BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Borç yönetimi ve istikrar

Borç yönetimi ve istikrar

İktisat politikaları ve özellikle de istikrar programları söz konusu olduğunda, toplumun tüm kesimlerinin yazılan senaryo ve üstlenilmesi gereken rol konusunda aynı görüşte olması beklenemez.



İktisat politikaları ve özellikle de istikrar programları söz konusu olduğunda, toplumun tüm kesimlerinin yazılan senaryo ve üstlenilmesi gereken rol konusunda aynı görüşte olması beklenemez. İstikrar politikaları esasen temel iktisadi amaçlar, yani (i) kaynak dağılımında etkinlik, (ii) gelir dağılımında adalet, (iii) ekonomik istikrar, (iv) ekonomik büyüme ve kalkınma arasındaki çatışmaların belirginleştiği bir alandır. Bütün bu hususlar, halen Türkiye’de uygulanmakta olan istikrar programı için de aynen geçerlidir. İstikrar programlarını tek başına bir kalkınma stratejisini olarak algılamak ve takdim etmek yanlıştır. İstikrar programları, bir öncelikler listesidir. Önceliklerin ne olduğuna siyasi irade karar verir. Amaçlar, araçlar, kısıtlar İktisat politikası dediğimizde, belli araçların, tanımlanmış bazı amaçlara ulaşmak için kullanılmasını anlıyoruz. Genel olarak ifade etmek gerekirse, iktisat politikaları para, maliye( vergi, harcama ve borçlanma) ve kur politikalarından oluşuyor. Para, maliye ve kur politikalarıyla ulaşılacak amaçların kalıcı olabilmeleri için de ‘yapısal önlemler’ diye tanımlanan bir dizi düzenlemeye gerek duyuluyor. Ulaşılması hedeflenen amaçlar arasında özellikle kısa dönemde bazı çatışmalar ortaya çıkabiliyor; mesela enflasyonu düşürmek için bir süre durgunluk ve işsizliğe bir süre katlanmak gerekebiliyor. Araçların ve amaçların belirlenmesinde önümüze çıkan ve manevra alanımızı daraltan bazı kısıtlar var. Türkiye gibi kamu borcunun yüksek olduğu gelişmekte olan ülkelerde, borç stokunun çevrilebilirliği konusundaki bekleyişler, ülke ekonomilerindeki gelişmelerin, özellikle de enflasyon ve büyüme dinamiklerinin temel belirleyicisi olmaya devam ediyor. Merkez Bankası yetkililerinin de defalarca ifade ettikleri gibi, borç stokunun çevrilebilir olması ve risk primi üretmemesi için gerçekleşmesi gerekenler özetle şöyle sıralanabiliyor: * Enflasyonist baskıya sebep olmayan istikrarlı büyüme ve düşük enflasyon * Hedeflenen düzeyde faiz dışı bütçe fazlası * Reel faizlerin düşmesi * Kur riskinin taşınabilir düzeyde olması “Borç-itfa-borç” sarmalı Sürdürülebilir borç dinamiği için, aktifinde Devlet İç Borçlanma Seneti (DİBS) bulunduran banka sektörü ve diğer yatırımcıların, kamunun gelecekte daha fazla borçlanmayacağına, itfalardan daha az borçlanmaya devam edeceğine, faiz dışı fazlanın süreceğine, böylece portföylerindeki bono ve tahvillerin değerleneceğine inanmaları gerekiyor. (2000 yılında açıklanan Enflasyonu Düşürme Programı’na bu açıdan inanan bir bankamız, ileride faizlerin düşeceği beklentisi ile portföyündeki iç borçlanma senetlerini arttırmış ve daha sonra Kasım 2000’de çok ağır bir bedel ödemişti.) Bu beklentilerin ayrıca başka göstergelerle de desteklenmesi gerekiyor. Bunlar arasında, kur riskinin hesaplanabilir olması, kısa vadeli faizlerin düşük olması ve fonlama maliyetinin taşınabilir düzeyde olması gibi hususlar sayılabilir. 2003 yılında olumsuz dış konjonktüre rağmen şimdiye kadar böyle bir güven verildi. Olumlu beklentilerin 2004 yılına da sarkmasını bekliyor ve diliyoruz.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT