BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Beşiktaş’a adanmış bir ömür

Beşiktaş’a adanmış bir ömür

Süleyman Seba... 59 yıldır Beşiktaş’ta... Rakiplerinden bahsederken “Lütfen alınmasınlar” diye söze giriyor!



Milli Olimpiyat Komitesi’nin Süleyman Seba’ya Türk sporuna üstün hizmet ödülü verdiği zamanlarda Selim Soydan’ın, “Bir abide, neresinden bakarsanız bakın bir abide” diye bir yazısını okumuştum. Bir Fenerbahçeli olmasına rağmen Selim Soydan, Seba’nın futbolculuğundan yöneticiliğine ve herkesçe takdir edilen insani meziyetlerine kadar pek çok şey anlatmıştı bu yazısında. Özellikle insani meziyetlerini çok takdir ediyordu. Çocukluğumdan beridir bir Başkan Seba ismidir duyarım. Beşiktaşlılar için efsanevi başkan, rekabetin en azılısını yaşayan rakip fanatiklerin bile takdir eylediği bir insan... Ancak gün gelip de efsane olmuş bu zat ile karşı karşıya oturacağımı, dahası ellerinden kahve içeceğimi hiç mi hiç aklıma getirmezdim! Gösterdiği mütevazılık ve misafirperverlik, bana Selim Soydan’ın satırlarını hatırlattı. Süleyman Seba ile konuşmak benim için inanılmaz bir fırsattı. Hakkında aktarılan kimi yanlış bilgileri kendi ağzından düzeltmek fırsatını ona sunmak, röportajın amacına ulaşması açısından ayrı bir keyifti. Ancak bir problemim vardı. Karşımdaki insan az konuşuyor, üstelik hoşlanmadığı bir konuyla karşılaşsa sözü asla muhatabının istediği çizgiye getirmiyordu. Zor bir insandı. Adeta cımbızla söz alıyordum ağzından. Ancak sohbetimizin ilerleyen dakikalarında kendisine hak verdim. Zira istemeden öyle bir yanlışlığın içine düşmüş ki Allah düşmanımın başına vermesin! Süleyman abi, sizinle aynı dönemde top koşturan kimler var günümüzde?.. Bir çokları sizlere ömür. Öyle zannediyorum ki Vedii var, -Allah uzun ömür versin- Faruk var, Ali İhsan var. Gerçi bizden sonradır ama Recep var,. Ethem en eskimizdir. Bülent var ama uzun zamandır bir haber alamadım kendisinden. Hatta bir ara rahmetli Şükrü ile İtalya’da top koşturmuşlardı. Galiba 6 kişi falan kaldık. Çok erken bırakmışsınız. Gerçek sebebi menisküs müydü?.. Önce futbola başlayışımı anlatayım da sonra bırakma sebebine gireyim. Tamam, sohbet havasında olması benim de kolayıma gelir. Şimdi ben 60 senelik olayları toparlamaya çalışıyorum. Hatıralarda kopukluk olursa ikaz et. Babamın, Hendek’in Soğuksu Köyü civarında büyük bir çiftliği vardı. Beş yaşlarına kadar burada kaldım. Sonra İstanbul’a, rahmetli halamın yanına yerleştim. Önce Akaretler’de oturduk. İlkokula burada, şimdiki Beşiktaş plazanın olduğu yerde başlamıştım. Sonra 19. İlkokula verdiler bizi. Şimdiki DGM’nin olduğu yerdeydi. Eski bir saraydı. Sonra, orayı bitirdikten sonra Kabataş Lisesi’nin orta kısmına girecektim ama o yıllarda İkinci Dünya Savaşı sebebiyle Kabataş civarı askeri yönden çok hareketliydi. Onun hemen yanında Beşiktaş Ortaokulu açıldı. Burhan Tanış’ın kayınpederi Ekrem Bey oranın müdürüydü. Ben burayı bitirdikten sonra Kabataş Lisesi’ne geçtik. 1945-46 döneminde mezun oldum. Sonra Edebiyat Fakültesi’ne yazıldım. O sene mahalli lig şampiyonu, sonra Türkiye şampiyonu olduk. Bugünkü gibi milli lig yoktu. İstanbul’da topu topu 8 takım vardı. Şampiyonadan sonra bizi Amerika’ya davet etmişlerdi. Bir aya yakın ilginç bir seyahatimiz oldu. Ben Kabataş’ta futbol oynarken rahmetli, Nazım Özbay -federasyonda ikinci başkanlık yapmıştı-, Hasan Polat Bey ve Lavto Beşiktaş yöneticilerine benden bahsetmişler. Rahmetli Hakkı Kaptan, Sadri Usoğlu ve Fehmi Bey o dönemin yöneticilerindendi. Bunlar kabul edince Beşiktaş genç takımda oynamaya başladık. Tabii o zamanın genç takımı şimdiki gibi değildi. Sadece genç takımı değil A takımı bile bugün çok farklı durumdalar. Büyük paraların döndüğü bir ortamın içindeler. Bizim dönemimizde para yoktu. Düşünmek bile ayıptı. O dönemin insanları daha saf, daha özveriliymiş. Elbette... Arkadaşlıklar vardı. Herkes birbirine sevgi ve saygıyla bağlıydı. 1946 yılında da A takımında futbol oynamaya başladım. Bu süre içinde kaptanlık yaptım. 1954’te de futbolu bıraktım. Menisküs sebebiyle? Maalesef o zamanlar menisküs hastalıkları şimdiki gibi bir hafta, 10 günde atlatılamıyordu. Sonrasında? Sonra futbolun politikasına atıldık. Arkadaşlarımızla birlikte güzel bir grup kurmuştuk. Değişik başkanların riyasetinde mesela, Hakkı Kaptan, Asi Bey, Selahattin Akel’in riyasetinde çalışmalarımız oldu. 80’li yıllarda palazlanmaya başladık. 1984’te rahmetli Üstünkaya ile çok medeni ölçüler içerisinde başkanlık yarışına girdik. 88 oy farkla kazanmıştım. 2000 yılında da “Allaha ısmarladık” deyip ayrıldık. Özeti bu... Sizin futbolculuğunuzu yeni kuşaklar tanımıyorlar. Futbolcu Seba’nın tekniğini, oyun anlayışını anlatır mısınız? Kendimi anlatmayı sevmem. Tanıyanlara sorun. Hangi mevki de oynuyordunuz? Beşiktaş A takımına girdiğimde santrfor oynuyordum. O zamanlar Türkiye’nin nadir yetiştirdiği santraforlardan Kemal Gülçelik askere gitmişti. Onun yerine bir müddet santrfor oynadım. Sonra bir Galatasaray maçında sağ açık oynadım. Demek ki bu mevki de temayüz etmişiz ki futbolu bırakıncaya kadar hep sağ açık oynadım. Süleyman abi, karakteriniz icabı pek konuşkan değilsiniz. Sizinle ilgili bir araştırma yaptım. Ama ulaştığım bütün bilgiler çok kısa, ansiklopedik bilgiler ve birbirleriyle örtüşmüyor. (Sinirleniyor ve adeta yerinden hopluyor.) Nereden aldınız bunları, hepsi yalan yanlış şeyler yazıyor. Bunların hangisi doğru veya yanlış sizin ağzınızdan öğrenelim. Babanız aydın bir çiftçiymiş ama sizin yüksel tahsil yapmanızı çok istiyormuş. Sizi futbola yönlendiren Amerika seyahatiniz mi oldu? Alakası yok. Rahmetli babam benim Siyasal Bilgilerde okuyup hariciyeci olmamı istiyordu. Fakat benim gönlüm futboldaydı. Liseyi bitirince Edebiyat Fakültesi’ne girdim ama benim idealim Deniz Harp Okulu’na girmekti. Ama futbola olan sevgim hayatımın akışını bütünüyle değiştirdi. Altyapıyı en iyi kullanan siz olmuşsunuz. Ama şimdi bir sene bir seneye uymuyor. Kadrolar devamlı değişiyor. Yönetimlerin anlayışı değişti. Her gelen teknik adam kendine göre bir uygulama yapıyor. Biz altyapıya önem vermeyi rahmetli Hakkı Kaptan’dan öğrendik. Eskiden bir Şeref Stadı vardı. İnönü Stadı açıldığı zaman Avrupai bir görüntüsü vardı. Bir sene sonra zemini tarlaya döndü. 1980’li yıllardan sonra yavaş yavaş sahalar düzelmeye başladı. Modern çim sahalar yapıldı. Siz de bu konuda ciddi olarak hizmetler vermiştiniz. Bu bir ekip meselesidir. Bir inanç sonucudur. Çok saygı duyduğum rahmetli Ahmet Paftalı Bey ile bir Ramazan günü sohbet ediyorduk. Dedi ki; “Beşiktaş bu kadar mazisi olan bir büyük bir toplum. Sporda olsun, siyasette olsun, hatta Kurtuluş Savaşı’nda, Birinci Cihan Harbi’nde bir sürü evladını kaybetmiş. Bu kadar büyük bir toplum niye eğitime de önem vermesin?” İşte Beşiktaş Koleji’nin temelini bu fikirle attık. Şimdi çok mutlu oluyorum. Futbolu sağaçık olarak oynuyordunuz. Bugün beğendiniz kimler var? Çok iyi sağ açıklar vardı bizim dönemimizde. Galatasaraylı İsfendiyar, Fenerli Erol ve Beşiktaşlı Fikret gibi... Günümüzde ise her ne kadar değişken oynuyorsa da Nihat Kahveci var. Süleyman abi sizin bir özelliğiniz daha var. Medya mensuplarıyla pek sıkı fıkı değilsiniz. Eskiden de mi böyleydiniz? Bundan 35 sene evvel Beşiktaş İskelesi’nin yanında bir Park Restoran vardı. Gayet mütevazı bir yerdi. Bazen oraya Hakkı Kaptan, rahmetli Ruhi Sangar, Kemal Gülçelik, Ali İhsan ve bir çokları da vardı. O günlerde şimdiki gibi özel televizyonlar yok. Tarihini şimdi pek hatırlayamıyorum. 1980’li yılların ortalarındayız. Başımdan müessif bir olay geçmişti. Kemal Gülçelik Akbaba’da amcasının oğlu ile beraber kalıyordu. Seracılık yapıyordu. Bir sonbahar akşamı bir telefon geldi. İsmini vermek istemediğim bir gazeteci arkadaşımız, “Başımız sağolsun. Kemal abi vefat etti” dedi. Tabii hepimiz şok olduk. Aradan bir 10-15 dakika geçti, TRT’den telefon ettiler. Kemal ile ilgili bilgi ve resim istiyorlardı. Hemen istediklerini tedarik ettik. Saat 20.00’deki ana haber bülteninde de verdiler. Benimle telefon bağlantısı kurdular. Ben gayet üzgün bir şekilde Kemal’den bahsettim. Sonra eve döndüm. Telefon çaldı. TRT’den arıyorlardı. Meğer Kemal’in öldüğü haberi yalanmış. Ama istedikleri şey yapılan yanlışı benim ağzımdan düzeltmekti. Özür dileyen bir konuşma yaptım. Sonra kulüp müdürümüz Şevket Yorulmaz’la bir arabaya atlayıp doğruca Kemal’in evine gittik. Zira her iki habere de inanamadık. Gidip kendi gözlerimizle görmek istedik. Gittiğimizde bir baktık ki Kemal etrafına mahalleden ahbaplarını toplamış şen şakrak muhabbet ediyor. Olaylardan haberi yok mu? Hiçbir şeyden haberi yok gözüküyor. Sarmaş dolaş olduk tabii ki... Peki nasıl haberi oldu? Biz epeyce sohbet ettik. Tam kalkarken ne dese beğenirsiniz? “Ben akşamları erken yatarım. Kalp ilacımı alıp yatağa girmeden önce şu haberlere bir bakayım dedim. Hay bakmaz olaydım. Ekranda benim resmim var ve benim öldüğümü söylüyorlar. Ulan yaşarken öldürdüler beni be!..” Ama üç ay sonra acı ve gerçek bir haber geldi. Yeğeni, vefat ettiğini bildirdi. Bu habere hemen inandınız mı? Hayır. Önceki eski olayı hatırladık. Sonra gerçek gecikmedi maalesef. Seba’nın künyesi Süleyman Seba 1926 yılında Hendek’in Soğuksulu köyünün yakınındaki babasının sahibi olduğu Soğuksulu Rıza Bey çiftliğinde dünyaya geldi. 5,5 yaşında İstanbul’a halasının yanına geldi ve eğitimine başladı. Futbolla Kabataş Lisesi’nde tanıştı. 1943 yılında Beşiktaş yöneticileri tarafından fark edildi ve genç takıma alındı. 1945 yılı Süleyman Seba’nın Beşiktaş A takımına geçiş yılıdır. Siyah-beyazlı formayı 10 yıl boyunca santrfor ve sağ iç mevkilerinde başarıyla taşıdı. 1947’de İnönü Stadı’nın açılışında İsveç’in AIK takımına attığı ilk golle tarihe geçti. Seri, istikrarlı ve başarılı futboluyla efsanevi Beşiktaş onbirinin vazgeçilmez aslarından birisiydi. 1954 yılında, en verimli döneminde 28 yaşında menisküs sebebiyle futbolu bırakmak zorunda kaldı. 2 kez A milli formayı giydi ve Ordu Milli Takımı’nda görev yaptı. Futbolu bıraktıktan sonra çok sevdiği Beşiktaş’tan kopmadı ve 1957 yılında Hakkı Yeten’in yönetiminde üye olarak Beşiktaş’a hizmet etmeye devam etti. 1984’te Beşiktaş Başkanı Mehmet Üstünkaya’ya karşı başkanlık için adaylığını koydu ve 88 oy üstünlüğüyle seçimi kazandı. 16 yıllık başkanlık döneminde Beşiktaş’ı başarıdan başarıya koşturdu. 16 yıl gibi uzun ve başarılı başkanlığı süresince Beşiktaş 3’ü üst üste olmak üzere 5 lig şampiyonluğu ve bir çok kupa kazandı. Tesisleşmeye, kurumsallaşmaya ve alt yapıya çok önem veren Seba bu konudaki reel icraatlarıyla Beşiktaş’ı daima modern bir kulüp çizgisine taşımayı hedeflemiştir. Başkanlık döneminde Akaretler’deki kulüp binasını Beşiktaş’a kazandırmıştı. Ayrıca Fulya tesisleri, Ümraniye, Çilekli, Pendik tesisleri, Beşiktaş Koleji ve Beşiktaş plaza gibi önemli yapıları Beşiktaş’ın bünyesine katan yine odur. Akılcı, otoriter, istikrarlı ve çelebi kişiliği ile gönüllerde taht kuran Süleyman Seba, 2000 yılında aktif yöneticiliği bıraktı.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 104123
    % 0.12
  • 3.4906
    % -0.5
  • 4.1771
    % -0.29
  • 4.7234
    % -0.71
  • 145.551
    % 0.08
 
 
 
 
 
KAPAT