BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Silistre rüyaların şehriydi

Silistre rüyaların şehriydi

Yusuf’un yeni ustası Kel İsmail Pehlivan, Dursun Pehlivanı ve İsmail Ağa’yı yolcu ettikten sonra, Yusuf’la uzun uzun konuştu. Ondan beklediklerini, yapması gerekenleri, idmanlarında nelere dikkat edeceğini söyleyerek, sözlerini,



Yusuf’un yeni ustası Kel İsmail Pehlivan, Dursun Pehlivanı ve İsmail Ağa’yı yolcu ettikten sonra, Yusuf’la uzun uzun konuştu. Ondan beklediklerini, yapması gerekenleri, idmanlarında nelere dikkat edeceğini söyleyerek, sözlerini, “Evladım. Başarının birinci şartı çok çalışmak, ikinci şartıysa irakibini hiç bi zaman küçük gürmemek, güleşin amaç diil, ebedi güzelliklere kavuşmak için bi vasıta olduunu unutmamaktır” diye bitirdi. İsmail Pehlivan, bir hafta kadar Yusuf ile sıkı idman yaparak çırağını denedi. Çırağını beğenmiş, onu beklediğinden daha iyi bulmuştu, ancak bunu Yusuf’a söylemedi. İyi bir pehlivan olmak için daha çok çalışması gerektiği konusunda Yusuf’u ikâz etti. Artık zamanı gelmişti, İsmail Pehlivan, “Eee pelvan agam. Ele şüle zembilleemizi iraftan indirem, içine kıspetleemizi koyam ve , Silistre’ye duuru yola çıkaam. Silistre, akıncılar torunu zorlu pelvanlaa diyarıdır, urda güleş hiç eksik ulmaz” diyerek Yusuf’a hazır olmasını söyledi. Silistre, kuzeydoğu Bulgaristan’da, Tuna nehri kıyısında, askeri açıdan çok önemli bir mevkideydi. Razgırad’a uzaklığı üç konaktı. Yusuf ve yeni hocası Kel İsmail Pehlivan, cuma günü Silistre’de olabilmek için çarşamba günü yola çıktılar. Silistre yolu üç günlüktü, ancak onlar için değil. Onlar atlıydı. Çarşambayı perşembeye bağlayan gece, Razgırad - Silistre yolu üzerindeki Demir Baba Dergâhı’nda, Yusuf’un illk hocası İsmail Pehlivan’a misafir oldular. İsmail Pehlivan, Yusuf’un Kel İsmail’e çırak olmasına, özellikle de yeni hocasının Yusuf’un hakkında söylediklerine çok sevinmişti. Sevinen yalnız İsmail Pehlivan değildi. Başta Filiz Nurullah olmak üzere, Dergahdaki diğer pehlivan namzetleri, Yusuf’un gelişiyle bayram yapmışlardı. O gece hep güreş konuşuldu. Perşembe günü erkenden yola çıktılar, gece bastırmadan Silistre’ye varmak istiyorlardı. Yusuf, büyük bir heyecan içindeydi. Rumeli’nin gözde şehri, akıncıların mekan tuttuğu, akıncı ocaklarının bulunduğu Silistre’yi, Rumeli Türkü’nün derya diyerek, sonsuz büyüklükteki denizlerle bir tuttuğu, gönlünün baş köşesine yerleştirdiği, akıncıların nice bin defa atlarıyla geçtiği Tuna’yı ilk defa görecekti. Ninesi Çavuş Ana’dan ve babası Deli İsmail Pehlivan’dan defalarca Silistre’yi dinlemişti. Silistre, rüyalarının şehriydi. Rüyasında nice defa Silistre’ye gitmiş, akıncı cedleriyle atlarla Tuna’dan karşıya geçmişti. Yusuf, ustası İsmail Pehlivan yanında olmasa, atı Karaok’u topuklayıp bir ok hızında bir an önce Silistre’ye gidecek ve rüyalarının şehrini görecekti. Ama ustası yanındaydı, onun at sürüşüne ayak uydurmak zorundaydı. Silistre’ye doğru yaklaştıkça, havanın kokusu değişmişti. Yusuf, kokunun ne kokusu olduğunu bulmaya çalışıyordu. Gül dese değil, toprak dese değil, su dese değildi. Sanki, gül, toprak ve su karışımı bir kokuydu. Ustası Yusuf’un halini farketmişti: -Havadaki kokuyu mu merak ediyersin? DEVAMI VAR
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT