BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rüştü’ye bu eza, neden reva?

Rüştü’ye bu eza, neden reva?

Günlük yazıda bazen seçme sıkıntısına düşersiniz. Meydanda öylesine deve dişi konular vardır ki siz bunları bırakıp da kendi gündeminizi ön plana taşırsanız bu yaptığınız dam üstünde saksağan duruşu faslından telakki edilebilir.



Günlük yazıda bazen seçme sıkıntısına düşersiniz. Meydanda öylesine deve dişi konular vardır ki siz bunları bırakıp da kendi gündeminizi ön plana taşırsanız bu yaptığınız dam üstünde saksağan duruşu faslından telakki edilebilir. Halbuki gerçek hayat, bu konuştuklarınızda seyreder. Asıl sebepler, o seyirlerin ardında saklıdır. Dün sabah Türkiye gazetesini okumamızdan itibaren zihnimizde bir çatışma yaşadık. “O mu, bu mu, şu mu?”. “O” gazetemizin 1. sayfadan verdiği “Rüştü Barca’yı bıraktı gibi” başlığını taşıyan haber. “Bu” ile “şu”ya gelince, onlar, malûm; bildiğiniz şeyler. Bizim, “İdari Yapıda Devrim” dediğimiz Kamu Yönetimi Kanun Taslağı, Türkiye’yi sülük gibi emenleri teşhire hazırlanma iddiasındaki yolsuzlukların araştırılmasına dair meclis çalışması, Cumhurbaşkanının başı açık oldukları halde sehven resepsiyona çağrılmayan bazı hanımlara telefon açtırdığını ele alan kabak tadına çoktan ulaşmış bir mevzu ve AB ilerleme raporuna son kompartımanda yüklenmiş Kıbrıs meselesi. Sanki...Sanki bu son hikâyeyle Rüştü’ye reva görülen eza arasında bir münasebet var. Sporla alakamız, gerçekten sâdık yaradılıştaki Sâdık Söztutan’la Yunus ilâhisinin güzelliği soy ismiyle birlikte yüzünde tebessümleşmiş Hasan Sarıçiçek’in harcanan iltifatlarına rağmen çok mesafelidir. Buna rağmen spor artık geçmiş devirlerin eğlencelik olayı değil. O artık sosyolojik bir vakıa İşin ucu kaçtığında satanizmin versiyonu haline de gelebiliyor. Nitekim geçen hafta sonu bunun en berbat örnekleriyle bir kere daha ürperdik. Tespitimize en azından kuşkumuza tekrar dönelim: AB’ye son ânda ışınlanan Kıbrıs pürüzüyle Rüştü’ye reva görülen eza arasında sanki bir münasebet var. Rüştü Rençber, Fenerbahçesi’nde fevkalade bir performansla futbol rençberliği yapıyor, Türkiye ve dünya futbolseverleri de kendini alkışlıyordu. Günün birinde Barcelona nam İspanyol futbol kulübü, bu Türk çocuğunu Evliya Çelebi yazı üstadımızın tarifiyle 100 bin kere yüz bin civarında bir parayla dünyanın en pahalı satışlarından biriyle çatısı altına aldı. Tabiî ailesi, kulübü başta herkes çok sevindi Her alanda dünyada ismimizi duyuruyorduk. Gelin görün ki kaz, öyle adım atmadı. Rüştü, Barcelona’da şu tarihe değin bir defa maça çıktı. Şimdi bu nedir? Bir yıldız futbolcuyu yerinden koparacak sonra da yok etmeye çalışacaksınız? Bu, insanı parayla boğmaya çalışan Katolik taassubudur. Denecektir ki “iyi ama aynı İspanya’da Nihat da var, Nihat’a mahsus iftariyelik bile çıkartılıyor, İtalya, İngiltere, bütün Avrupa’da oyuncularımız top koşturuyor”. Her ne kadar bu itiraza Fatih Terim ve Hakan Şükür’de benzerini mukabil itirazda bulunmak mümkün olsa da esasta doğrudur. Çünkü “Avrupa” dediğiniz bir çok mezhep ve ırka mensup. Endülüs kalıntısı taassup, her zaman ve her yerde değil. Buna rağmen Rüştü meselesinde bir kıskançlık, bir taassup ve bunlara dayanan sinsi bir yok etme operasyonu yaşandığına dair rahatsızlık duymaktayız. Çünkü Barca, O’nu çatısı altına aldı ama kalbine koymadı. AB’de de bazıları öyle. Türkiye’yi kalblerine kabul ettiremiyorlar. Kıbrıs bahane. Rüştü bir kenarda çürüğe çıkartılıyor, Türkiye’nin yılları çürütülüyor.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT