birinci bölümü siyasi ve demokratikleşme alanında yapılması gerekenleri söylüyor. İkinci alanı ekonomik. Serbest piyasa ekonomisi ve bu piyasaya dayanabilecek bir rekabet gücü sağlayan ekonomik temeller. Üçüncüsü de Avrupa Birliği mevzuatını üstlenebilme yeteneği. Türkiye’de popüler konu olarak siyasi kriterler ön plana çıktı. Halbuki, Katılım Ortaklığı Belgesi’nin karşılığında biz bir Ulusal Program hazırladık. Ulusal Programın büyük bir kısmı Avrupa Birliği mevzuatına uyumu hangi zaman ve şartlarda Türk özel sektörü tarafından gerçekleştireceğini ortaya koyuyor” diye konuştu. En zorlusu tarım ve balıkçılık AB ile yapılacak müzakerelerde en zorlu konunun tarım ve balıkçılık olacağı tahmin ediliyor. Toplam 100 bin sayfayı aşan mevzuatlar manzumesi içinde tarım ve balıkçılık AB’nin en önem verdiği konuların başında geliyor. AB bütçesinin yüzde 40’ı tarımsal sübvansiyonlara aktarıldığı gözönünde bulundurulduğunda; Türkiye’nin mevcut politikalarla AB’den yılda 8 milyar Euro tarımsal sübvansiyon alması gerekecek. 2 bin 251 mevzuat maddesinin görüşüleceği tarım ve balıkçılık başlığı adı altında, bir nevi Türkiye’nin tarım politikaları yeniden şekil bulurken, AB de kendini Türkiye’yi gözönüne alarak yeniden yapılandıracak. Yabancı yatırımcıyı profesör yaptık Yabancıların güven eksikliğinin temel nedenini “1990 ile bugün arasında Türkiye’de çok enteresan alanlarda değişik zikzaklar çizilmesi” olarak yorumlayan Tulû Gümüştekin, “Siz o insanları çağırıyorsunuz, ben bir kanun çıkardım diyorsunuz, bakıyorsunuz iki ay sonra kanun iptal ediliyor. Ben öyle yatırımcılar tanıyorum ki, artık Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı neredeyse Anayasa hukuku profesörleri kadar iyi biliyorlar. Çünkü, zavallılar ortada bir yerde kalıyorlar. Bunlarla elbette güven oluşmaz, kaybolur” dedi. Gümüştekin, Türkiye’nin hukuk düzeni içine yüzde yüz girmesiyle yabancı sermayenin korkusunun kalmayacağını belirtti. Geleceğin 100 liderinden biri: Tulû Gümüştekin Geçtiğimiz yıl New York’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda ‘Geleceğin 100 lideri’nden biri olarak seçilen CPS Genel Müdürü Tulû Gümüştekin, Türk şirketlerini Avrupa Birliği’ne taşımayı hedefliyor. Özel sektöre iş danışmanlığı yapan Gümüştekin, herşeyin devletten beklenemeyeceğini, özel sektörün devleti yönlendirmesi gerektiğini kaydetti. Bir şirketin öncelikle fotoğrafını çektiklerini ifade eden Gümüştekin, yaptıkları işleri şöyle anlattı: “Şirket, sektöründe neler yapmış, ülke uygulamaları ve gelecek uygulamaları nedir, öncelikle bunları ortaya koyuyoruz. Tarama sürecinden sonra şirketin SWOT analizini çımkarıyoruz; yani güçlü ve zayıf yanları ile fırsat ve tehditleri ortaya çıkarıyoruz. Ondan sonra tehdit ve zayıf noktaların, güç ve fırsat haline dönüşmesini sağlayacak stratejileri oluşturuyoruz. Bu stratejileri nasıl uygulayacağımıza da bakıyoruz. Zaman zaman bu stratejilerin uygulanabilmesi için çeşitli Avrupa kurumlarıyla bir takım lobi ilişkilerine de giriyoruz. Özetle, AB sürecinin yarattığı değişikliklerden maksimum seviyede yararlanabilmeleri için kuruluşlara yol gösteriyoruz.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT