BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hıçkırıkları dalgaların sesine karışıyordu...

Hıçkırıkları dalgaların sesine karışıyordu...

Acı hakikat bütün çıplaklığı ile karşılarındaydı aslında ve “beni görmezlikten gelemezsiniz’ diye haykırıyordu adeta... Ferit bey kolunu karısının omzuna attı. Birbirlerine sokulup sessizce ağlamaya başlamışlardı...



Nevin hanım gözlerini kısarak baktı hanımına. Bakışlarından söylenenlerin sadece teselli sözleri olduğunu bildiği belli oluyordu. Kendilerine bile itiraf edemedikleri acı hakikat bütün çıplaklığı ile karşılarındaydı aslında ve “beni görmezlikten gelemezsiniz’ diye haykırıyordu adeta... Hafifçe hıçkırdı. Ferit bey kolunu karısının omzuna attı. Birbirlerine sokulup sessizce ağlamaya başlamışlardı. Adeta birbirlerinden yardım istiyor, güç alıyorlardı. Neden sonra hıçkırıkları son buldu. Yüzleri gözleri kıpkırmızı olmuş, şişmişti. Ferit: - Neden oldu bu Nevin? Neden başımıza geldi? Yaşlı kadın, bakışları karşısında umarsızca coşan, rüzgarın etkisiyle kıpır kıpır kıpırdanan dalgalara dikmiş dalmış gitmişti. Kocasının sözlerine hiç istifini bozmadan, denize bakmaya devam ederek cevap verdi: - Bilsem Ferit, bir bilebilsem. Keşke bir şeyleri değiştirme imkanım olsaydı... Keşke yavrumun yerine ben geçebilseydim. Bir saniye bile düşünmez, gözümü kırpmazdım... İçim yanıyor Ferit, içim yanıyor, çok acıyor içim. Bilsen böyle acı duyulmamış, görülmemiştir. Çok acıyor hem de... Boğuk bir hıçkırık Ferit beyin cevap vermesini engellemişti. Daha fazla dayanamadı, arabanın kapısını açıp kendini dışarı attı. Sahile vuran dalgaların sesi arasında kayboldu hıçkırıkları. Uzun süre karşı kıyıları seyretti. İzmir son derece güzel bir kentti. Özellikle sahil kesimleri çok iyi planlanmış, son derece düzgün görüntüsüyle oldukça Avrupai bir manzara kazanmıştı. Denizin karşı tarafı İzmir’in en ünlü semtlerinden Karşıyaka’ydı. Bostanlı kıyılarına doğru uzanan sahilde sıra sıra küçük yelkenliler dizilmişti. Şehir hatları vapurları Konak, Bostanlı ve Karşıyaka arasında bir gelin gibi süzülerek ilerliyorlardı. Ferit beylerin evi Narlıdere’den ileride, Narlıdere-Urla arasındaydı. Çoğu insanın yazlık olarak tercih ettikleri bu semtte hem şehrin gürültülü kalabalığından uzak olmayı tercih ettikleri için hem de Nevin hanım eski bir Urla’lı olduğu için ev sahibi olmuşlardı. Serdar, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde, Meral ise Dokuz Eylül Üniversitesi sosyoloji bölümünde okuyorlardı. İzmir’i ailecek çok seviyorlardı. Ferit beyin hastahane görevleri zamanında çok yer dolaşmışlardı ama yaşamaktan en mutlu oldukları yer İzmir olmuştu. Doktor Ferit Yılmaz saatine baktı. Neredeyse yedi olacaktı. Nevin hanım arabanın içindeydi. Usulca arabaya doğru yürüdü. Karısının derin iç çekişiyle irkildi. Kadıncağız onun geldiğinin farkında bile değildi, dalmış, gitmişti. Usulca mırıldandı Ferit bey: “Gidelim artık Nevin, çocuğu merak ediyorum...” Cevabını beklemeden vitesi geriye takarak park ettiği yerden çıkıp Bornova istikametine doğru gaza yüklendi... *** Tarık elindeki kola şişesini masanın üzerine biraz sert bir hareketle bıraktı. Karşısında oturan Meral hiç konuşmadan yere bakıyordu. Genç adam öne doğru eğildi: - Haksız mıyım? Bu bana ne kadar değer verdiğini gösterir. Ben çok farklı olduğumu sanıyordum. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT