BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yağmurla kurtulan adam

Yağmurla kurtulan adam

Amerikan filmlerinde, elektrikli sandalyede idam edilecek mahkum için ümit, hep son dakikaya kalır...



Amerikan filmlerinde, elektrikli sandalyede idam edilecek mahkum için ümit, hep son dakikaya kalır... Üst mahkemeler, senatörler, haksız yere idama giden şahıs için, son dakikada imdada yetişir... Mahkum da, seyirci de sonunda derin bir “Ohh” çeker... Sinemadan mutlu yüzlerle ve stresten gerilmiş kaslarımızın gevşekliğiyle çıkarız... *** Türkiye’de çoğu kez “Faili meçhul” sınıfına giren cinayetlerin tanıkları olarak, bazen yanlışlıkla tutuklanan ve boş yere ceza alan insanlar hiç de az değil... Adalet yerini bulduğunda da salıverilmelerine bir türlü sevinemezler bunlar... Çünkü, boşa giden senelerinin karşılığı olan “Maddi sargının” miktarını duyduklarında dudakları uçaklar: “4 sene boşu boşuna yattım, 3 milyar tazminat veriyorlar” diye adalet mekanizmasına itiraz edenlerin boşa çırpınışları, sık sık rastladığımız ciddi haberlerin magazine dönüşmüş şeklidir... Acı ve gerçek kol kola girmiş, bir insanın kaderi olmuştur böylece... Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden ve işi siyasallığa dönüştüren, bu vatanı bölmek için uğraş verenlerin kazandıkları tazminat ise bir servettir... Kendi saf vatandaşına cimri olan adaletimiz, Avrupa’dan onay almış bir teröriste 100 milyara yakın bedel ödemeye mahkum edilmiştir çoğu zaman... Bunlar adalet terazisinin her zaman doğru tartmadığının tipik örnekleridir... Kimine mecburiyetten şirinlik, kimine de adam yerine konulmadığından cimrilik... *** Ali Aydın’ın “Çift sarı” meselesi yavaş yavaş gündemden düşürüldü bile... Puanlar gitti, emekler gitti, ümitler tükendi... Ligin geleceği belki de yeniden kaleme alındı... Belki de, muhtemel şampiyonluk ve muhtemel küme düşme sıralaması yeniden yazıldı... Kimin yüzünden? Ali Aydın denilen, bir zamanlar yere göğe sığdıramadığımız ama ilerlemiş yaşı yüzünden geç bulduğu başarısını Avrupa arenalarında gösterememiş bir hakemimiz yüzünden... Adam hiç suçu, günahı yokmuş gibi, bir kahraman edasıyla ceza değil, övgü, alkış ve destek alarak yaşamına devam ediyor... En kısa zamanda yine futbol arenalarında göreceğiz hazreti... Hakemlikte yapılmayacak en büyük hatayı yapması kimsenin umurunda olmadan, MHK’nın ve Federasyon’un yine en büyük hakem yıldızı olarak düdük çalacak... Ali Aydın’ın “Yağmurda silinen numara senaryosunu” göz göre göre Türkiye’ye kabul ettirmeye çalışması, bir insanlık ayıbı olarak tarihe geçmiştir bir kere... *** Ali Aydın “Yağmurla gelen adamın” adeta Türkiye varyasyonudur... Hoş geldi, beş geldi... O artık, düdüğünü bile evde unutsa, penaltıyı bile kafasına göre verse, adamına göre kart gösterse, dilediğince maçı bitirse, yine MHK’nın ve Federasyon’un vazgeçemeyeceği bir gözdedir... Çünkü onlar biliyorlar ki, kimse bu konuyu FIFA’ya ve de UEFA’ya taşımayacak... Aramızdan birinin bu iki büyük teşkilatta söz sahibi olması bile, hiçbir şeyi değiştirmiyorsa, olay elbirliği ile bir suç örgütlüğü edasıyla, sümen altı edilmiş demektir... “Ali Aydın bize lâzım” diye, boş verin siz Kuddusiler’i, İsmetler’i, Muhittinler’i, Erollar’ı, Serdarlar’ı, Mutlulular’ı, Hamzalar’ı... Hakem adaletinin ifls ettiğinin resmileştirildiği bir ortamda, ceza kesilecekler zaten çok önceden belliydi... Ha boş yere hapis yatmışsın, ha pisi pisine 90 dakikalık emeğin ve puanın çalınmış... Bir Anadolu şehrinin takımını yaktın mı, İstanbul’a dokunmayıp, bir şans daha tanıdın mı, adalet yerine gelmiş demektir... Türkiye’de, hukuk oyuncak edilip, bir iki kişinin ağzından çıkacak keyfi sözlerle yazılacaksa, tüh bu adaletin içine... *** Sakın Ali Aydın örneğini verdik diye, bizi bu hakeme düşman ilân etmesinler... Bu ülkede Ali Aydın’ın yanlışını alkışlayanlar kadar, futbolumuzdaki çarpıklığa çanak tutanlar sanki çok mu az? İngiltere’ye ve bütün dünyaya bizi rezil eden Alpay’ı bu ülkenin teknik direktörü, futbol sorumluları korumadı mı? Rakibine dirsek atıp, sahada Türkiye’yi 10 kişi bırakan Emre Aşık’a isyan edeceklerin hedefi, kuralları uygulayan hakem olmadı mı? Emre Belözoğlu’nun, Rüştü’nün, Okan’ın el - kol hareketlerine sahip çıkılmaması gerekirken, bunları televizyon ekranlarında savunan bir futbol şube sorumlusu değil miydi? Bir ülkenin milli marşı çalınırken, cikletini patlatan, ayaklarını sağa sola sallayan Fatih Akyel’i ayıplamak, uyarmak yerine, alkış tutulmadı mı bu ülke?.. Almanya milli marşını dinletmeyen 55 bin kişiye “Muhteşem” damgasını vuran, maç sonunda rakip futbolcuları tekmeleyenlere, bizi dünyaya rezil edip “Barbar” dedirtenlere avukatlık yapanlar bu ülkenin en yetkilileri değil mi? Hangi adaletten bahsediyoruz, hangi hukuktan, hangi terbiyeden? Primi hep şımarıktan, suçludan ve utançtan yere kullandığımız sürece, burnumuz b...tan kurtulmaz bizim... Her suçu “Faili meçhule” yükleyip, her sanığı, son anda elektrikli sandalyeden kurtarma becerisi yüzünden, biz tüm pislikleri solumayı haketmiyor muyuz ha; haketmiyor muyuz? İllâ ki birileri gibi, adaleti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mi arayalım?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT