BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > KKTC seçimlerinin düşündürdükleri

KKTC seçimlerinin düşündürdükleri

KKTC halkı, yaptığı bu tarihî seçimle tam ortasından ikiye bölündü. Bilindiği üzere Kıbrıs’taki seçimler; iktidar partisi (UBP-DP) ile muhalefet partileri (CTP-BDH) arasında, adeta, ‘Annan Planı görüşülsün mü, görüşülmesin mi?’ noktasında düğümlenmişti.



KKTC halkı, yaptığı bu tarihî seçimle tam ortasından ikiye bölündü. Bilindiği üzere Kıbrıs’taki seçimler; iktidar partisi (UBP-DP) ile muhalefet partileri (CTP-BDH) arasında, adeta, ‘Annan Planı görüşülsün mü, görüşülmesin mi?’ noktasında düğümlenmişti. Partiler arasında yaşanan gerilim çok şükür seçimlere yansımadı. Engin demokrasi tecrübesi ve vakarıyla KKTC halkı büyük bir çoğunlukla (%85) sandık başına gitti ve vatandaşlık görevini ifa etti. İktidar partileri (UBP-DP) bir önceki seçimlerde yüzde 63 dolayında oy alarak; 50 kişilik parlamentonun 33 milletvekiline sahip olmuşlardı. Bu seçimlerde ise, oylarını yüzde 63’ten yüzde 46’lara düşürerek 25 milletvekili çıkarmış oldular. Muhalefet partileri (CTP-BDH) yüksek bir performans göstererek; daha evvelki seçimlerdeki yüzde 29’luk oy oranlarını yüzde 49 dolayına çıkartarak bunlar da 25 milletvekilliği elde etmiş oldu. Kısaca özetleyecek olursak, yüzde 30’luk bir oran, bu seçimlerde yer değiştirerek muhalefet saflarında yer almış oldu. Kıbrıs Türk toplumu 30 seneden beri, bütün dünya ülkeleri tarafından uygulanan bir ambargonun altında yaşamaktadır. Dolayısıyla halk ekonomik olarak çöküntüyü yaşamaktadır. Türkiye’den gönderilen paralarla KKTC halkı geçimini sürdürebilmiştir. Kuzey’le Güney’in farkı! Bu durum, özellikle KKTC gençliğini bunalıma itmiştir. Zira, kendileri için istikbal görememektedirler. 60 bin Türk vatandaşı Güney’e giderek AB pasaportuna müracaat etmiş ve almış durumdadır. Her gün KKTC’den 3000-3500 dolayında insan Güney Kıbrıs’a giderek çalışmakta ve böylece ekmeğini kazanabilmektedir. Kuzey’le Güney arasında ekonomik bakımdan korkunç fark vardır. Zaten işin buralara geleceği tahmin ediliyordu. Türkiye, tarihî hatasını; Güney Kıbrıs’ın tek taraflı olarak AB’ye müracaatı esnasında gösterdi. Halbuki; Kıbrıs’ın Güney’i veya Kuzey’inin AB’ye müracaatı ancak “garantör” devletlerin üsaadesiyle olabilirdi. O vakitler (1999) susan ve yeterince ağırlığını hissettiremeyen Türkiye’nin bu günleri görmesi gerekirdi! KKTC seçimleri öncesi iş, öylesine çığırından çıkarıldı ki; iktidar partileri “statüko”dan yana, muhalefet partileri de “çözüm”den yana gösterildiler. Bu durum, ister istemez muhalefet partilerinin lehine oldu ve aynen sandıklara da yansıdı. Zira halk, uzun seneler süren çözümsüzlükten bıkmıştı. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan beri; KKTC halkı 3 nesil boyunca sıkıntı yaşadı. Bu sıkıntılar yaşanırken iktidarda bulunan partiler ve onları destekleyen Sn. Rauf Denktaş bayağı yıprandı. Rauf Denktaş’ın oğlu Serdar Denktaş’ın başında bulunduğu DP ise, bir önceki seçimlere oranla yüzde 50 dolayında oy yitirmesine rağmen 6 milletvekilliği elde ederek; kurulabilecek hükümetler için “anahtar” konumuna geldi. Netice itibariyle seçimler KKTC’ye yeni bir soluk aldırmadı; sadece “çözüm”e yönelik çalışmalar için yeşil ışık yaktı. Bu seçim sonuçlarına göre; KKTC’de asıl zorluk hükümetin teşkilindedir. Gerçekleşmesi son derece zor olan hükümet teşkilinde iş, Sn. Rauf Denktaş’a ve onun engin siyasi tecrübesine düşüyor. Sn. Rauf Denktaş isterse yeniden bir seçime gidebilir. Ama, bu seçimlerin de siyasi istikrarı sağlayıp sağlayamayacağını şimdiden kestirmek zordur. Ankara’nın kırmızı çizgileri! Her zaman olduğu gibi; KKTC’nin geleceği esas itibariyle, “garantör” sıfatıyla Türkiye’nin elindedir. Son kararı TBMM verir. Ankara da, KKTC seçim sonuçlarını, Kıbrıs’ın ve dünyanın nereye gitmekte olduğunu görüp meseleyi ona göre değerlendirecektir. Kıbrıs konusunda “Ankara’nın kırmızı çizgileri” bellidir. Bunları zedelemeden “çözüm” için gerekli tüm adımların atılacağı anlaşılmaktadır. Daha evvel de ifade ettiğimiz gibi, müzakerelerde Güney Kıbrıs’ın eli, KKTC’den çok daha güçlüdür. Nitekim Güney Kıbrıs, 11 Mayıs 2004’ten itibaren AB’ye dahil olacak ve Kıbrıs’ın bütününü temsil yetkisini elinde bulunduracaktır. AB, sorunlu bir Kıbrıs’la uğraşmak istemiyorsa, “çözüm” için iki tarafa da eşit mesafede durmalı; taleplerini her iki tarafa da “adil” olarak iletip, “hakem” rolünü ifa etmelidir.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT