BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ümitsiz bir halde yine villaya gitti! -70-

Ümitsiz bir halde yine villaya gitti! -70-

Orhan Mürşide hanımın mis gibi demlediği çaydan bir yudum daha aldı:



Orhan Mürşide hanımın mis gibi demlediği çaydan bir yudum daha aldı: - Ben de senin gibi yaşayacağım teyze. Yine Feyyaz beyin yanındayım. Allah razı olsun, çok iyi bir adam. Beni evlat gibi bastı bağrına. Orada çalışmaya devam edeceğim. Mürşide hanım gözlerini kıstı, ciddi bir şekilde: - Hiçbir haber yok değil mi? Genç adam onun neden bahsettiğini hemen anlamıştı. Üzgün bir tavırla: - Yok teyze. Sır oldular. Oğlum şimdi iki yaşında, kimbilir ne kadar tatlıdır. Bu hasret sanırım ölene kadar benim bir parçam gibi yaşayacak benimle. Yenildim teyze, hayata yenildim... Mürşide hanım onun yüzüne acıyarak, sevgiyle baktı: - Allah’tan ümit kesilmez oğlum. - Hep öyle düşündüm teyze, ama yoklar. Nerede arayacağım, ne yapacağım bilmiyorum. Beni unutmuştur bile. Eminim bir babasının olduğunu bile saklamışlardır oğlumdan. Mürşide hanım yüzünü buruşturdu: - Bu kadar olmaz. Böylesi nefret insanı yaşatmaz Orhan. Bu nasıl bir duygudur böyle. Her şeyden önce mürüvvete, insanlığa sığmaz... Bir gün mutlaka gerçek ortaya çıkacak. Allah’tan ümit kesilmez oğlum. Yeter ki isyan etme. Omuzlarını kaldırdı genç adam: - Yok teyze, kadere inanan insan isyan eder mi?.. Hiç olmazsa yokluk içinde değil yavrum, onu biliyorum. Bana düşman oldukları gibi ona da olabilirlerdi. Her şeyin iyi tarafını görmek lazım. Başka türlü yaşayamaz insan. Yaşlı kadın sevgiyle ona bakarak başını salladı: “Haklısın evladım”diye fısıldadı. Orhan bir süre daha oturdu onunla. Sonra izin isteyerek kalktı. Doğruca Avukat Tahsin’in yazıhanesine gitti. Taşınmıştı avukat eski yerinden. Nereye gittiğini bilmiyordu kimse. İçinde büyüyen umutsuzlukla Enver beyin villasına gitti. Kocaman bir bina yapılmıştı bahçe içindeki villanın olduğu yere. Artık geride kalan bütün izler kaybolmuştu. Ağlamaklı bir halde geri döndü. Mezarlığa geldi. Karısının mezarını kuru otlar sarmıştı... Onları tek tek temizledi. Oturdu dua etti... Vakit epey ilerlemişti... Hava kararmak üzereydi. Yavaşça kalktı. Omuzları çökük bir halde ağır ağır ilerledi kapıya doğru. *** Üniversitenin bahçesi oldukça kalabalıktı. Ders yeni bitmiş bütün gençler dışarı çıkmıştı. Uzun boylu, esmer, yeşil gözlu, çıkık elmacık kemikli yakışıklı genç önünde ilerleyen gruba seslendi: - Çocuklar, nereye gidiyoruz? Öndeki grupten bir kız gözlerini süzerek baktı yakışıklı gence: - Şoför sensin Emre... Sen nereye götürürsen oraya gideriz. Bu saatte eve gidilmez, hele bu havada... Emre Can gülümsedi: - O zaman atlayın arabaya, Boğaz’a, Emirgan çay bahçesine gidelim. Biraz laflarız. Gençler seviçle bağırdılar: - Haydi, yürüyün o zaman ne duruyoruz... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT