BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Charles Robert Darwin

Charles Robert Darwin

Koca 19’uncu asır dört Yahudinin elinde telef olur, ekonomide Marks, biyolojide Darwin, psikolojide Freud ve sosyolojide Durkheim materyalizmin bayraktarlığını yaparlar. Ardlarına Siyonist sermayeyi alır ve çürük nazariyeleri, bilimsel gerçek gibi sunmayı başarırlar...



Charles, durgun bir çocuktur ama annesini kaybettikten sonra iyice donuklaşır. Derslerini anlamakta zorlandığından olacak günboyu farelerle köpeklerle oyalanır. Gelgelelim avcılığa çok meraklıdır ve birşeyleri toplayıp biriktirmekten zevk alır. Meselâ kuş vurup, saman doldurmaya bayılır. Küçük Charles’ın iki derdi vardır. Birincisi Yahudidir ve o günün Avrupasında kendini gizlemek zorundadır. İkincisi çıkık alnından, iri burnundan ve şekilsiz dişlerinden bizardır. Hoş, herkes taşbebek gibi olmak zorunda değildir ama arkadaşlarının “Maymun Charles” diye çağırmalarına çok alınır. Babası onun din adamı olmasını çok arzular ama Charles’ın hahamlıkla filan işi olmaz. Gençlik yıllarında haşarı arkadaşları ile gezip tozar. Hatta önüne Cambridge’de okumak gibi bir fırsat çıkmasına rağmen o kumarhaneleri turlar. Babası satar, savar, borç yapar, onu son bir gayretle Edinburg Tıp Fakültesine yollar. Ancak Charles okuldan ziyade hayvanat bahçesine takılır, dersleri tekleyince kapının önüne koyarlar. Uydur uydur söyle Darwin hayal gücü yüksek biridir, ayaküstü teori üretebilir. Anlamadığı konularda bile saatlerce konuşabilir. Darwin uzun yıllar işsiz dolandıktan sonra Pasifik Adalarında araştırma yapan bir heyete katılır. Burada üç beş tane renkli kertenkele görünce nesli kesilmiş canlılarla, yaşayanlar arasında bir münasebet kurmaya kalkar. Teorinin ayakları yere basmaz ama işini ciddiye alır. Tam 20 yıl boyunca tezine uyacak malzeme araştırır. Evet, şüphe içindedir ve kendini kandırdığının farkındadır. Nitekim dostlarına yazdığı mektuplarda (mesela Dr Bertham’a) “bu işe neden girdim bilmem, teferruata indikçe tek türün bile evrim geçirmediğini görüyorum” der. Yine Asa Grey’e “umutsuzum! Çıkmaz bir sokakta dikiliyorum. Sanırım, her türün yaratılış maksadı var. Evrimmiş! Buna kim inanır ki?” diye yazar. Sezar’ın hakkı Sezar’a. Her ne kadar fikirlerine katılmasak da o bir araştırıcıdır. Nitekim canlıların gözlerindeki muhteşem ahengi yakalar. Dostlarına “ah bu gözler yok mu” diye dert yanar, “beni teorimden soğuttular.” Zaman zaman “acaba ömrümü bir fantezi uğruna mı harcıyorum” diye düşünse de korka korka kitabını yayınlar. Mal bulmuş gibi... Darwin, kitabının tepki göreceğini, bilim adamlarının üzerine yürüyeceğini sanır ama materyalistler bu köksüz teoriye mal bulmuş gibi sarılırlar. Onu alelacele kürsülere çıkarır, çılgınca alkışlarlar. Gazeteciler (özellikle London Times) meccane bezirganlığını yapar, Kraliyet Cemiyeti allı pullu madalyalar sunar. Darwin zaman zaman hadiseye dışarıdan bakmaya çalışır ve bu suni ilgiden sıkılmaya başlar. Hatta dostu Hooker’e “başımı döndürüyorlar ama mütevazı olmalıyım” diye dert yanar. İş öyle bir noktaya gelir ki, o saaten sonra geri adım atacak hali kalmaz. Lakin samimi dostlarıyla başbaşa kaldığında içini açar “ben Allah fikrini çürütmek için yola çıkarken aklıma değil hislerime uydum. İnsanın basit varlıklardan türediğini savunmakta zorlanmadım ama çok gerileri hatırlayan ve çok ilerilere bakabilen zihni melekeleri bir yere oturtamadım. İnanın, henüz hiçbir şeye ışık tutamadım ve teori, başladığım yerde duruyor. Bazen düşünüyorum da, yıllarımı harcayıp ortaya çılgınca bir şey koyuyorum. Sonra insanların buna inanmasını istiyorum” der ve “söyleyin bana, sapık mıyım neyim” diye sorar. Darwin ileri yaşlarında bile çocukluk takıntılarını aşamaz. Mesela Lyell’a yazdığı mektupta “(haşa) tabiatta düzen olsa bu çirkin burnun yüzümde işi ne” yazar. Şapkadaki tavşan Darwin acabalarından kurtulamaz ama Siyonist Medya ve Marksist militanlar teoriyi “ispatlanmış kanunlar” gibi sunmayı başarırlar. Bu arada ressamlar hayal güçlerini konuşturur, milletin gözünü boyarlar. Mâlum cephenin çıkardığı ansiklopediler münkirlere destek olur, demirpedenin dinsiz ülkeleri eğitim sistemlerinde bu nazariyeye geniş yer ayırırlar. Ancak ilim adamları asılsız hipotezleri bir bir çürütür “türlerin kökeni” adlı kitabın bir “zanlar yumağı” olduğunu ispatlarlar. Gelgelelim Darwinciler pes etmez, hatta yeni yeni cepheler açarlar. Sosyal Darwinistler söz konusu nazariyeden “güçlü olan kalır, zayıf olan ezilir” gibi bir netice çıkarırlar ki, insanlığın başına dert olan Faşistler hareket noktasını buradan alırlar. Kapitalistler aynı sözü “büyük balık, küçük balığı yutmalı” gibi anlarken, Marksistler sınıf mücadelesine hisse çıkarırlar. Hasılı Darwinizm bütün batılların işine yarar. Lâkin yıllar teorinin aleyhine işler. Antropologlar söylenenlere güler geçer, moleküler biyoloji tartışmaya nokta koyar. Çürük faraziyeyi el birliği ile kaldırıp çöpe atarlar.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT