BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kazlıçeşme!

Kazlıçeşme!

Osmanlı Ordusu İstanbul önlerine dayanmıştır... Yedikule önlerinde toplanan askerler kırbaların dibinde kalan son damlaları da yudumlarlar... Sıkıntı başlamadan su meselesi halledilmelidir, ama nasıl! Fatih, kısa zamanda bunun da çaresini bulur...



Fatih Sultan Mehmed Han emrindeki Osmanlı Ordusunun İstanbul önlerine dayandığı günlerdir... Henüz bahardır ama hava iyi sıcaktır. Yedikule önlerinde toplanan askerler kırbaların dibinde kalan son damlaları da yudumlar ve su araştırmaya başlarlar. Öyle ya bu yiğitler daha yıkanacak, paklanacak, abdest alacaklardır... Padişahı düşündüren mesele! Fatih bu sıkıntıyı nasıl halledeceğini düşünürken üzerinden yaban kazları geçmesin mi? Genç sultan, süvarilerden birine kuşları işaret eder. Delikanlı okuna davranır, elini sadağına atar. Fatih anında emreder: -Hayır, hayır! Onları takip et! Kim bilir, belki de bir göle uçuyorlardır... Süvari bir hamlede atına atlar ve hayvanını topuklar. Artık kazlar nereye, o oraya... Kuşlar, Atışalanı taraflarında alçalır alçalır ve berrak sulu bir gölceğize konarlar... Delikanlı önce suyun tadına bakar, sonra matarasını doldurup ordugaha koşar. Doğrusu bu su beklenenden ziyade ve umulandan tatlıdır. “Suyu bulan ben değilim ki?” Mimarlar, ustalar derhal işbaşı yapar, rütbeliler bile künk taşırlar. Çok değil birkaç gün içinde lülelerden su akmaya başlar. Fatih bu mutluluğu paylaşmak ister ve çeşme başına gelir. O sıra bir sanatkârın kitabeye kendisinin adını kazıdığını görür. Ustaya döner şöyle sorar: -Çeşmeye niye benim adımı yazıyorsun usta, suyu bulan ben değilim ki? “Kimin adı verilsin sultanım?” Vezir araya girer ve edeplice sorar: -Peki bu çeşme kimin adı ile anılsın sultanım?” Koca Sultan şöyle cevap verir: -Suyunu bulanların adıyla anılsın, yani kazların! Öyle de olur. Çeşmenin adı, o günden beri “Kazlıçeşme” diye anılır...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT