BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gidiyorum bütün gaflar yüreğimde...

Gidiyorum bütün gaflar yüreğimde...

Rahşan... Kıbrıs... Karaoğlan... Mavi gömlek... Şair... Gazeteci/Yazar... Evet, “Zamanı gelince bırakmalı” deyince aklıma bunlar geldi...



Rahşan... Kıbrıs... Karaoğlan... Mavi gömlek... Şair... Gazeteci/Yazar... Evet, “Zamanı gelince bırakmalı” deyince aklıma bunlar geldi... Bu veda yazısında; Türk siyasetinin bir değil, bin dönemine damgasını vurmuş bir liderin icraatlarını yer vermeye kalksak, sığdıramayız şüphesiz... O yüzden sığdırılacak icraatlarına yer vererek kapatalım Bülent Ecevit’in siyaset kronolojisini; * Sel felaketi yaşayan Hataylılar’a “Deprem felaketi için geçmiş olsun” dileğinde bulundu... * Depremin şiddetini dile getirirken İngiliz uzunluk ölçüsü birimi “inç”i kullanarak, depremin “6 inç şiddetinde” olduğunu ifade etti. * Afganistan Başbakanı Hamit Karzai’ye “Afgan Genel Müdürü” dedi. * İngiltere Başbakanı Blair’den “İngiltere Dışişleri Bakanı” diye söz etti... * Amerika’da yaptığı görüşmeleri aktarırken, “İsrail’le yaptığımız görüşmeler” dedi... * Irak’tan bahsederken, “Biz bölgede barış değil, savaş istiyoruz” dedi... * Eylül ayında yurtdışına giderken, çoktan geçmiş olan 30 Ağustos için “30 Ağustos bayramını da şimdiden kutlarım” dedi... * “Medeni Kanun” yerine, “Medeni Hatun” dedi... Kapıkule sınır kapısını “Kapı Kale” diye telaffuz etti. * Adalet ve Kalkınma Partisi’nden sürekli olarak, “Adalet ve Kalkınma Bankası” olarak sözetti... * Irak’la Bulgaristan’ı karıştırdı ve Bulgaristan’da çıkacak muhtemel bir savaşın Türkiye’yi etkileyeceğini anlattı... * “Ufukta seçim göründü” dedikten birkaç saat sonra, “Yanlış bir laf etmişim. Erken seçime karşıyım” dedi... * Üç yıllık bir zaman dilimi anlatırken, “Üç yüz yıl gibi kısa bir sürede” dedi... Bütün bunları 75 yaşından sonra söyledi... Ve giderken dedi ki; “Zamanı gelince bırakmalı”... Türk filmlerine dava açılabilir mi?... Bugünkü ikinci yazımın sütunlarını Ömer Sinan Yağcı’ya bırakıyorum... Aslında ben de birşeyler yazacaktım ama, galiba bu kadar iyi anlatamazdım... Adaşıma sevgiler sunuyorum; ... “Nevet, ben kötürümüm” der Cüneyt; heybetli vücudu ile tekerlekli sandalyede oturduğunu gören badem gözlü Türkan’a... Türkan ne söyleyeceğini bilemez, kaçar odadan... Kendisine acınacağından yüzde yüz emin olan Cüneyt... Cüneyt’i haklı çıkaran ve bu duygudan “kaçan” Türkan... 10-15 dakika geçer geçmez, Cüneyt aslanlar gibi ayaktadır ve bir zamanlar kendisine acıyan Türkan’ın karşısındadır. Bizler önce acıma duygumuzla vicdanımızın varlığından emin olur, sonra bir “ohh” çekeriz bu iyileşme karşısında; acımaya gerek kalmamış tatmin olmuşuzdur... Hiçbir Türk filminde bir kötürüm hâlâ kötürümken perde kapanmaz... “Bir cezadır kötürümlük, iyi insanların başına gelmez” çünkü... Nasıl bir ülkeyizdir ki; 7.5 milyon insanı bu kadar kötüdür?... ...Ve vicdanı tam olan bizler hangi güdü ile uzak dururuz onlardan?... Ama bizimle bir ilgisi yoktur onların... Olmamalıdır, olursa sormaya başlanacaktır; “Neden?... Nasıl?... İyi ama!... Hani Nerede?...” Uzak durulmalıdır... Taa ki, devletin engelli çalıştırmayanlara vcerdiği ceza 600 bin liradan, 750 milyona çıkarmasına kadar. Ucu dokundu, ver ilanı engelli ara... Belki de böyle olmalıdır. Belki de, engelliyi de normal bir vatandaş sayan gelişmiş ülkelerde de süreç böyle yaşanmıştır. Ucu dokuna dokuna... 3 Aralık Dünya Engelliler günü engelsizlere ne ifade eder? Acaba Anneler Günü gibi, Öğretmenler Günü gibi, Dünya Tiyatro Günü gibi, Sigarayı Bırakma günü gibi ve daha pek çokları gibi gibi, tüm yazılı, görsel ve işitsel yayın organlarında, okullarda ve işyerlerinde hatırlansa ve anılsa ucu dokunmadan da bir yol alınabilir mi?... En önemlisi bir gün biz de kötürümlüğün herkesin başına gelebileceğini ve milyonlarca insanın geçirdiği gibi bir ömrün kötürüm olarak geçirilebileceğini anlatan filmler, diziler çekilir mi?... bizimkiler (Bizimkiler’in medya muhabbetleri...) * Haber; Dumansız sigara üretildi... Bilgehan; “Kapalı yerlerde içmek serbest mi?...” * Haber; Kasparov berabere kaldı... Fehim, “Ben o adamı seyrettim... Fiziği iyi ama, hava toplarında zayıf...” * Haber; Erbil-Stelyo ayrıldı... Cem; “Hataya bak... Erbil-Sedef yazacaklarına...” * Haber; Bülent Ersoy-Cem Adler boşanıyor... Talip; “Yazık... Olan çocuklara olacak...” * Haber; En yükseğe zıplayan basketbolcu Jordan... Turgay; “Bu adam üç sayılık smaç bile atar...” * Birisi; “Nouma Türkçe öğrenmeye başladı... Emin; “Gazeteye abone yapalım...” * Haber; Türkiye bir yılda 122 gün izin yapıyor... Engin Abi; “Hepsini birden kullanabilir miyim?...”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT