BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Eleştiri müdahale değildir...

Eleştiri müdahale değildir...

Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun önceki gün yayınlanan bildirisinde; “Yargıtayımızın bir özel dairesinin, yüksek mahkemelerin kararlarında belirlenen ilkeler çerçevesinde, Usul Yasasının kendisine verdiği yetkiyi kullanmış olmasının eleştirilmesi yargıya müdahale niteliğinde olup asla kabulü mümkün görülmeyen bir tavır olarak değerlendirilmektedir...”



Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun önceki gün yayınlanan bildirisinde; “Yargıtayımızın bir özel dairesinin, yüksek mahkemelerin kararlarında belirlenen ilkeler çerçevesinde, Usul Yasasının kendisine verdiği yetkiyi kullanmış olmasının eleştirilmesi yargıya müdahale niteliğinde olup asla kabulü mümkün görülmeyen bir tavır olarak değerlendirilmektedir...” şeklinde bir ifade yer aldı. Bildiride ayrıca yargının yıpratılmak istendiğine dair iddialar ileri sürüldü. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin başörtülü bir sanığı duruşma salonundan çıkarmasıyla başlayan eleştiri ve tartışmalara karşı, hayli erken gelen ve bir dayanışma ve savunma pozisyonunu ifade eden bu bildiri anlaşılan bir süre tartışılacaktır. Şu sorunun cevabı önemli; Acaba kararları eleştirmek yargıya müdahale midir? Sadece Hukuk tahsili yapmış olanlar değil, bir vesile hukuk dersleri almış olan sosyal branşlardan birinde eğitim görenler de gayet iyi bilir ki, hukuk öğretisini meydana getiren ana unsurlardan biri de bilimsel eleştirilerdir! Nitekim, hukuk profesörü olan Adalet Eski Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk, önceki akşam bir televizyon kanalında belirtti ki, mahkeme kararları hiç tereddütsüz bilimsel eleştiriye açıktır. Elbette eleştirinin biçimi, sınırları, maksadı vs. bilimsel ve objektif ölçüler içinde olmak gerekir. Bu esaslar içerisinde dile getirilen eleştiri neden yargıya müdahale olsun? Ama görüyoruz ki, bildiride hiçbir kayıt getirilmeden eleştiriler topyekün müdahale olarak değerlendiriliyor. Türkiye’de yargı sistemi uzun zamandan beri sıkıntılı ve tartışmalı bir atmosfere girmiş bulunuyor. Sıkıntı ve tartışmaların ulusal ve uluslararası boyutları var. Tarışmanın odağında şu mesele var: Türkiye gerçek anlamda bir hukuk devleti olabilmek için ne gibi gelişmeler kaydetmeli? Yani Türk hukuk sisteminin evrensel hukuk standartlarını yakalaması ve Avrupa Birliği hukuk sistemi ile bütünleşmesi noktasında nelere ihtiyacı var? Kanun devleti veya yargıçlar devleti olmakla, hukuk devleti olmak arasında çok büyük farklar var. Bu meyanda Türkiye’deki hukuk sisteminin işleyişi aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açılan ve sayıları binleri bulan davaların ülkemizi uluslararası arenada hayli sıkıntıya sokma meselesi var. Mahkemelerdeki davaların haddinden fazla uzun sürmesi, mahkeme kararlarına Avrupa Birliği hukuk normlarının yansımaması, savunma hakkının kullandırılması noktasında eksiklerin bulunması vs. hep Türkiye aleyhine dava konusu olan meseleler. Konu çok geniş olduğu için sadece bazı genel hatları belirterek ifade etmeye çalışıyorum... Bu ahval ve şerait içinde Türkiye’de yargı sisteminin ve yargıçların temayülü nedir? Hukuk normlarının evrensel boyutlarıyla ele alınıp geniş bir yorumla, hak ve özgürlüklerin korunması ve adaletin tam manasıyla tevzii midir amaç olan? Yoksa, “ulusalcılık” kalıbı içinde, dar çerçeveli bakış açısıyla, zaman zaman objektiflik yerine sübjektif yaklaşımın ağır bastığı, hatta bazen vicdanları rahatsız eden kararlarla statükoyu muhafazaya dönük, resmi ideolojiyi koruma ve kollama gayretlerinin öne çıktığı görüşlerle, kişisel takdirin keyfi derecede kullanılmasıyla yargının siyassallaştırılması mıdır? Radikal’den İsmet Berkan iki gün önceki yazısında, Türkiye’de yapılan şeyin hukuk adına siyaset olduğunu belirtiyordu... Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun bildirisi üzerine yaptığı yorumda, Bildiride 4. Ceza Dairesinin uygulamasına gerekçe yapılan Yüksek Mahkeme kararlarına ait geniş bir değerlendirme (Bu konuyu ayrı bir yazıda ele alacağız) yaptıktan sonra, sonuç olarak özetle şöyle dedi: Temel insan haklarından olan savunma hakkının kullanılmasına fırsat verilmemesi gibi uygulamalar, Türkiye’yi büyük sıkıntıya sokar. Ve AİHM’de aleyhimize pek çok dava açılarak mahkumiyetler almamıza sebep olur. Bu konuda dikkatli olmalıyız... Evet, 4. Ceza Dairesi Başkanı Fadıl İnan’ın verdiği karar mahkemede inzibati tedbir çerçevesinde bir uygulamadır. İnzibati tedbirler, hakimin kişisel görüşüne ve takdirine göre değişik olabilir. Mesela bir yargıç inzibati tedbir çerçevesinde mahkemede fotoğraf ve film çekilmesini yasaklayabilir. Ama bir başkası da serbest bırakabilir. Bu çeşit kararların eleştirilmesi müdahale midir? Hele inzibati tedbir çerçevesinde savunma hakkı ortadan kaldırılıyorsa? Elbette hukuk herkese lazımdır. Ama hukukun saptırılması veya istismar edilmesi de herkese zarar verir. Ve demokratik hukuk sistemlerinde hiç kimse eleştiriden ari değildir. Yani la yüs’el değildir. Çünkü kanun önünde herkes eşittir. Öyle olmalıdır.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 104123
    % 0.12
  • 3.4911
    % -0.49
  • 4.1774
    % -0.29
  • 4.7221
    % -0.73
  • 145.457
    % 0.01
 
 
 
 
 
KAPAT