BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gurbette bir şair

Gurbette bir şair

Yaşı 73. Kendi ifadesiyle “yaşım yetmiş ama işim bitmiş değildir.” İşini bitmemiş kabul ettiği için New York ve havalisinde yapılan bütün Türk toplantılarında aramızdadır.



Yaşı 73. Kendi ifadesiyle “yaşım yetmiş ama işim bitmiş değildir.” İşini bitmemiş kabul ettiği için New York ve havalisinde yapılan bütün Türk toplantılarında aramızdadır. “Şahimerdankul Han oğlu Hacı Ergeş Uçkun.” İlerlemiş yaşına ve birkaç defa tamir görmüş kalbine rağmen hemen bütün programlara koşar gelir. Bugün “Afganistan” diye bildiğimiz Güney Türkistan’ın Parab vilayetine bağlı Andköy’de doğmuş. “Kabul Öğretmen Koleji’ni ve Kabul Darülfünunu’nun Kimya Bölümü’nü bitirdikten sonra” diyor, “Hukuk, Tıp ve Askeri üniversitelerin, Türkiye Türkleri tarafından kurulmuş olmalarına rağmen, Cenubi Türkistan Türklerine yasak olduğunu öğrendim ve bu kapıları açmak için mücadeleye başladım. Öğretmen olarak çalıştım, talebe yetiştirerek Kabul’a göndermeye gayret ettim, nihayet iki Türk genci Hukuk Fakültesi’ne girdi.” Kendisinden öğrendiğimize göre, Afganistan’da, nüfusuna “Afgan” yazdırmayanın devlet dairelerinde hiçbir işi görülmezmiş. Evlenmek, mal alıp satmak, iş kurmak, işe girmek, kısaca yaşamak için mutlaka “Afgan” kimlikli olmak gerekiyormuş. Faaliyetleri hoş karşılanmamış olacak ki 1957 yılında anavatanını terke mecbur kalıyor Ergeş Bey. Pakistan, İran yoluyla Türkiye’ye geliyor. Yıllarca Adana’da öğretmenlik yapıyor. Silifkeli bir hanımla evleniyor. Derken ATAŞ rafinerisinde kimyager olarak çalışmaya başlıyor. 1974 yılında ise göç kervanı yine yoldadır. Bu defa istikamet Amerika’dır. Türklük için ter dökmeye bu defa Amerika’da başlar. Ergeş Bey “Ben Türklüğü kovalarım, nerede bir hadise olursa izlerim ve ekseren duygularımı şiirle ifade ederim” diyor. Şiirleri Kırgızistan hariç bütün Türk cumhuriyetlerinde ve Türkiye’de basıldı. 1996’da Türkiye’de yapılan Dördüncü Türk Dünyası Yazarlar ve Şairler Kurultayı’nda Şeyh Galip Ödülü’nü aldı. Doğduğu toprakları kırk yıl aradan sonra General Dostum’un davetlisi olarak iki sene önce gidip gördü, 22 gün kaldı. Kırk küsur yıldır vatanından uzak ama kalbi oradaki karındaşlarıyla beraber çarpıyor ki geçenlerde bir toplantıda “Bugün çok sevinçliyim” deyip stratejik olarak mühim bir mevkide bulunan Bamyan şehrini Kuzey İttifakı’nın Taliban’dan kurtardığını gözleri yaşararak haber verdi. Sonra da bizlere “Bezipmen -Bezmişim- başlıklı bir şirini okudu. Çok hoşuma giden bu şiiri okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Kebâb-ı ışk men, candan bezipmen/Yanar can, dûd-i biryandan. Nedir bizlerge kastı âsumannıng,/İnad-ı çarh-ı gerdandan bezipmen. Keçer gurbet karangusunda ömrüm./Firâk u şâm-ı hicrandan bezipmen. Köngüldeş ahtarur könglüm cihanda,/Şikak u şerr-i şeytandan bezipmen. Neler tarttım, neler çektim vefâdan,/Cefâ vü cebr-i devrandan bezipmen Zaman ehlige yoktur itimadım/Riyâ vü reşk ü yalgandan bezipmen Kolunda tesbih ü boyunda zünnar/Kerâhat-pişe imandan bezipmen. İlin yurtun karın kursakga satgan/Bey ü serdar u sultandan bezipmen. Fakir u nâtüvan kafirge muhtac/Derâyetsiz Müslümandan bezipmen Nedir bu fitne-yi Garp, gaflet-i Şark/İnan Uçkun ki insandan bezipmen. Şairimiz: “Zaman ehline itimadım yok, ikiyüzlülükten, kıskançlıktan, yalandan bezmişim. Elinde tesbih çekerken belinde de zünnar sallanırcasına mekruh işleri meslek edinmiş dindar görünüşlü insanlardan bezmişim.Vatanını, yurdunu kendi karnını doyurmak için, kendi menfaatleri için satan idarecilerden bezmişim. Ele muhtaç durumda kalmış, fakir ve güçsüz düşmüş, dirayetsiz Müslümanlardan bezmişim.” diyor. Hepimiz bezmedik mi? “Fitne-yi Garb, Batının veya Batılı ülkelerin ürettiği fitne ve fesatlar, bozgunculuklar; gaflet-i Şark, Asya ve Afrikalı Müslümanların vurdumduymazlığı, gafleti diyor Ergeş Bey. Haksız mı? Kelimeler: Dûd-i biryan: Kebap dumanı, yanmış et kokusu. Asuman: Gökyüzü Çarh-ı gerdan: Dönen dünya, felek. Şâm-ı hicran: Ayrılık akşamları Köngüldeş: Gönül dostu Ahtarur: Arar, Şikak: Bozuşma, uyuşmazlık. Reşk: Kıskançlık Zünnar: Keşişlerin bellerine sardıkları kuşak Kerahat-pişe: Mekruh işleri yapmayı huy edinen. Nâtüvan: zayıf, güçsüz.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT