BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Lider mi emanetçi mi? Mahatma Gandhi

Lider mi emanetçi mi? Mahatma Gandhi

Zor olur, güç olur ama Gandhi ülkesini bağımsızlığa kavuşturur. Evet artık bir bayrakları ve marşları vardır ama sömürü artarak devam eder. İngilizler asker besleme külfetine girmeden Hintli gariplerin kanını emerler.



İngilizler üzerinde güneş batmayan bir imparatorluğu asker gücüyle tutamayacaklarını iyi bilirler. Muhtemelen bir çok ülkede kurtuluş savaşı başlayacak ve çekilmek zorunda kalacaklardır. Ama bu savaşın liderlerini seçebilirlerse sömürü çarkı bir müddet daha işliyebilir. Hadiseye bu gözle bakarsanız Gandhi, titiz bir seçimdir. Bir kere babası Hıristiyandır, İngiltere’de eğitilmiştir ve alışagelen hürriyet savaşçılarından değildir. Kaldı ki Gandhi “bir İngiliz’in sahip olduğu hakları talep edenin, Kraliçeye sadık kalması gerektiğine” inanır. Hatta Afrika’da eyleştiği yıllarda İngiliz ordusuna yazılmaya kalkar. Askere alınmayınca Kızılhaç’ın emrine girer, sıhhıyelik yapar. Gandhi 1.Cihan Harbinde ısrarla İngiltere’nin yanında harbe girmeyi savunur. Yetmez, orduya katılmak için Britanya’ya koşar, Baker adlı bir albayın emrinde er gibi eğitime çıkar. Gandhi o günlerde “azad olmak isteyen köle, efendisine yardım etmelidir” gibi faraziyeyle çok taraftar toplar. Onun yüzünden milyonlarca Hint genci İngiliz saflarında dövüşür, taaa Çanakkale’ye kadar gelip, Osmanlı’ya kurşun sıkarlar. Bu teslimiyetçi tavırların Hindu kültüründen beslenen “satyagraha felsefesi” içinde yeri vardır ama bir Müslüman işgalcilerle asla uzlaşmaz. Hatta fırsatını bulsa silbaştan Babürşahlar Devletini kurmaya kalkar. En azından İngiliz yılanına ikinci kez elini uzatmaz, aynı delikten bir daha sokulmaz. Teknoloji düşmanı Gandhi bir Hindu olması hasebiyle hayvani ürünlere mesafelidir ama o bazı bitkilere de tavır koyar ve vücudunu fena halde hırpalar. Fındık, fıstık yiye yiye bağırsaklarını öyle bir bozar ki, lazımlığını yanından ayramaz. Malum yeri felaket hassaslaşır, sancıdan nefes alamaz. Ama efsanevi liderin mânâsız inatları vardır. Ona göre tek ilaç “su ve toprak”tır. Bu yüzden doktor çağırmaz, muayene olmaz, denenmiş ilaçları ağzına sokmaz. O devirde milli motiflerden taviz vermeyen liderler mahalli kıyafetler giyer bunun ne kumaşından olduğuna bakmazlar. Gandhi onların aksine İngiliz gibi giyinir, milliliği kumaşta arar. Onun başlattığı “dhoti” (bir nevi dokuma) üretme işi çocukçadır. Akıllı uslu tüccarları dinleyip sanayi hamlesi başlatacak yerde ilkel ve zahmetli işlere kalkışır. Yaşlı hallaçlar buldurur, millete tarak, çıkrık dağıtır. Eh 20’inci asırda tahta tezgâha dönerseniz kumaşınız kaba ve pahalı olur. Bu heves başladığı gibi biter sadece zamanlarını alır. Gandhi kesinlikle şiddetten hazzetmez, direnişi de zararsızdır. Gelgelelim onun başlattığı oturma eylemi akıl almaz bir hızla yayılır, bütün Hindistan’ı tesiri altına alır. Milyonlar perhize başlar, yüz milyonlar işi bırakır. İngilizler karşı konulmayacağını bildikleri için rahatlıkla kafa koparırlar. Oturan insanlara kurşun sıkar, kaçanları yalın kılıç süvarilerle dağıtırlar. Gandhi’yi de kolundan tutup içeri tıkarlar. Kraliçenin kurmayları hapse giren bir liderin kahraman olacağını bilecek kadar uyanıktırlar. Nitekim Gandhi kodesten çıktığı yıl “Hindistan Millî Kongresi”nin başkanı seçilir (1924) ve ölümüne kadar koltukta kalır. Paryanın ahı tutar Ghandi direniş günlerinde insana insanca yaklaşır. Ancak ipler eline geçince anlaşılmaz bir şekilde sınıfların kaldırılmasına karşı çıkar. Halbuki o bir “kurtuluş savaşı kahramanıdır” ve dilediğini yapabilecek makamdadır. Ama ısrarla sınıf ayırımcılığını savunur, paryaların ahını alır. 2.Dünya savaşı çıkınca İngilizler çekilir ama Hindistan’ı kendi haline bırakmazlar. Fitne uzmanları ince ayar çalışmalar yapar, Hindularla, Müslümanların arasını açarlar. Çarpışmalar bütün Hindistan’a yayılır ve çok kan akar. Ülkeden sürülen Müslümanlar Pakistan’ı kurarlar. Bir zamanlar bu topraklarda büyük medeniyetlere imza atan Müslümanlar kırılırken Gandhi gereğini yapmaz. Nitekim Hind milliyetçileri de bölünmeden Gandhi’yi sorumlu tutar ve onu bir militana vurdururlar. 30 Ocak 1948 Tesadüf olabilir mi? Bakın şu işe ki Hindistan’ın Gandhi soyadı taşıyan başkanların alayı suikaste uğrar. İndra Gandhi, bir Sih militan tarafından vurulur (1984), Rajiv Gandhi ise uzaktan patlatılan bir bombayla havaya uçar (1991). Mahatma Gandhi’nin İngiltere’de hukuk eğitimi aldığını söylemiştik, Nehru’nun kızı İndra Gandhi’de bir Oxford mezunudur. Rajiv Gandhi’de ise Cambridge’de tahsil yapar. İngilizler lider adaylarını yıllar evvelden makasa alır, zamanı gelince koltuğa oturturlar. Bir bayrak, bir marş Her ne kadar Gandhi bağımsızlık rüyası gören halklara meşale olmuşsa da Hindistan İngiltere’nin boyunduruğundan kurtulamaz. Bu ülkede trafik soldan işler, vidalar tersine sıkılır, uzunluk ölçüleri inch, food, yardadır. Hindistan’ın para eden ne kadar ürünü (baharat, meyve, maden) varsa borsası Londra’dadır, İngilizler’in ne kadar çevre katili fabrikası varsa Hindistan’a taşınır. Hepsi bir yana Hindistan okullarında tedrisat İngilizce yapılır. Yeni nesiller İngilizce düşüne düşüne “İngiliz gibi düşünmeye” alışır. Kafası çalışanlar toplanıp Britanya’ya götürülür, “hususi eğitime” alınır. Bürokraside sadece “Hindilizler” yükselir, Londra ile arayı düzen işadamları parayı bulurlar. Güya İngilizleri kovarlar ama kendileri İngiliz gibi olurlar. Adalılar burayı yine sömürür ama asker besleme külfetinden kurtulurlar. Hindliler belki bir marş ve bir bayrak kazanırlar o kadar. Çalar çalar, oynar, muhteşem merasimler yaparlar. Emperyalistler mi? Onlar işine bakar.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 106862
    % -0.05
  • 3.5255
    % -0.35
  • 4.1259
    % -0.63
  • 4.5333
    % -0.35
  • 144.338
    % -0.12
 
 
 
 
 
KAPAT