BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Belediye başkanlığı bana göre değil...

Belediye başkanlığı bana göre değil...

AK Parti’den Kadıköy Belediye Başkanlığı’na aday gösterileceği söylenen Hülya Koçyiğit, “Direkt gelmiş bir teklif yok. Ama şunu söyleyebilirim benim belediye çalışması yapmak gibi bir isteğim yok. Bu bana göre değil gibi geliyor” diyor.



Siyah-beyaz dünyanın ‘renkli kahramanı’ Neredesiniz şimdi bilmiyorum? Gazeteyi nerede okuyorsunuz? Hangi duygularla başladı bu tatil günü? Yağmur pek çok insana yaptığı gibi sizin gönlünüzde de sıkı sıkı kapatılmış kapının aralıklarından içeri sızdı mı? Ya da tam altında duranlardan mısınız? ‘İçimi ta derinlere kadar yıkasın’ diyerek. Yoksa, kapı altlarına kumaş parçaları sıkıştıranlardan mısınız? Soğukla birlikte istemediğiniz hiçbir şey girmesin diye.. (Sahi hangilerine engel olabildiniz?) Kapıları sonuna kadar açanlardansanız bereket hep yanı başınızda demek.( Ne şanslısınız!...) Nerede olursanız olun, kim olursanız olun, ortak hafızamızdan bir sayfa açılacak önünüze bugün. Eğer gazeteyi elinize almışsanız ve hâlâ bu sayfayı okuyorsanız. Siyah beyaz bir dünyanın renkli bir kahramanı var o ortak sayfada. Yaptığı işte adı hep en üstte yazılmış. Hani ‘Susuz Yaz’ın büyük ‘çocuk’ sanatçısı. Hani ‘Hıçkırık’la Ediz Hun’un omzuna yığılıp kalırken annenizle birlikte ağlayarak seyrettiğiniz. Hani ‘Karılar Koğuşu’nda, ‘Kurbağalar’da, ‘Derman’da sizlerden, bizlerden biri... Hani sözlere gerek kalmadan.. Hülya Koçyiğit... ‘Bir daha gelsem, yine Hülya Koçyiğit olsam... Yine Melek hanımın kızı, Selim’in eşi, Gülşah’ın annesi olsam... Ve sinema sanatçısı olsam...’ Susuz Yaz’da kamera karşısına geçtiğinde daha 15’indeydi. Ama 15 yaşları katlayan oyunculuğu onu, hem Türkiye’ye hem dünyaya tanıttı. Ve kırk yıllık bir maceranın kapısını kapanmazcasına açtı önüne. 200’den fazla film, diziler, sahnede şarkı söylemek, annelik, iki toruna anneannelik, eski futbolcu Selim Soydan’a eşlik.. Bu sürede Türk halkının gönlündeki yerini hiç kaybetmedi. Hülya Koçyiğit’le, sanat hayatınınn son halkası olan ‘Hababam Sınıfı’nın setinde konuştuk * Dile kolay kırk yılı geride bıraktınız sinemada. 10 yıllık bir aradan sonra Şelale ile dönmüştünüz kameraların karşısına. Son filminize, ‘Hababam Sınıfı’ olması mı ‘evet’ dedirtti? “Hepimiz o sıralardan geçtik, haylazlıklarımız oldu. Herkesin başından geçebilecek olayların bir kalemde toplanmış hali var bu filmde.. Klasik bir konu ve tekrar çekilmesi eski ustalara bir saygı gibi, ondan kabul ettim. Çok mutlu bir set.” 15 yaşında oyuncu oldum * Sinema hayatınıza bakınca 80 sonrasında farklı bir çizgi görünüyor. Öncesinde rol aldığınız filmler ‘Hıçkırık’ ve devamı gibi. Hep ağlayan, inleyen kadın modeli. Daha sonra mesaj yüklü filmlerde görmeye başladık sizi. Daha bilinçli bir Hülya Koçyiğit mi ortaya çıktı o yıllarda? “15 yaşında başlayan bir serüven bu.. Henüz hayatı, yaşadığı ülkeyi tanımayan, küçücük çevresinden dışarısını bilmeyen, korunmaya, yönlendirilmeye muhtaç, iyi niyetli, temiz kalpli bir kız çocuğu. Ve onun karşılığında canlandırdığı karakterler. Daha sonra nasıl bir meslek yaptığını ve insanlar üzerinde nasıl etkili olabildiğini, özenildiğini görüyor. ‘Madem ben bir modelim, doğrusunu yapmalıyım kendi yaşamımda da rollerimde de’ demeye başlıyor. Gerçek hayattaki tiplerle birlikte Türkiye’yi, Türkiye’de kadının yerini tanımam, kendi olgunlaşmamla birlikte sinemama da yansıdı. Gün geldi artık masal anlatmaktan çıkıp, gerçeği anlatmak, gerçeklerle yüzleştirmek gerekti insanları. Bu 40 yıllık macera boşa geçmiş bir macera değil. Ağır dönemleri de var. Beni de, üretmeye çalıştığım eserleri de olgunlaştırdı. Karşılıklı bir alışveriş oldu benim verdiklerim karşısında halkın istedikleri de oldu. Bunun için mutluyum.” * Siz bu model olmanın sorumluluklarını yerine getirdiniz ki halk sizi ayrı bir yere koydu. Eş, anne, anneanne Hülya Koçyiğit, sanatçı Hülya Koçyiğit. Bir dönem sahneye de çıktınız, şarkı söylediniz. Bu bile sırıtmadı halkın gözünde. Hep bir dengede gördük sizi. Bütün bunlar olurken içerdeki Hülya Koçyiğit yorulmadı mı? “İçsel bir yorgunluğum yok. Yapamadıklarımla ilgili kırgınlıklarım var. Hâlâ hallolmayan konular var mesela. Sinema çalışanlarının sosyal güvenliği, hakları, ekonomik durumlarıyla ilgili sancılar çektim. Dört yıl SODER başkanlığı yaptım ve her günü çaba içinde geçti, Ankara- İstanbul arasında mekik dokudum. Biz hâlâ bir meslek erbabı sayılmıyoruz. Bu konularda da çok önderlik ettim. Yıllarca sosyal sigortalı da değildik, en azından bunu başardık. Hep üretmek çabası içindeyim bu meslek açısından.” Özal’dan gelen teklif * Bir dönem ANAP’dan milletvekili adayıydınız. Şimdi de AK Parti’den Kadıköy Belediye Başkanlığı’na aday gösterileceğiniz söyleniyor. Tekrar politikaya girmeyi düşünüyor musunuz? “Sinemayla halkın birebir hayatına ayna tutuyorsunuz. O arada siz de yaşadığınız ülkenin doğrularını, yanlışlarını tespit ediyorsunuz. Sanatçı olarak duyarlısınız zaten ve diyorsunuz ki ‘ben de taşın altına elimi koyup bir şeyler yapmalıyım.’ Türkiye’de kadınların geri bırakılmışlığını, çocuklarına yetemediğini, eğitim imkanı olmadığını, çok iyi yetişmiş kadınların bile ülke yönetiminde yer alamadığını görüyorsunuz, çelişkilerle karşılaşıyorsunuz. Bir sosyal adalet yok. Madem beni yetiştirdiler ben de borcumu ödemeliyim diyorsanız. 1987 yılında, nur içinde yatsın Turgut Özal ‘bu konularda çalışma arkadaşım olun, çok çalışmak lazım, var mısınız? ‘diye sorunca ‘bu ülkeye hizmet için tabii ki varım’ dedim. Kazanamadım ve siyaset benim ilgi alanım olmadığı için devam etmedim. Her zaman dile getirdiğim düşünceler sanırım bazı siyasilerin dikkatini çekiyor ve böyle yetişmiş birini siyasete dahil edelim diyorlar.” Belediye başkanlığı değil geneli kucaklamak istiyorum * Böyle düşünülmesi ve davet almak sizin de hoşunuza gidiyor herhalde. “Gidiyor. Böyle bir gizem kazanmış olmak. Halkın beni oraya layık gördüğünü düşünüyorum. Onların gözündeki inanılırlık beni onurlandırıyor. Bir nabız yoklamasıdır bu. “Böyle bir isme halk ne cevap verir”in sonucu sanırım. Direkt gelmiş bir teklif yok. Ama şunu söyleyebilirim benim belediye çalışması yapmak gibi bir gönlüm yok. Pazar yeri, dükkanların durumu.. Bana göre değil gibi geliyor. O çok farklı bir alan. Benim düşünce yapımda Türkiye’yi kucaklamak var. Benim fikrim böyle idi. Şu anda mesleğimle çok haşır neşirim. Bu filmden sonra bir dizi var. Böyle bir heyecanın içerisine girmedim.” * Sizin hep Berin Menderes’in hayatını oynama hayaliniz olduğunu biliyoruz. Bu projeden artık vaz mı geçildi? “O benim idealim. Herhangi bir filmin maliyetinde bile 1-2 milyon dolardan bahsediliyor. Bir de öyle bir filmi düşünün en az iki misli. Bunu temin etmekte güçlük çekiyoruz.” Acı yutkunuyorum * 40 yılını sinemaya vermiş , hep tepelerde olmuş birinin kendi filmini yapacak kaynağa sahip olması gerekmez miydi? “Olmaması biraz düşünülmesi gereken bir şey. Sinema böyle bir birikimi bize sağlamadı. Ancak günlük yaşantımızı götürebildik. Bir dönem ben sahneye çıktım ve sahnede kazandığım paralarla film yaptım. Gülşah filmi kurmuştum ve çok az bir birikimle ‘şimdi artık istediğim filmleri yapabilirim’ dedim. Ve Kurbağalar, Almanya Acı Vatan, Firar gibi filmleri yaptım ve çok mutluyum bunu yapabildiğim için. Bugün biraz acı yutkunuyorum, daha doğrusu yutkunamıyorum. Böyle olmaması gerekirdi. Bu emeğin karşılığında hiç olmazsa bir filmlik birikimi olması gerekirdi sanatçının." * Kamera arkasına geçme isteğiniz var mı? “Yok desem yalan olur, tabii ki bende de var. Kendi hikayemi yönetmek istiyorum. Yönetmen olarak hikayesi çok küçük ama oyunculuk ağırlıklı bir şey yapabilirim. Bir yandan TÜRVAK’da eğitmenlik yapıyorum, genç yetenekleri oyunculuğa hazırlamaya çalışıyoruz.” En büyük başarım ‘Gülşah’ın varlığı’ * Pek çok ödülle, oyunculuğunuz defalarca tescillendi. Halk sizi yüreğinde, hep bir yerde tuttu.. Bunun yanında farklı uğraşlar. Annelik, anneannelik..Ama bunca zamandan sonra Hülya Koçyiğit kendine bakınca en iyi şunu yaptım, buna değdi diyor mu? “Galiba hayatımda değdi dediğim şey Gülşah. Hayatımda yaptığım, yapabildiğim ve beni en çok mutlu eden şey Gülşah’ın varlığı. O kadar yoğun bir hayatın içinde bu bir başarı...” * O da sizi erken bıraktı. “O cadı, cadı.. Bana diyor ki bak anne fena mı oldu iki tane daha kız verdim sana ...” * Torunlarınız büyüyor, onların nasıl sanatla araları. “Küçük çok hevesli, buraya geldi, ben de oynamak istiyorum diye. Bakalım.” Pompalanmakla‘star’ olunmaz * Sizden sonra Türk sinemasında star da çıkmadı. Bir kare as var, fatma Girik, Türkan Şoray, Filiz Akın ve Hülya Koçyiğit. Öylece de kaldı.. “O bir dönem galiba. Dünyada da dikkat ederseniz star sisteminden çok, yönetmene doğru bir gidiş var. Bizimle kimse star olalım diye uğraşmadı, kendiliğinden oldu. Şimdi star olsun diye öyle pompalanan kişiler var ki? Ama halk kendisi yapıyor onu diye düşünüyorum. Bundan sonra da olacaktır sanırım.” Tek pişmanlık * İlk yıllarda Amerika’dan bir teklif almışsınız ve kabul etmemişsiniz. Pişmanlık duydunuz mu hiç? “MGM’in bir ajanı Mexico film festivalinde bana teklif getirdi ve imzalamam için de kitap kalınlığında bir sözleşme. Altı yıllık bir eğitim öneriyorlardı. Ve bu süre içinde bazı filmlerinde değerlendirebiliyorlardı. Daha sonrası için de bir istikbal açıyor önünüzde. Bu muazzam bir şey ama 15 yaşında bir çocuk için hiçbir şey ifade etmiyor. Babam bir ay önce ölmüş, ailenin sorumluluğunu alacağım. Çünkü annem çalışan bir kadın değil, kardeşlerim okulda ve benim okulum kaldı zaten. Susuz Yaz diye bir film yapıp birden ‘Hülya Koçyiğit’ oldum. Böyle bir halde ödüm patladı, korkmuştum. Kabul edemeyeceğimi söyledim. Tabii aradan yıllar geçtikten sonra, aklım başıma geldiğinde ‘ben ne fırsat kaçırmışım’ dedim.’ Pişmanlık duyduğun bir şey var mı?’ dendiğinde aklıma bir tek bu geliyor.Ne olurdu, belki okur dönerdim? Ama bazen buradaki çalışma şartlarından yorulunca acaba? diyorum.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT