BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sanatın ve sanatçının bekçileri

Sanatın ve sanatçının bekçileri

Türkiye Musiki Eserleri Sahipleri Meslek Birliği; 17 yıldır besteci, söz yazarı, aranjör ve editörlerin telif haklarını koruyor... Yıllarını bu mücadeleye adayan Orhan Gencebay ve Atilla Özdemiroğlu, MESAM’da taşların yerine oturduğunu söylerken, “Artık aday olmayacağız” dediler...



İki konuğumuz var bugün... İkisi de yıllarını sanata vermiş usta isimler... Biri milyonlarca hayranını yıllardır ardından sürükleyen, besteleri dilden dile dolaşan Orhan Gencebay... Diğeri usta bir müzik adamı, besteci, aranjör Atilla Özdemiroğlu... İkisini müzik dışında birleştiren ve bugün sayfamızda birlikte yer almalarını sağlayan ise MESAM... Türkiye Musiki Eserleri Sahipleri Meslek Birliği... “Müzik dışında” dedim ama aslında müzik dışında değil... MESAM da müziğin tam kalbinde duran bir kuruluş. 1987 yılında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde kurulmuş... Üyeleri eser sahiplerinden oluşuyor. Besteciler, söz yazarları, aranjörler ve editörler... Amacı; müzik eseri sahiplerinin eserlerinin ticari amaçla kullanılmasıyla doğan telif haklarının takip ve tahsilini yapıp dağıtımını sağlamak... Eser sahibi, bir eseri meydana getiren, telif hakkı ise; bir kimsenin sanat ya da düşünce eserlerinden doğan haklarının tümü... İşte MESAM da eser sahiplerinin haklarını korumak için 17 yıldır çabalayan meslek birliği... Atilla Özdemiroğlu’nun uzun süredir başkanlığını yaptığı birliğin yönetim kurulu üyelerinden biri de Orhan Gencebay... Yıllardır Türkiye’de telif konusunun yerleşmesi için uğraşan bu iki isim, “Artık biz misyonumuzu tamamladık” diyor ve 4-5 Aralık’ta yapılacak genel kurulda aday olmayacaklarını söylüyorlar... “Ama arkadaşlarımız çok ısrar ederse” diyerek kapıyı tamamen de kapatmıyorlar... Bakalım 1,5 milyar dolar olduğunu söyledikleri müzik piyasasında eser sahiplerinin haklarını arayan MESAM’ın yönetimi yeni dönemde nasıl şekillenecek?... Hep sanatçıların haklarının korunmadığından, pek çok kişinin bu yüzden mağdur olduğundan söz edilir... Besteleri yıllardır dilden dile dolaşan, şarkı sözleri ezbere bilinen nice isim bunun karşılığını alamamıştır. Küsenler, hiç istemediği halde başka işler yapmak zorunda kalan sanatçılar... Bizim ülkemizin gerçeklerindendir. Ama MESAM’a üye olanlar “telif haklarının” korunması yolunda doğru adımı atmış oluyor. 8 yıldır MESAM yönetiminde yer alan Gencebay ve Özdemiroğlu kayıpları büyük olsa da gelecekten umutlu olduklarını söylüyor... MESAM ne yapar? Önce kuruluşun amacından başlasak... Ne yapar MESAM?... * A.Ö: Eser üretimini teşvik etmek için dünyada ‘koruma yasaları’ adı altında fikri hakları koruyan yasalar var... Bu yasalar düşünce hürriyetinde bir mülkiyet olduğunu ve onu gerçekleştirenin korunma altına alınması gerektiğini savunur, haklarının teslim edilmesi gerektiğini söyler ki bu üretim devam edebilsin. Dünyada eser sahiplerinin haklarının korunması temel insan hakkı sayılmakta. Türkiye açısından bu konu AB ile entegrasyonumuzda çok önem taşıyor. Ülkemizde 1957’den beri eser sahiplerinin haklarını korumak için konan 1456 sayılı yasayı hayata geçirmek MESAM’ın (Türkiye Musiki Eserleri Sahipleri Meslek Birliği) temel işlevi. Eser sahiplerinin haklarını korumak, takibini yaparak onlara ulaşmasını sağlamak. Böylece de üretimin devamını sağlamak... Faaliyet alanı nedir MESAM’ın?... Bahsettiğiniz, korunması gereken haklar dediğiniz şeyin büyüklüğü ne?... Somutlaştırabilir miyiz?... * A.Ö: Türkiye çapında üç faaliyet alanımız var... Birincisi mekanik alan, bu ne yazık ki korsanların elindedir ve büyük kayıplar oluşuyor. Ondan sonraki temsili alan dediğimiz konser, gece kulübü, diskotek, bir otel lobisinden asansörüne kadar eserlerin kullanıldığı çok geniş bir alan. Üçüncü alan radyo televizyon diye tabir ettiğimiz antenli yayınlar ki daha da genişledi. GSM ve internet önemli alan olarak karşımıza çıkıyor. Bunlar ayrı bölümler halindedir bizde lisanslama departmanı bunları tespit eder, sözleşme teklif eder. Tarifeler her alanda farklıdır. Radyo-TV için kurumun reklam gelirine göre bir orandır. Dünyadaki standartlarıyla kurumun yıllık gelirinin yüzde 5’i kadardır. Kullandığı müzik eserleri, sadece şarkılar değil, programdaki cıngıllar, haber arkasına döşenen müzik-program müzikleri vb. Bunların tümü listelenip üyelerimizin hakları dağıtılır. Bu üç alanın büyüklüğü hesabımıza göre en az 300 milyon dolar belki de beş yüz milyon dolar... TGRT hep hassas davrandı Kullanılan eserlerin karşılığını ödeme açısından kuruluşların durumu nedir? Bu rakamın geri dönen, takip edilebilen kısmı ne kadar? * A.Ö: Esasında gayet güzel bir grafikle gidiyorduk. Bu miktarın onda birine, 30 milyon dolarına, ulaşmamız gerekirken, 10 milyon dolara çıkabildi üç sene öncesine kadar. Fakat birdenbire tahribat başladı. Birden fazla meslek birliği, ya da radyo-televizyonların bakanlığa etki etmesi, bakanlığın bunu durduracak kararnameler çıkartmasına varan olumsuz bir süreç başladı. Fakat olumsuz süreç sonlanıyor, iyiye gidiş var... Ama iyi kullanıcılarımız da var. TGRT mesela bu konuda başlangıcından beri hep hassas davranmıştır... Bundan sonrasından umutlusunuz yani?... * O.G: Hem mekanik korsanlık, hem de diğer telifler konusunda umutluyuz. Bizim kaybımız 300-500 milyon dolar diyoruz. Tam bilemiyoruz ama sektörümüzde dönen para 1-1,5 milyar dolardır. Belki daha fazla. Hakkımızı sanat ve sanatçı için arıyoruz. Burada paranın peşinde değiliz sadece sanatın ve sanatçının korunmasının peşindeyiz. İlle sanat bir sponsora dayalı yaşatılmamalı, ille sanat devletimizin desteğinde olmamalıdır. Sanatçı özgür olmalı... 1.5 milyar dolarım olmalıydı Siz kendinize baktığınızda Orhan Gencebay’ın kaybı konusunda bir rakam söyleyebilir misiniz?... Teliften doğan haklarınız ödenseydi ne kadar bir miktar olurdu?... * O.G: Muazzam kayıplar verdim. Ben söylemek bile istemiyorum. Almanya’da aynı başarıyı sağlamış bir sanatçı olsaydım şu zamana kadar hiçbir destek almadan 1,5 milyar dolarımın olması gerekirdi. Bu paranın kullanılmış olduğu süreci söylemiyorum. Sadece bunu kazanabilirdim diyorum tarihimde. Biz kayıplarımızın çok büyük olduğunu biliyoruz. Ve muazzam büyüklükte korsanlık var. Tabii hakların ödenmemesi de korsanlıktır. Bilerek veya bilmeyerek yapmakta insanlar... Bu noktada daha önce MESAM bünyesindeki kişiler ayrılıp başka şirketler kurdular ve MESAM’ı çok ticari olmakla suçladılar. Neden ayrıldılar?... * A.Ö: Majör plak şirketi diyebiliriz beş büyük plak şirketi vardır. Onlar bir şekilde haklı olarak koruma ve orada kontrolü ele geçirmek istiyorlar. Bir dönem bu konuda yanlış yönlendirmeyle Türkiye’de bu hareket bölündü. Rekabet bunun altındaki bir teori. Oysa eserlerin rekabeti söz konusu olamaz. Burada monopolist bir yapı oluyor diye parçalanması istenmiştir. Ciddi boyutta bir parçalanma olmadı. Ufak bir bölümü ne yazık ki ayrılmış durumda. Ama onlar da bizim eser sahiplerimiz, ilerde birlikte olacağız diyoruz... Radyoların işi karışık Bu bölünme eser sahipleri açısından sakınca doğuruyor mu?... * A.Ö: Fiyat düşürmeler, ya da etik olmayan suçlamalar, karalamalar olabiliyor karşılıklı. Fikri hak ödemek istemeyen kullanıcının ekmeğine yağ sürüyor biraz da oradan fişekleniyor diyebilirim. Uluslar arası platformda MESAM tek kuruluş diğerleri kabul edilmiyor... Bazı radyoların telif hakları bedelini ödemediği için açılan davalar sonucu kapatıldığını okumuştuk doğru mu?... * A.Ö: Bunların pek çoğu MESAM kaynaklı değil. İlk başta komşu hakların sahiplerinin (yorumcuların haklarını koruyan MÜYAP; MÜYODER; POPSAV gibi); bir tepkisi oldu. Çok fazla radyo var. 2000’i aşkın galiba ve 1400’ü kayıtlı RTÜK’e... Akşama kadar müzik tüketiyorlar. Komşu hak ve fikri hak ödemeden. Birileri bedavadan çıkar sağlıyor ve birilerinin de müzikten kopmasına sebep oluyor. Haklı bir tepkiydi MÜYAP’ınki. Biraz yüksekçe bir tarife talebiyle gittiği için bu tehditlerle karşı karşıya kaldı radyolar. Bir dönem özel radyoların teşvik edilmesi düşüncesiyle devlet de bunlara göz yumdu. Özgür yayın ortamının gelişmesi güzel ama bu başkalarının haklarını gasp ederek değil...” * O.G: Bazıları sadece bana bağlantılı diye duyuyorum. Akşama kadar benim şarkılarımı çalıyorlarmış. Benim 400 kadar kendi bestem var. Her gün onlarla götürüyorlar yayını herhalde. Belki kemale ermek için bu süreçleri yaşamak gerekiyordu. Biz bu süreçlerin belki de zirvesindeyiz. Ama kısa sürede sanırım selamete ereceğiz. Mesleler hiçbir zaman bitmez ama önemli olanları aşacağız sanıyorum... Peki bütün bu takiplerden sonra eser sahibinin alacağı pay nedir MESAM’dan?... * A.Ö: MESAM bir hizmet, meslek birliği, kâr etmeyen bir kuruluştur. Belli bir ücret alır kendini yaşatmak için. Biz eser sahibi adına onun haklarını izleme kuruluşuyuz. Koruma alanının zorluğuna göre o oran belirleniyor. Yüzde 5’den, 25’e kadar çıkar... Kültür bakanlığı tarafından onaylanıyor ve izleniyor... * ’Candan Erçetin’in seslendirdiği ‘Elbette’ adlı eserin bestecisi iki bestesini 1,5 milyara sattı ama MESAM’a üye olsaydı en az 18 milyar kazanırdı’ diye bir haber okumuştum. Gerçekten bu kadar farklı rakamlar mümkün mü?... * A.Ö: Doğrudur, biz istediğimiz hedefe ulaşabilirsek aramızda çok aktif olanlar, çok eser üretenler bunun çok üstünde kazanç elde edebilirler... Mesela. Ne kadar?... * A.Ö: Milyon dolar mesela niye olmasın? Bu zeminlerin hepsi oluşmaya başladı zaman içinde de gidecek. Bu üreteni teşviktir. Bir Sezen Aksu, bir Aysel Gürel mesela. Bu isimler beste fabrikası gibi çalışıyor... Piyasanın yüzde 80’i korsanların Korsanla mücadele konusunda yaptıklarınız neler? Bir kasetin kendi çıkmadan korsanı çıkıyor artık. * A.Ö: 1.5 milyar dolarlık piyasanın yüzde 80’inden fazlası korsanın elinde. Çok büyük bir örgüt demek bu devletin müdahalede geç kaldığı... MÜYAP; MÜYOR; MESAM ve devletimiz bir çatı altında bu meseleleri çözme kararı aldık. MSG de bu protokolün içindeydi bazı problemler yaşıyoruz ama giderilecek diye düşünüyoruz. Bütün birlikler haklarını ararsa 800 milyara kadar para, 14 yıla kadar hapis cezası söz konusu olabilir. Korsan olan biri bu cezaları yiyebilir. Yeni yasada çok basit bir hüküm var. Bundan böyle bu ürünler sadece bakanlığın izin verdiği yerlerde satılabilecek. Korsan ürün satan bir yer görülürse sertifikası iptal edilecek. Kayıt dışı ekonomi, işporta ortadan kalkacak. Tabii bu kanunun çıkması yeterli değil, uygulanması önemli... Uzun zamandır MESAM yönetimindesiniz ve önümüzdeki günlerde de genel kurul var. Az önce yönetim kurulu toplantısından gelen sesleri duyduk. Hep böyle gergin mi oluyor toplantılar?... * A.Ö: Bazen 12 öfkeli adam filmi gibi oluyoruz. Fikir farklılıkları bazen tartışma haline dönüşebilir ama sonunda uzlaşma sağlanır ve tatlıya bağlanır. 8 yıldır Orhan’la beraber yönetimdeyiz çok ciddi mesaimizden ayırdık, bunun da karşılığı yok. Aralıktaki genel kurulda sektöre veda ediyorum. Aday olmayacağım. Türkiye’de telif hakları konusunun halledildiğini, önünün açık olduğun düşünüyorum. Elele bu konuda ciddi bir sıçratma gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum ve vizyonumu tamamladığıma inanıyorum... * O.G: 8 yıldır yönetimdeyiz ama 17 yıldır takip ediyoruz. En önemli safhayı tamamladığımızı düşünüyorum, bundan sonra kolay olacaktır. Ben de aday olmayacağım... * A.Ö: Sen devam etmelisin Orhan... Benden gençsin. Bir ay sonra 62’e basıyorum. Artık çocuklarımı büyüteceğim. Benim MESAM Başkanı olarak belki de son röportajım ama danışman olarak hep buradayız. Kurum artık tamamlanmıştır, fikri haklar yürüyecektir kimse yolundan çeviremez. Misyon tamam. Ama tabii arkadaşlarımız ısrar ederlerse bilemem... * O.G: Gönlümüz genç. Şu anki düşüncemiz bu ama sanat ve sanatçının haklarının korunması için hep buradayız... Mesela radyo ve televizyonlar için kullanılan eserlerin takibini nasıl yapıyorsunuz?... Türkiye’ye has yöntemleriniz var mı takipte?... * A.Ö: Türkiye’ye has yöntem değil de bizim kendince uygulamalarımız da var tabii... Sözleşme yapıyoruz ve kuruluşlar çaldıkları eserlerin listesini bildirmek durumunda. Kontrol birimlerimiz yaptığımız örneklemelerle o listeyi karşılaştırıyor... Televizyonlarda arkadaşlarımız var onlar da yardımcı oluyorlar... Telifler ödenmediği takdirde ne yapıyorsunuz?... * A.Ö: Önce uzlaşmayı, orta bir yerde anlaşmayı deniyoruz. Sonra çağrımızı, uyarılarımızı yapıyoruz. Bunlardan bir sonuç alınmazsa da kanuni süreç başlıyor. Telifleri ödemeyen kurumlar aleyhine açtığımız ve kazandığımız davalar var. Hepsi müşterimiz olduğu için isim zikretmiyorum. Ama önümüzdeki günlerde daha yüksek rakamlı davalar da sonuçlanacaktır... Orhan Gencebay: “İnsan aklıyla, duygusuyla, bedeniyle üretim yapar. Bizler duygularımızla, aklımızla üretim yapan kişileriz. Yapmış olduğumuz ürünlerin çoğaltılmasından doğan hakları almaya uğraşıyoruz ve bunu da birinci derecede MESAM kanalıyla yapmaya çalışıyoruz. Haklarımızı almakta zorluklar olabiliyor. Çünkü bu hakların neler olduğunu bazı insanlar anlamış değil, anlamak da istemiyorlar. Gelişmiş ülkelerde bu meseleler daha önce yaşanmış. Ama anlamışlar ve bu hakları ödüyorlar. Başbakanımızın İtalya ziyaretinde, İtalyan sanayicileri başkanıydı sanırım ‘bir ülkede patent ve telif hakları korunuyorsa o ülke çok gelişmiştir, korunmuyorsa o ülke gelişmemiştir’ İfadesini kullandı. Bu sözler durumumuzu çok iyi anlatıyor...” Atilla Özdemiroğlu: “Kişi bir albümü satın aldığında evinde, aracında nerede isterse dinler. Ama bunu ticari bir amaçla kullanıyorsa, ticaretine ortak ediyorsa o müziğin bir hakkı vardır buna saygı gösterilmelidir. Dünyada 35-40 milyar dolar hak sahiplerine ulaşıyor her yıl. Sanatı ve sanatçıyı korumak için bu hakların verilmesi lazım. Bu sağlanamadığı için çok büyük kayıplar vermişizdir, çok arkadaşımız yok olmuştur. Fikri hakkını alamadığı için hayatını sürdürememiş başka alanlara, arayışlara girmiştir. Bu yüzden sanatçı hayata da küsüyor. Ergüder Yoldaş arkadaşımız mesela. Ve sürünerek ölenler de var... Bir eserin üretiminden itibaren anonim hale gelmesi için 70 yıl geçmesi gerekir. Bu süre içinde takibi yapılır ve elde edilen hak vârislerine verilir...”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 104123
    % 0.12
  • 3.4906
    % -0.5
  • 4.1771
    % -0.29
  • 4.7234
    % -0.71
  • 145.551
    % 0.08
 
 
 
 
 
KAPAT