BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ailenin biricik kızıydı Esra...

Ailenin biricik kızıydı Esra...

Esra, Serdar’ın kız arkadaşıydı. Tıp fakültesine kayıt olmak için gittiği gün tanışmışlardı. Yaklaşık Serdar kadar boyu, uzun açık kumral saçları, ela gözleri ve kendinden emin halleriyle gören herkesin ilgisini çekebilecek kadar alımlı bir kızdı Esra.



Nevin hanım hastahanede yatarken gerekli olan eşyaları akşamdan hazırlayıp çantalara yerleştirmişti. Sessizce onları düzenliyordu. Serdar ise evden buraya kadar yaptığı yolculuk sonunda biraz bitkin düşmüş olduğu için hemen uzanmıştı yatağına. Kendisi de bir doktor adayı olduğundan tutulduğu amansız hastalığın önlenemez seyir süratini biliyor, her geçen gün nasıl yıpranacağını ve güçten düşeceğini tahmin edebiliyordu. Meral ağabeyinin el işaretini görüp onun yanına geldi. Yatağın kenarına oturdu: - Söyle canım, bir şey mi istedin? - Senden bir ricam var, bizim çocuklara bir haber veriver. Durumu anlatıver, bir de Esra’yı ararsan sevinirim. Onun da bir şeyden haberi yok. Müsait bir dille gerçeği söylersin. Esra, Serdar’ın kız arkadaşıydı. Tıp fakültesine kayıt olmak için gittiği gün tanışmışlar, dört sene boyunca devam eden bir arkadaşlık geliştirmişlerdi. Esra yaklaşık Serdar kadar boyu, uzun açık kumral saçları, ela gözleri ve kendinden emin halleriyle gören herkesin ilgisini çekebilecek kadar alımlı bir kızdı. Nevin hanım çok seviyordu bu genç kızı. İyi bir ailenin tek kızıydı Esra. Babası bir banka müdürü, annesi ise ortaokul öğretmeniydi. Her zaman nazik, her zaman saygılı ve güler yüzlü bir kızdı. Nevin hanım da, Ferit bey de defalarca tekrarlamışlardı oğullarına bu kızla mutlaka evlenmesi için. Ferit bey sanki bir kötü sonuç olacağından korkuyormuşcasına son bir senedir iyice arttırmıştı ısrarlarını. - Bir nişan takalım hiç olmazsa oğlum... deyip duruyordu. Serdar ise daha çok erken olduğunu düşünüor, en azından altıncı sınıfın sonunda bir resmiyete bindirmek istiyordu herşeyi. Meral başını salladı “olur” anlamında. Nevin hanım bir bardak portakal suyu doldurup, oğluna uzattı: - Şunu içiver aslanım, sabah aç karnına geldin buralara. İçin kazınmıştır senin şimdi. Serdar annesini kırmadı. İçi istemiyordu ama yine de istiyormuş gibi davranıp aldı, birkaç yudum içti. *** Tülin hanım elindeki oldukça kabarık dosyaları portmantonun üzerine bırakıp salondaki masanın başında, ayakta birkaç lokma atıştırmaya başladı. Kızı Esra ise annesinin bardağına çay doldurmak için kalkmıştı. Tam bu sırada çaldı telefon. Tülin hanım ağzındaki lokmaları hızlı hızlı çiğneyerek atıldı ahizeye. Birkaç kere arka arkaya yutkunduktan sonra cevap verdi: - Alo, buyurun? Meral’in sıcacık sesi karşı taraftan yankılandı: - İyi günler efendim, sabah erken saatte rahatsız ettim, özür dilerim ama ben Serdar’ın kız kardeşiyim, Esra ile görüşebilir miyim acaba? Tülin hanım kibar bir tavırla cevap verdi: - Tabii evladım, nasılsınız? Anneniz babanız nasıllar? - İyiyiz diyemeyeceğim efendim, onu haber verecektim Esra’ya da. Serdar ağabeyim aniden rahatsızlandı. Hastahaneye kaldırdık şimdi. Oradan arıyorum. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT