BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cennet meyvesi hurma

Cennet meyvesi hurma

Çarşının en ucuz hurması İran ile Bağdat’tan (4 milyon) en pahalı hurması Kaliforniya’dan (60 milyon) geliyor. Ama bunca çeşide rağmen en çok rağbet göreni yine Medine hurması oluyor.



Kandilin simidi, ramazanın hurması meşhurdur malum. Geçen kandil biraz aceleye gelmiş olacak ki önümüze çıkan ilk seyyardan kandil simidi alalım dedik, üstelik hayli ucuzdu da... İyi niyetimizden mi nedir hiç de şüphelenmedik simidin geçen kandilden kalmış olabileceğine, zaten farkettiğimizde iş işten geçmiş, lokmalar ağzımızda büyüyüp, boğazımıza dizilmişti. İşte bu kötü tecrübeyi bari bu ramazanda yaşamamalıydık. Malın iyisini yerinde buluruz niyetiyle Rami’deki toptancıların yolunu tuttuk. Tabii ki dönüp dolaşıp geleceğimiz yer yine Mısır çarşısı oldu. Çarşıya girer girmez onlarca çeşit hurmadan oluşan muhteşem tezgahı görünce bir adım daha atamadık, kalabalığın içinden tezgahları seyre koyulduk. Tezgahtarlar küreklerini hurma dağlarına daldırıp daldırıp çıkarıyor, yıpratıcı bir tempoyla paket sarıyorlar. Kiloyla alamayan, gramla alıyor, herkes kesesine göre bir şeyler götürüyor. Çarşıda neredeyse 50 çeşit hurma var ama onlardan üçü, beşi öne çıkıyor. “Çamur hurma” adıyla bilinen İran hurmaları hem taze, hem lezzetli. Üstelik ucuz mu ucuz. 4 milyon değer biçilen İran hurması kalabalık ve orta direğin en çok rağbet ettiği cins. Ancak Kaliforniya hurmasının üç kilosu bir asgari ücret ediyor. Kuzey Afrika hurmaları ıslak zarları ve parlak renkleriyle dikkat çekiyor, Cezayirler 7 milyondan, Tunuslar 9 milyondan, Bağdatlar 4 milyondan gidiyor. Yine, yere düşünce kırılacak kadar sert ama bir o kadar lezzetli ve kokulu olan Sudan hurmaları piyasamıza giremiyor. Ama ABD ve İsrail’in pazar payı gitgide artıyor. Medine hurmasının fiyatı lezzetine göre değil, büyüklüğüne göre değişiyor, Medine kıvırcık ve Medine balçık biraz ufakça ama en ucuzu da o. İlle de Medine diyenler bunlardan birine 7 milyonu verip, evlerinin yolunu tutuyor. Medine hurmalarının hakim olduğu tezgâhlarda bir isim karmaşası var ki evlere şenlik... Ne hikmetse bildiğimiz hurmalar her sene farklı farklı isimlerle görücüye çıkıyor. Aynı hurma bir başka tezgahta farklı isimle sizi karşılıyor. Tabii ki fiyatları da değişiyor. Medine Çelebiler 10’a, Medine Sufriler 12’ye, Medine Mebrumlar 14’e, Medine Saubriler ise 16 milyondan tezgahlarda boy gösteriyor. Bir de çikolatalısı, bademlisi, antepfıstıklısı var hurmaların. Öyle çok matah bir şey de değil aslında, çekirdeği çıkarılıyor içine fıstığı, bademi konuyor o kadar... Fiyatları mı? Cevizlisi 8’e, antepfıstıklısı 10’a, bademlisi 18’e çikolatalısı ise 32 milyona gidiyor. Bunca çeşide rağmen her zaman olduğu gibi en çok rağbet gören Medine hurması oluyor. Kanserin ve kalbin ilacı Bugün modern tıp, hurmanın insan vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati öneme haiz 10’dan fazla element ihtiva ettiğini gösteriyor. Aynı zamanda hurmada organlara bol miktarda hareket ve ısı enerjisi kazandıran, sindirimi ve özümlemesi kolay olan şeker bulunuyor. Üstelik bu şeker kan şekerini hızla yükselten glikoz değil, meyve şekeri (früktoz) olduğu için şişmanlama tehlikesi de bulunmuyor. Stresli ve gergin yaşantısı olanlara sabah, öğle ve akşam saatlerinde üçer adet hurma yemesi son zamanlarda tıp adamlarının başlıca tavsiyelerinden biri. Berkeley Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalar, sinirleri güçlendiren B6 vitamini ve magnezyum mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya koyuyor. Sinir vitamini olarak adlandırılan B6 ile kasların çalışmasında önemli rol oynayan ve bu sebeple kalp krizi ve kanseri önleyici tesiri olduğu bilinen magnezyum hurmada bol olarak mevcut. İşte bu yüzden hurmanın çok tüketildiği ülkelerde kanser oranının hayli az olduğu görülüyor. Newsweek dergisinde çıkan haberde günümüzün yaygın problemi olan prostat büyümesinde hurma ekstrelerinin son yılların flaş ilacı proscar (Merck) kadar iyi geldiği, üstelik yan etki göstermediği bildirilmektedir. Hurmada çeşitli vitaminler ve madeni tuzların yanında yüzde 50’den fazla kolayca kana geçebilen şekeri de ihtiva ediyor. Hurmanın gıda değeri de çok yüksek. Yüz gramında 1.5 gram protein, 50 gram karbonhidrat bulunan hurmanın kalori değeri ise 225. Bu sebeple bedenen ve zihnen ağır çalışanlara, bedeni ve zihni yorgunluk çekenlere, hastalıktan bitap düşmüş olanlara çok fayda veriyor. Hurma enerji verirken bol fosfor, kalsiyum, demir ve gıda maddeleri ile kansızlığa, vereme ve kemik zayıflığına karşı da bünyeyi koruyor. Âdemoğullarının halası Peygamber Efendimiz hurma ile iftâr ederdi. Hurmanın bereketli olması, şöyledir ki; onun ağacına nahle denir. Bu ağacın yaratılışında, topluluk ve adâlet vardır. İnsanın yaratılışı da böyledir. Bunun içindir ki, Peygamber Efendimiz nahle ağacına, Âdemoğullarının halasıdır, dedi. “Halanız olan nahleye saygı gösteriniz! Çünkü bu ağaç, Âdem aleyhisselâmın çamurundan kalan artıktan yaratılmıştır.” buyurdu. Görülüyor ki, nahle, Âdem aleyhisselâmın çamurundan yaratılmıştır. Nahleye bereket buyurması, bunda her şeyin bulunduğu için olsa gerektir. Bunun için, nahlenin meyvesi olan hurma yenince, insanın parçası, dokusu olur. Böylece, hurmada bulunan herşey, insana da aktarılmış olur. Hurmada bulunan sayısız üstünlükler, bunu yiyende de bulunur. Hurmayı yiyen herkes böyle olur ise de, oruçlu kimse, iftâr zamanında, şehvetlerden ve dünyanın geçici zevklerinden temiz olduğu için, hurmadan pek çok istifâde eder. Peygamber Efendimiz, “Mü’minin sahurunun hurma ile olması, ne güzeldir.” buyurdu. Bu da, belki, hurma insanın dokularına karışınca, insanın hakîkatini tamamladığı içindir. Hurmanın bu faydası ancak İslâmiyete uygun olarak yenildiği, İslâmiyetten kıl ucu kadar ayrılık bulunmadığı zamandır. Tam faydasına kavuşmak için, bir ağacın bir meyvesi olarak değil, bereketini düşünerek yemek lâzımdır. Yalnız bir meyve olarak yenirse, yalnız madde, kalori faydası elde edilir. İşin iç yüzü bilinerek yenirse, bereketine kavuşulup, rûhu da besler. Batılılar örnek almalı! İstanbul’un iflâh olmaz aşıklarından biri olan Robert Mantran, Galatasaray’da sekiz yıl süren öğretmenliği sırasında 17. Yüzyıl Osmanlı hayatını incelemiş ve 1964 yılında “16 ve 17. Yüzyılda İstanbul’da Gündelik Hayat” ismindeki kitabını neşretmiştir. Ramazana dair yazılarını aşağıda özetlemeye çalıştık: Dini hükümleri arasında, onlara daha katı, yerine getirilmesi daha güç, ama her Müslüman için bir zorunluluk olan başka ibadette ramazan ayı boyunca gündüz tutulan oruçtur. Bu ay esnasında Müslümanların gün doğumundan, batımına kadar nefislerine tam egemen olmalarının gerektiği bilinmektedir. Bu kışın da, yazın da güç bir imtihandır, ama bir feragat ve arınma niyeti ile yapılmaktadır. Bugüç oruç imtihanını Müslüman Türkler öylesine bir karakter gücüyle geçmektedirler ki, Batılılar buna hayran kalmaktadırlar: “Ne insanların durumu, ne günlerin uzunluğu ve sıcaklığı, ne iş yorgunluğu bu nefse hakimiyetten alı koyabilmektedir ve buna karşı küçücük bir kusur bile çok ayıp sayılmaktadır; nihayet onların buna uyumdaki sebatları, kırk günlük perhizden kaçınmak için hastalık bahane eden, inançsızlıklarını hastalıkla örten Hıristiyanlığın büyük bölümü için utanç vesilesi olmalıdır. Bu uygulamanın tek amacının, gece boyunca tüm maddi zevkleri daha da artırmak olduğu iddia edilerek, oruç çok defa çeliştirilmiştir. Ama bu uzun yaz günlerinde, bir bardak su da dahil, nelerden mahrum kalındığını (Allah bilir ya İstanbul’da haziran ekim arasında bazen çok sıcak yapmaktadır) veya kışın mide boşken soğuğa dayanmanın ne kadar zor olduğunu bilmezden gelmek demektir. Fakat oruca dayanılması güç bir işse de, her şeye rağmen telâfileri bulunmaktadır. Kutsal ay gelmeden çok önce her Türk ailesi, güneş battıktan sonra ve gece yenecek yemekler için gereken şeyleri kilerlerine doldurmaktadır. Orucun o gün için sona erdiğini belirten iftar vakti, her akşam güneşin ufukta kaybolduğunun gözlenmesinden sonra ilân edilmektedir. Bunun üzerine davul çalınarak halka iftar bildirilmede, bu arada camiler mahyalarını yakmakta ve, müezzinler ezan okumaktadırlar. Her iyi Müslüman önce namazını kılmakta sonra yemeğe oturmaktadır. Gece hoşça vakit geçirmektedir, gene gece esnasında sahur yemeği yenilmekte ve uyunmaktadır; Müslümanlar sahura kalmak için güneş doğmadan önce davul sesiyle uyanmakta, yemekten sonra ibadetlerini yaparak, dini disiplin gereği zor bir güne daha başlamaya hazırlanmaktadır. Yirmi yedinci günün akşamı Kadir gecesidir. Yani Kur’an-ı Kerim’in Hazret-i Muhammed’e indirildiği gecedir. Gece başında İstanbul’un büyük camileri büyük kalabalıklarla dolmakta ve burada resmi ibadetler yapılmaktadır. Artık ramazanın bitimine iki veya üç gün kalmıştır. Bu ramazanın bitimi bayramın başlaması demektir. Müslümanlar bayramda da ibâdet etmekte, sadaka dağıtmakta, üç gün boyunca akraba ziyaretleri ihmal edilmemektedir. Robert Mantran - 1964 Oruç strese iyi gelir Oruç, hormonal yönden tam bir stres olduğu halde organların verdiği cevaplar ve davranışlar açısından stresin tam karşıtıdır. Adeta hormonlarla stresi yaşarken bedensel ve ruhsal davranışlarla stresin zıddı bir görünüm sergiler. Bu zıtlığın ve benzerliğin sebebi orucun bir strese alıştırma egzersizi olduğudur, bu da strese karşı muafiyet oluşturur. Oruç, bedeni bir ay boyunca organizmayı ilerde karşılaşacağı aşırı kortizol, aşırı adrenalin ve aşırı ACTH etkisine karşı hazırlar. Kısaca oruç, strese karşı vücudun korunmasını stresi taklit ederek başarır. Stresten kurtulmak için iyi mesaj taşıyan biyomolekülleri artıran yiyecekler ve ilaçlar kullanılmaktadır. Şeker, alkol, sigara, çikolata, kafein geçici olarak beyindeki iyi biyomolekülleri artırırlar. Ancak her seferinde daha fazla bu maddelere bağlanmakla sağlanabilir söz konusu rahatlama. Dolayısıyla orucun meydana getirdiği rahatlık kısa süreli olmayıp, metabolizmanın hayat boyu stresten uzak kalmasını sağlayıcı yöndedir. Dünya malında gözü yoktu Büyük fıkıh alimi, Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin (VIII. yüzyıl) ilmi faaliyetleri yanında ticaretle de meşgul zengin bir zât olduğu malumdur. Bu büyük insan, gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari işleri ile uğraşırdı. Bir gün ders verdiği sırada bir adam mescidin kapısından seslendi: - Ya imam, gemin battı!... (İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin ticari mal taşıyan gemileri mevcuttu) İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra - Elhamdülillah dedi. - Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip haber verdi: - Ya imam, bir yanlışlık oldu batan gemi senin değilmiş. İmam bu yeni habere de: - Elhamdülillah, diyerek mukabele etti. Haber getiren kişi hayrete düştü: - Ya imam, gemin battı diye haber getirdik “Elhamdülillah” dedin. Batan geminin seninki olmadığını söyledim yine “Elhamdülillah” dedin. Bu nasıl hamdetme böyle? İmam-ı Azam Ebû Hanîfe izah etti: - Sen gemin battı diye haber getirdiğinde iç âlemimi, kalbimi şöyle bir yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu sebeple Allah’a hamdettim. Batan geminin benimki olmadığı haberini getirdiğinde de aynı şeyi yaptım. Dünya malına kavuşmaktan dolayı kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malına karşı bu ilgisizliği bağışladığı için de Allahü teâlâya şükrettim. Terletmek için ne yapmalı? Zamanında ünlü doktorlardan Aziz Paşa mektepten diploma alacağı sene imtihanda sorulan: Bir hastayı terletmek için ne yaparsın sorusuna: - Şu ilacı veririm cevabını verdi. - Sonra imtihan yapan öğretmenlerle arasında şu konuşmalar geçti: - Terlemezse? - Bu ilacı veririm. - Terlemezse? - Şunu yaparım. - Terlemezse? - Bunu yaparım - Yine terlemezse?.. - Terlemezse getirir, huzurunuzda imtihan ederim.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT