BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > MUASIRLAŞAMADIK

MUASIRLAŞAMADIK

Bütün bültenlere, gazete sayfalarına geçen hafta ‘Cumhuriyet’in 80. yılı coşkuyla kutlandı’ cümlesi damgasını vurdu.. Resepsiyon krizi, en büyük bayrak, törenler derken 80. yılı geride bıraktık. İyi de 1923’de konan ‘muasır medeniyet’ seviyesinin neresindeyiz? İşte bu sorunun cevabı genç gazeteci-yazar Emrah Gürkan’ın kitabında!.



Nüfusumuzun çoğunluğunu oluşturan gençlerden biri Emrah Gürkan. Daha 25 yaşında. Marmara Üniversitesi Maliye Bölümü mezunu ve sekiz yıldır Aktüel para dergisinde çalışıyor. İki yıl önce çıkardığı “3310 öldürüldü - Bilinmeyen Yönleriyle Gaffar Okkan Suikasti” adlı kitabının ardından, iki hafta önce piyasaya çıkan kitabıyla Cumhuriyetin 80. yılında “ne kadar muasırlaşabildik”i sorguluyor. Onun cümlelerinin yanında rakamlar, istatistikler konuşuyor kitapta. Ama sıkmadan, sayılara boğmadan. Eğitimden, sağlığa, adaletten, ekonomiye bir çok konuda Türkiye Cumhuriyeti bu sürede nereden nereye gelmişi basit bir şekilde görebilmek için ideal. “İyi de böyle bir kitap fikri nereden doğdu?”yla başlıyoruz konuşmaya. -’1.5 sene önce Mehmet Altan’la sohbet ederken Cumhuriyet’in 80. yılı geliyor, muhtemelen yine aynı şeylerden söz edilecek, nereden nereye geldiğimiz konuşulmayacak dedik. Ve o zaman ‘biz yazalım’ gibi bir mantık ortaya çıktı. Oradan hareketle yola çıktım. Sürekli Mehmet hoca ve bazı akademisyenlerle irtibatım sürdü. Yaklaşık bir yıl sürdü hazırlığı. Son bir aydır da bazı yerlerin kitaptaki bazı yerlerin atılmasıyla uğraştık,’ İnanılmaz fark -Bu kitabı yazarken beklentiniz neydi. Neye etki edecek? Bir hedef var mı? -’Esasen iki hedef var. Birincisi 1923’ün temel hedefi muasırlaşmayı ne kadar başarabildiğimizi rakamlarla ortaya koymak. İkincisi ise 1960-70’li yıllarda, İspanya, Yunanistan, Portekiz gibi ülkelerle benzer durumda olan Türkiye’yi bugün onlarla karşılaştırmak. Ekonomik, hatta siyasi açıdan benzer süreçlerden geçen Türkiye’nin bugünkü durumuna baktığınızda inanılmaz bir fark oluştuğunu görüyorsunuz. 2003 BM rakamlarına göre 174 ülke arasında Türkiye 96. sırada. Yunanistan 28, en fakir sayılan Portekiz 27... Niye böyle oldudan yola çıktık. Türkiye’yi benzer büyüklükteki ülkelerle karşılaştırmak daha mantıklı geldi. Birinci bölümde hatalı politikanın getirdiği sonuçları irdeliyoruz. ‘ Kitapta Neler var? -Kitap daha çok yeni, çıkalı iki hafta oldu ama nasıl tepkiler aldınız? İnsanlar durumu bu kadar net görünce ne dediler? -’Tepkiler genelde olumlu. Ama herkes “evet çok doğru söylüyorsun da, bunları yazmaya ne gerek vardı?”dedi. Biz hep tersinden bakmaya alışkın olduğumuz için... 29 Ekim’de mesela en büyük bayrağı konuştuk. En büyük bayrağı paraşütle indirdik, rekorlar kitabına girdik. Neden Türkiye’nin eğitim seviyesi ortalaması ilkokul dört, neden vergi toplayamıyoruz?, 42 milyon seçmen var ama sadece 3-4 milyonu vergi veriyor. İnsan hakları mahkemesindeki davaların beşte birinde Türkiye taraf. Sağlık, adalet çökmüş durumda. Fakat bunları konuşmuyoruz. Amacı buydu. Ne olup bittiğini anlamak için kalkınma planını okumak lazım. Biz oradan çarpıcı noktaları çıkardık. ‘Ankara itiraf ediyor’ diye.’ Yer verdik kitapta. Onlar her şeyi ortaya seriyor.’ Akademi istiyorum -Daha çok gençsiniz.. Sanki Cumhuriyette yapılamayanların yavaşlığına inat 25 yılda ikinci kitap.. Bu aceleniz ne? -’Ben Bahçeşehir Üniversitesi’nde AB hukuku konusunda yüksek lisans yapıyorum. Yavaş yavaş akademik dünyaya geçiş yapmaya niyetim var. Onun ön hazırlığıydı bu. İkinci Cumhuriyet hareketi içerisinde aktif yer alıyorum. Teorisyen ve siteyle ilgili çalışmalar konusunda. Gencim evet ama Sabah grubunda 8 senedir çalışıyorum. Bir çok kişi çok gençsin diyor ama, şimdi gene iyi. İlk kitapta durum daha da feciydi’ -Bundan sonrası için yeni kitap projesi var mı? -’Bir kitap fikrim daha var. OYAK konusunda. Pek kurcalanan bir konu değil. En büyük on holdingten biri askerlerin elinde...’ -İkinci Cumhuriyetçiler hareketi birkaç yıl önce çok seslendirildi ve bazı çevrelerce desteklenmekle suçlandılar. Sonrasında sanki bir çekiliş var. Ne oldu anlatamadılar mı kendilerini? -’Benim şahsi fikrim kendisini topluma doğru anlatamadığı şeklinde. Belki isminde bir iticilik var. İnsanlar Atatürk düşmanı, Avrupa’nın uşakları diye algıladı. Halbuki bütün mesele Türkiye’nin daha demokratik bir ülke olması için uğraş vermek. Cumhuriyet tek başına bir şey ifade etmiyor. Demokrasi çok farklı bir şey. İran da bir Cumhuriyet, ama İngiltere bir krallık. AB Türkiye için büyük bir şans. Uyum yasaları çerçevesinde Türkiye’nin belki tek başına yapamayacağı pek çok değişiklik gerçekleşti. Bence 2. Cumhuriyet zaten kendi kendine geliyor, AB ile.’ Hiç uçak inmeyen havaalanı olur mu? Türkiye’de bal gibi olur. * ’Her ile bir havaalanı’ vaadi yüzünden 2.5 milyar dolar çöpe gitti. * 2001’de günde ortalama 16 yolcunun kullandığı Süleyman Demirel Havaalanı’nda 51 teknisyen, 43 memur, 21 şoför, 36 itfaiyeci ve 37 hizmetli görev yapıyordu. 1 trilyon 300 milyar lira zarar eden bu havalimanının kapatılamamasının tek nedeni ismi. 46 yılda 46 bakan * “53 yılda 59 hükümet gördük. 1,5 sene ortalamayla gidiyoruz. Böyle bir politika olabilir mi?Turizm Bakanlığı 1957’de kuruluyor. O zamanki adı Yayın ve Turizm Bakanlığı. 1963 yılında Turizm ve Tanıtma Bakanlığı oldu. 1981’de Kültür ve Turizm Bakanlığı, 1989’daTurizm Bakanlığı ve 2003 yılında son şeklini alıp tekrar Kültür ve Turizm Bakanlığı oldu. 46 yıl önce kurulan bir bakanlığın ismi beş kez değişti ve şu anda 46. bakan görevde. Bu bir rekor. Ve hakikaten çok komik. Bunları hiç konuşmuyoruz ve en büyük bayrak, sekseninci yıl için marşlar falan... Tipik bir kışla toplumu. Saltanat kaldırıldı gözüküyor ama bürokratik saltanat var. Padişahın yerini sivil ve askeri bürokrasi aldı.” Okumuyoruz * AB’de en az gazete okuyanlar yüzde 20.3’le Yunanlılar. Biz ise en az gazete okuyan Yunanistan’ın bile yüzde 25 gerisindeyiz. * Bir Japon yılda 25 kitap, bir İsveçli 10 kitap, bir Fransız ise 7 kitap okuyor. Türkiye’de ise altı Türk ancak bir kitap okuyor. * Bulgaristan’da beş bin kütüphane ve 41 milyon kitap bulunuyor. Türkiye’de ise 1400 kütüphane ve buna karşılık 12 milyon kitap var. Sağlıksızız * Irak dışındaki hiç bir ülkede bizim kadar bebek ölümü yaşanmıyor. * Türkiye’de yatak başına 390, AB ülkelerinde ise 100 kişi düşüyor. * Türkiye’de toplam 5 bin 848 sağlık ocağı var ama 773’ünde hekim yok. 11 bin 384 sağlık evinden 8 bin 384’ünde ise ebe yok. * Türkiye’de hekim başına 825 hasta, AB ülkelerinde ise 300 hasta düşüyor. * Türkiye’de hayat süresinin uzunluğu 68 yıl. Bu rakam Lübnan’da 69, Venezuela ve Meksika’da 72, Panama’da ise 74 yıl. ‘Demir ağlarla ördük Anayurdu’ * 2000 rakamlarına göre en fazla trafik kazası olan yedinci ülkeyiz. Günde 12 ölü ve 30 yaralı ile Avrupa’da trafik kazası şampiyonu olduk. * Avrupa’da yolcu taşımacılığının yüzde 25’i demiryoluyla gerçekleşiyor. Bu oran Amerika’da yüzde 40, Japonya’da yüzde 50’ye kadar çıkıyor. Bizde ise yüzde iki. * 1980’den bu yana karayollarına harcadığımız parayla 12 bin 500 km demiryolu döşeyebilirdik. Dünya bizi solladı Emrah Gürkan, kitabında, Türkiye’nin dünya ülkeleri ile kıyaslamasında da bulunmuş. İşte ilginç rakamlar: * ’Bir Türk dünyaya bedel’, ama milli gelir dikkate alındığında 66 Muşlu, 1 İsviçreli’ye eşit. * 50 km’lik Manş tüneli yedi yılda kullanıma hazır hale getirilirken biz 28 yılda Ayaş tünelini yapamadık. 14 yıldır 3 km.’lik Bolu Dağı’nı delemiyoruz. * 35 bin köy, 40 bin mezramız var ama sadece yüzde 7.5’inde kanalizasyon bulunuyor. * 1948 yılından bu yana 15 kez imar affı çıktı. Başkentte gecekondulaşma oranı yüzde 70. Zengindik fakirleştik * 1960’ta Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 481 dolarken, Singapur’da 432, Hong Kong’da 275, Malezya’da 214, Güney Kore’de 132, Tayland’da ise 80 dolardı. * Bugün Türkiye 2800 dolar seviyesindeki milli geliriyle muasırlaşma çabaları içindeyken, Japonya 36 bin, Singapur 24 bin 750, Hong Kong 25 bin 920, Güney Kore 9 bin 400 dolar kişi başına düşen milli gelirle çoktan muasırlaştı bile. Bolivya’da anne olmak çok daha iyi * 1935 yılından bu yana kadınların mecliste temsili yüzde 0.6 ile yüzde 4.6 arasında değişti. * 1998 DİE anketine göre kadınların yüzde 22.4’ü okuryazar değil. Yüzde 2.8’i ancak üniversite mezunu. * Kadınlar aynı işi yapan erkeklere oranla yüzde 54 daha az maaş alıyor. * Her 130 anneden biri doğum sırasında ölme riski taşıyor. * Türkiye’de kadınların yüzde 97’si fiziki ve psikolojik baskı görüyor. Yüzde 63’ü ise koca şiddetiyle daha evlendikleri gün tanıştıklarını söylüyor. * İsveç’te belediye başkanlarının yüzde 40’ı kadın. Bu oran Finlandiya ve Danimarka’da yüzde 31, Bulgaristan’da yüzde 8. Türkiye’de ise yüzde 1 bile değil. Ne kadar yol katedebildik... ? Dört bir yanda yaşandı Cumhuriyet coşkusu. Dile kolay seksen yıl geride kalmıştı. Yola çıkılan ilk günde Ata’nın koyduğu hedef ve kendinden sonrakilere biçtiği görev “Türkiye Cumhuriyeti’ni muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak”tı... Ve bunun için de gücü damarlarımızdaki kandan alacaktık. Onca can verenler vardı Cumhuriyet’imizin arkasında ve herkes üstüne düşeni yapmalıydı.. Peki ne oldu seksen yılda? 1923’den 2003’e gelinceye dek neler değişti.? Nereden nereye gelindi? Okul günlerinde her sabah içilen andın ne kadar arkasında duruldu. Şu günlerde piyasaya çıkan bir kitap rakamlarla, enteresan bilgilerle Cumhuriyet’in seksen yıllık koşusunu özetliyor.. Günlerdir Cumhuriyet resepsiyoru, Cumhuriyet Balosu, giden gitmeyen, çağrılan, çağrılmayan tartışmaları arasında asıl halledilmesi gereken konuların dağ gibi yerinde durduğu gerçeğini daha ne kadar görmezden gelebileceğimizi sorgulayarak. İçinde yaşadığımız durumun böyle verilerle net bir biçimde gözümüzün önüne serilmesi yine de sarsıyor insanı.. Bir araya toplanan bilgiler sarsıyor insanı dedim ama kitaba imzasını atanın 25 yaşında bir genç olması da umudu diri tutuyor. İyi ki Emrah Gürkanlar var diyerek... İnci Ertuğrul
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT