BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çadırda hayat

Çadırda hayat

Komisyonda Çalışma Bakanlığı bütçesi görüşülürken bir CHP’li, Ak Parti’lilere yüklenerek “Türkiye’yi çadır devleti haline getirdiniz” demiş.



Komisyonda Çalışma Bakanlığı bütçesi görüşülürken bir CHP’li, Ak Parti’lilere yüklenerek “Türkiye’yi çadır devleti haline getirdiniz” demiş. Bir AK Parti Milletvekili de “iftar çadırlarında şov yapılmıyor, dert paylaşılıyor. Gaziosmanpaşa’dan, Çankaya’dan inin dert paylaşın!” diye karşılık vermiş. “Türkiye’yi çadır devleti haline getirdiniz” iddiası, polemik sanatı bakımından zekice bir buluş olsa da sosyal vakıalar açısından mübalağadır. Türkler, 400 Çadırlık bir aşiretten imparatorluğa yükselmiş bir millettir. Çadır, Söğüt’ten önce de vardı, sonra da var oldu, bugün de var. Aradaki fark, o günkü çadırlar, keçe, deri veya kıldan mamulken bugünküler kalın bez veya muşamba. Çadırlı hayat, son senelerde iki sebeple geri dönüş yaptı, deprem ve ramazan. Çadırlarla hemen her belediye, hizmet verdi. Meseleyi bir partinin faaliyeti gibi takdim, o partiyi yıpratmaz puan kazandırır. Bu çadırlarda bir hayat yaşanıyor. Geçen hafta Bağcılar Belediyesinin çadırında Prof Mahir Kaynak ve bir grup hatiple birlikte konuşmacıydık. Çok büyük bir hacimdeki çadır lebaleb doluydu. Belediye, bizden önce Ekmek Teknesi dizisinin bir kısım oyuncularıyla halkı buluşturmuştu, bizden sonra da başka etkinlik yapılacaktı. İçi, dışarıdan görüldüğü gibi olmayan bu çadırlar bir bakıma halk evi, bir bakıma kocaman bir köy odası. Hakikaten, lüks semtlerle lüks otellerden zaman ayırıp halkın arasına katılma fırsatı bulunursa bunlar bizzat görülür. Önce dayanılmaz enflasyon, sonra o berbat kriz, sonra da deprem ortamlarında vatandaş çok kötü şartlara düşmüşken belediyelerimiz bu çadır buluşuyla halkın imdadına koşmasaydı kimsenin şüphesi olmasın ki Türkiye’de isyan çıkardı. Her ne ise Zekice buluş, iyi bir karşılık. Bunlar, yasama faaliyetinde olacak. Biz bu vesileyle çadır geleneğimizden bir hatırayı nakletmek isteriz. Tarihimizde “Öküz Mehmet Paşa” lakaplı bir paşamız vardır. Dağa top çıkartan çift öküzden birinin çatlaması üzerine boyunduruğa girerek diğer öküzle birlikte topu çektiği için “öküz” lakabıyla mükâfatlandırılmıştır. Fedakârlık bazen böylesi azizliklere yol açabilmekte. Bu paşa, bir gün sahra çadırında zabitleriyle “toplantı halindeyken” o devirde arayanı atlatacak sekreterya henüz olmadığı için bir öküz, çadır kapısından kafasını uzatıp şaşkın şaşkın etrafa bakar. Zabitler kıs kıs gülerler. Paşa vaziyeti anlar ve taşı gediğine kor. “Bu öküz, bana ne dedi, biliyor musunuz?” diye sorar, masadakiler susar, Mehmet paşa devam eder “dedi ki hadi seni anladık, bizdensin, peki bu eşeklerin arasında işin ne?” Kimse öküz altında buzağı arayarak nükteden başka anlamlar çıkartmasın. Her şey bir tatlı tebessüm için. Diyarbakır’da 2 milyon lira için vatandaşlarımız birbirini ezerken, Irak’ta silahların gölgesinde çamur gibi suyla iftar açılırken tebessüm ne kadar mümkünse?!... Mühim olan betonarme bina yahut kıl çadırda yaşamak değil, insanca yaşamak. İnsanca yaşamak ve huzur içinde olmak.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT