BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bu yangın nasıl söner?

Bu yangın nasıl söner?

Rahat değiliz. Kendimizden emin değiliz. Bu yüzden endişeler kuruntular içinde kıvranıp duruyoruz.



Rahat değiliz. Kendimizden emin değiliz. Bu yüzden endişeler kuruntular içinde kıvranıp duruyoruz. Halbuki Avrupalı’nın hayal bile edemiyeceği bir kültürün mirasçılarıyız. Ama bu mirastan giderek daha az haberimiz oluyor. Çünkü adeta redd-i miras etmişiz. Bir örnek: Eskiden hali vakti yerinde olanlar, mahalle bakkallarına uğrar, veresiye defterini alır, oradan fakir olduğunu iyi bildiği borçlulardan, bazılarının borçlarını bakkala öder, borçları defterden silerlermiş. Böylece fakirler, borçlarını kimin ödediğini bilmedikleri için, borçlarını ödeyen kimselere karşı eziklik duygusu çekmezlermiş. İnceliğe bakın. Bir örnek daha: Sadaka taşları varmış. İstanbul’da birkaç örneği, tarihi eser olarak hâlâ var. Durumu iyi olanlar gizlice bu taşın üzerine bir miktar para bırakırlar, fakirler de ihtiyaçları kadar parayı oradan alırlarmış. “Mış”lı geçmişle anlatılan bu güzelliklere dünyanın başka hangi kültüründe rastlanır bilemiyorum. “Sağ elin verdiğinden, sol el haberdar olmamalıdır. Herkes birbirine saygılıydı Buralardan nerelere geldik. Geçenlerde bir hayırsever, Vali ve Belediye Başkanının katılımıyla düzenlenen törende ihtiyaç sahiplerine zekatını dağıtıyordu. Gerekçe “İzdihamı önlemek” idi. Belki haklıdır adamcağız. Çünkü fakirler de ihtiyaçları kadar alma güzel huyundan uzaklaşmış olmalılar. Kayın validem seksen küsur yaşında. Arnavutköy çocuğu. 15-16 yaşlarında İzmir’e gelin gelinceye kadar Arnavutköy’de yaşamış. Bazan benim çenemden fırsat buldukça anlatır o günleri. Özellikle, Yahudi ve Hıristiyan komşularla ilişkiler konusunda anlattıkları bugün bize Kopenhag Kriterleri diye dayatılan kurallar dizisinin o günlerde tabii olarak uygulandığını ortaya koyuyor: “Herkes diğer cemaatlerin kutsal saydığı günlere çok saygılıydı. Mesela hiçbir Yahudi veya Hıristiyan çocuğu Ramazanda ortalık yerde birşey yiyip içemezdi. Anneleri onları azarlarlardı. Hiçbir ayırım yapılmadan komşular birbirlerinin yardımına koşarlardı...” Şu anlaşılıyor ki, insanlar o devirlerde birbirlerine “iyi örnek olma yoluyla” inançlarını anlatma yolunu seçmişler. Bu da zaten Osmanlı dedelerin fethetmeden önce ve sonra sınır boylarına Anadolu’dan tertemiz aileler yerleştirme üslubunun devamı olmalı. En büyük düşmanlık Yoksa insanlara; kendi inançları gereği toplandıkları mabetlerine ya da iş yerlerine, üstelik dinimizce en büyük günahlardan sayılan intihar saldırıları düzenliyerek Müslümanlığı sevdirmek mümkün mü? Bu, İslamiyete yapılabilecek en büyük düşmanlıktır. İslamiyeti yanlış yorumlayan bazı ihtilalci Arap sosyalisti düşünürlerin yaktıkları bu fitne ateşi ancak gençlerimizi Müslümanlığın güler yüzüyle tanıştırarak söndürülebilir. Bunun için ne yapmak lazım herkes düşünsün...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT