BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Tarihimizi sevdirmek için...

Tarihimizi sevdirmek için...

Farklı ve aykırı tarih yorumlarıyla dikkati çeken Mustafa Armağan, özellikle Osmanlı tarihine bakarken, "kör tarih okumaları"ndan kurtulmamız gerektiğini söylüyor soruyor: "Eğer Kanuni Sultan Süleyman ülkeyi satmış olsa idi, 70 küsur yaşında Zigetvar diye çok da önemsiz bir kaleyi almak için haftalarca at sırtında savaşa gider miydi?"



Farklı ve aykırı tarih yorumlarıyla dikkati çeken Mustafa Armağan, özellikle Osmanlı tarihine bakarken, "kör tarih okumaları"ndan kurtulmamız gerektiğini söylüyor soruyor: "Eğer Kanuni Sultan Süleyman ülkeyi satmış olsa idi, 70 küsur yaşında Zigetvar diye çok da önemsiz bir kaleyi almak için haftalarca at sırtında savaşa gider miydi?" Tarih araştırması yaparken kaynakların çok iyi incelenmesi gerektiğini altını özellikle çizen Armağan, "Objektif bir yaklaşımla geçmiş dönem, olay ve kişileri karalamak yerine olayların gerekçelerini ve kişilikleri iyi anlamak gerekiyor. Birisi hakkındaki iddiayı kavrayabilmek için karşı tarafın görüşlerini de bilmek zorundayız" diyor. "İddia edildiği gibi eğer Osmanlı kötü, geri bir medeniyet idiyse, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'nı hazırlayan ve başaran ruh kimindi? Batmış bir milletin 1915'lerde böyle bir başarıya imza atması mümkün müydü? Bazı şeyleri konuşur ve tartışırken insaf ölçüsünü kesinlikle elden bırakmamak gerekiyor..." Cemil Meriç, "Ben bu mazlum medeniyetin sesi olmak istiyorum" demişti. Son birkaç ay içinde dördüncü baskıya ulaşan "Osmanlı İnsanlığın Son Adası" isimli kitabıyla gündeme gelen Mustafa Armağan da, mazlum bir tarihin sesi olduğunun altını çizerek "doğru tarih" merkezli çalışmalarını sürdürüyor. "Okul kitaplarından tutun da sözde Osmanlıyı savunmak amacıyla yazılmış ideolojik kitaplara kadar itilen, kakılan, reddedilen, yeterince anlama çabası gösterilmeden mahkum ediliveren ve sürekli kolaycı şablonlara göre yargılanan Osmanlı tarihinin bütün boyalar döküldükten sonra görünecek olan gerçek dokusundan bazı kesitler" çıkarmaya çalıştığı eserinde, Yeniçeri Ocağı'na atılan güllelerin gerçekte Osmanlı toplumunun tam kalbine düştüğünü, "Osmanlı gerilemesi" diye bir şeyin olmadığını, kapitülasyonların aslında "iyi" bir şey olduğunu, aykırı bir bakış açısıyla ve fakat gerçek kaynaklara girerek yeniden yorumluyor. Kontra bakış açısı Mustafa Armağan, meslekten tarihçi değil aslında; İstanbul Üniversitesi Türkoloji mezunu. Fakat düşünce ve medeniyet tarihi ile kültür üzerine farklı bir okuma tekniği geliştirmiş. İçinde insan olan her şeyle ilgilenmeyi tercih etmiş. Tarihe daha farklı ipuçlarından ve açılardan yaklaşarak ilginç sonuçlara ulaşmayı başarmış. Bilinenin ve resmi tarihin öğrettiğinin aksine, Osmanlı döneminin ideallerini iyi kavradığını belirten Armağan, "tezyif edici, küçültücü ve aşağılayıcı bir tarih anlayışı beni çok üzüyordu" diyor ve ilave ediyor: "Özellikle kapitülasyonlar konusunda yakın geçmişte kaleme alınan yazılar ve yorumlara baktığımızda Kanuni Sultan Süleyman'ın ülkeyi nasıl Batı'ya teslim ettiğine dair iddiaları anlamıyorum. İspanya'nın başı çektiği katolik ittifakı, Osmanlı üzerinden gelen Hint mallarının Batı'ya ulaşmasını engellemeye başlamıştı. Ümit Burnu keşfedilmiş, Batı dünyası vergisiz olarak Arfika'nın güneyinden malları getirmeye başlamıştı. Kanuni de Fransa'yı bu ittifaktan kopararak ve onlarla anlaşarak bu durumu lehine çevirmeye çalışmıştı." Olaylar ve kahramanlar Koskoca hükümdarın, "yüzyıllar sonraki tarihçiler benim hakkımda ne düşünürler?" gibi basit bir düşünceyle hareket edemeyeceğinin altını çizen Mustafa Armağan, "Bugün de birtakım yanlış anlaşmalar yapılıyor. İki yüz yıl sonraki tarihçiler de bugünleri bizim yorumladığımız gibi yorumlarsa ne olur? O yüzden, tarihe bakarken dönemin şartlarını ve olayların kahramanlarını iyi tanımak gerekiyor. Eğer kapitülasyonlar olmasa idi bugün İzmir, Halep gibi liman şehirleri olmazdı. Eğer Kanuni ülkeyi satmış olsa idi, 70 küsur yaşında Zigetvar diye çok da önemsiz bir kaleyi almak için haftalarca at sırtında savaşa gider miydi? Yoksa bu tür devlet adamlarını ve komutanları mitolojik kahramanlar olarak mı görmeliyiz?" diye soruyor. Tarih okuması yaparken kaynakların çok iyi incelenmesi gerektiğini özellikle vurgulayan Armağan, "Objektif bir yaklaşımla geçmiş dönem, olay ve kişileri karalamak yerine olayların gerekçelerini de anlamak gerekiyor. Birisi hakkındaki iddiayı kavrayabilmek ve hakkında yorum yapabilmek için karşı tarafın görüşlerini de bilmeliyiz. Sadece Türk tarihi için değil, bütün dünya tarihi için aynı şey geçerli. Tarih boyunca birtakım çıkar ilişkileri ve makam hırsı ile atılmış o kadar çok iddia var ki, hangisine inanacağımızı şaşırıyoruz bazen. Ama bütün bunlarn karşılaştırmalı tarih okumaları ile giderilebileceğini düşünüyorum" diye konuşuyor. Çanakkale bir masal mı? Osmanlı'yı kötülemenin ve o döneme dair alçaltıcı, tezyif edici yaklaşımların kasıtlı olduğunu ifade eden Mustafa Armağan, İttihat ve Terakki ile başlayan ve git gide zirveye çıkan bu anlayışın, insanları tarih konusunda yanılttığını da vurguluyor: "İddia edildiği gibi eğer Osmanlı kötü, geri bir medeniyet idiyse, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'nı hazırlayan ve başaran ruh kimindi? Batmış bir milletin 1915'lerde böyle bir başarıya imza atması mümkün müydü? Ya da Ermeni meselesini anlatırken Osmanlı devlet siyasetini övmelerinin ne anlamı olabilir ki? Bazı şeyleri konuşur ve tartışırken insaf ölçüsünü elden bırakmamak gerekir. Bir devri batırıp, kendi düşüncelerini yücelttiler. Böyle bir şeyin insaf ve mantıkla ilgisi yoktur. Artık, tarihe ilişkin gerçekler ortaya çıkmalı ve kör tarih yazımı terkedilmelidir. Tarihteki belgelere analitik olarak bakmazsak, her şey bizi çok yanıltır ve bir yığın yanlışa sürükleniriz. O yüzden, kaynakların orijinaline doğru gitmeli, hükmümüzü ona göre vermeli ve kesinlikle objektif olmalıyız." Metodoloji belirlemeliyiz "Osmanlı'yı, Batı'dan kopmakla suçlayanlara bir soru sormak istiyorum. Bir dönem, Papa'nın emriyle Osmanlı'ya silah vermeme kararı alan Avrupa devletleri, bütün siyasi ve askeri ilişkileri kesme noktasına gelmişlerdi. Bu durumda Osmanlı mı Batı'dan kopmuş oluyor, yoksa Batı mı Osmanlı'dan?" diyen Mustafa Armağan, sözlerini şöyle tamamlıyor: "Tarihe bakarken kim, ne için söylüyor sorusunu her seferinde yeniden sormalıyız. İlim, irfan aşığı kimselerin, çıkarları zedelenince en ağır iftiralarda bulunduğunu kaynaklar gösteriyor. Çünkü insan, her dönemde insandır ve her dönemde kişilik zaafları vardır. Karşılaştırmalı tarih çalışması yaparsak bu yanlıştan dönebiliriz. Metodoloji hakkında da bazı teknik bilgileri yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. İnanç ve objektif bir yaklaşımla yapılan tarih araştırmaları bizi doğrulara daha çok yaklaştırır. Tarih de zaten bizi buna doğru yönlendiriyor. En azından beni buna çağırdı. Tarihe bugünkü meseleler ışığında bakmaktan, Osmanlı'yı okurken kim bir hata yapmış diye hafiyelik yapmaktan kesinlikle kurtulmalıyız. İnsaflı ve içerden bakarak, empati kurmaya çalışarak, bir dönem ders kitaplarında oluğu gibi aşağılayıcı bir üsluptan kaçarak tarihi sevdirebiliriz." Edebiyat okudu Urfalı bir anne ve babanın çocuğu olarak Cizre'de doğdu (1961). İlk ve orta öğrenimini Bursa'da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Çeşitli yayınevlerinde editör olarak çalıştı. Yayımlanmış eserlerinden bazıları şunlardır: Fritjof Capra'dan Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası (1989, 1992, Türkiye Yazarlar Birliği Tercüme Ödülü) ve Şehir Ey Şehir (1997, TYB Deneme Ödülü), Gelenek (1992), Gelenek ve Modernlik Arasında (1995, 1998) Şehir Asla Unutmaz (1996, 1997), İslam Bilimi Tartışmaları (1990), İstanbul Armağanı I: Fetih ve Fatih (1995), İstanbul Armağanı II: Boğaziçi Medeniyeti (1996), İstanbul Armağanı III: Gündelik Hayatın Renkleri (1997)...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT