BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hakan Şükür’den yeni bir ders

Hakan Şükür’den yeni bir ders

Her hafta yazmak zorunda kalacağım galiba, ta ki şu Hakan Şükür karşıtları teslim olana kadar... R.Sociedad maçı sonrası G.Saray kafilesi İstanbul’a dönerken, Hakan Şükür, İspanya’da kalmış.



Hakan Şükür’den yeni bir ders Her hafta yazmak zorunda kalacağım galiba, ta ki şu Hakan Şükür karşıtları teslim olana kadar... R.Sociedad maçı sonrası G.Saray kafilesi İstanbul’a dönerken, Hakan Şükür, İspanya’da kalmış. Nedeni de, spor malzemesi üreten bir firmanın reklamlarında yer almak... Kimlerle mi? Van Nistelrooy, Henry, Totti, Howard’la... Yani bu firma, bula bula beşinci futbolcu olarak reklemlarına Hakan Şükür’ü bulmuş... Hayır; Osman Tamburacı, Kâzım Kanat falan kızar diye de hiç düşünmemişler. Öyle ya, İlhan Mansız falan dururken... Osman’ın onca futbol bilgisine (!) rağmen... Keşke Osman’la, Kâzım’ı çağırsalardı! Sky Türk’te basketbol komedisi! Bu kanalın Efes ve Ülkerspor’un maçlarını ekrana getirmesine sonsuz teşekkürler... Büyük ve önemli bir görev... Ama, şu falan numarayı yazıp sonra da tıklayın ve maçın oyuncusunu seçin işi tam anlamıyla bir komedi... Baksanıza Ülkerspor yerlere serildi, maçın en iyi oyuncusu Kerem oldu... Bence o önemli görevi böyle üç kuruş için rezil etmeyin! Televole kapkaçı patlattı! Bizim gazetenin pazar günkü sayısının 3. sayfasında yukarıdaki kelimeleri içeren bir başlık vardı... “Televizyonlarda tatlı hayata özenen ve gelecek ümitleri kalmayan varoş gençleri, kapkaça yöneliyor” şeklinde de bir alt başlık... Harika haber! Kapkaç bir yana, her kategorideki ülke gençliğinin ahlâkını bu programlar bozmuştur. Türkiye’de türbanla uğraşanların, geleceğimiz dedikleri gençlerin bu tip programlar yüzünden nasıl yok olup gittiklerini araştırmaları gerekir. Bu ODTܒlülerden cacık olur mu? ODTܒde bir panele katılmaya davet edilen ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı ve bu ilim yuvasını birincilikle bitirmiş Ali Babacan, belki de görülmemiş biçimde protesto edildi. Ve konuşmasını yapamadan ayrılmak zorunda kaldı. Kimilerinin komünist damgası vurduğu bu öğrencilerin ne oldukları da bence belli değil... Zaten ülke çapında tepki gördüler. Ama bu tepkilerin içinde, bu öğrencilerin ailelerinin eleştirilmesi bölümü eksik kaldı. Biz yıllardır zaten bu tip kafalara alıştık. Önemli olan, ekranlara gelen o sahneleri izleyen bu öğrencilerin ailelerinin ne yaptıklarıdır? Bunu tespit edebilseydik, Türkiye günlük gülistanlık olurdu. Acaba aileler kimsenin yüzüne bakamayacak halde miydiler, yoksa çocuklarına aferin mi çektiler? İşte, yarınımız gençlerin elindeyse, bu problemi çözmemiz gerekli... Yoksa bu gençlerden G.Saraylı Ümit Davala’nın dediği gibi cacık bile olmaz! Yeter artık İsmail Er Geçenlerde bir dostum, Hürriyet için, zaten seri ilânlarla ölüm ilanları da olmasa, tam gidecek dedi. Galiba haklı... Bizim Bulvar Gazetesi’ne çocukken gelen spor yazarı İsmail Er, yani Sergen’in ajansı, son Chelsea maçından sonra gerçekten de insanı isyan ettirecek bir maç yazısı yazmış. Diyor ki, “18 ve 44. dakikalarda birer iyi pas veren Sergen’i bu pozisyonlarda arkadaşları anlayamadı. İlk yarıda Sergen vardı, sonra çıkınca, takım da maçı kaybetti...” İnsaf be İsmail! Vallahi, Tercüman’ın atlatma haberlerini yürütüp Bulvar’a manşet yaptığında bile sana bu kadar kızmamıştım. Asıl şaştığım; diğer Beşiktaşlı futbolcular seni aralarına nasıl alıyor? Aslında sen maçlara Beşiktaş’ı değil, Sergen’i yazmakla görevli olarak gidiyorsun. Eh, günümüz Hürriyet’i için de uygun hani... Prag maçının hakemi Beşiktaş’ı yaktı! Sparta Prag - Lazio maçının son saniye golünü bir daha izledim. Baktım, kaleci Peruzzi değil maçın hakemi Beşiktaş’ı yakmış. Prag takımının atağı faulle kesilince, bütün Spartalılar hakemin gırtlağına yapışıyor. Çünkü top ceza alanı üzerinde boş pozisyonda olan Spartalı futbolcuya gidiyor. Avantajı vermedin diye hakeme yapmadıkları kalmıyor. Bence de Spartalılar’ın isyanı haklıydı. Ama kader işte! Hatalı bir hakem kararı, Spartalılar’ı önce üzüyor, sonra da sevindiriyor... UEFA’ya duyrulur! Beşiktaş’la G.Saray’ı Türkiye’de terör var diye sürgüne yollayan UEFA, İtalya’da bir sinagog yanında infiâak eden otomobili, Rusya’da yine havaya uçan bir aracı dikkate alıp, bu ülkelerin takımlarını da sürgüne yollayacak mı? Ne gezer! Aslında, hedef Türkiye ve Türk futbolu idi... Amaçlarına da ulaştılar gibi... Bizimse tek tesellimiz, ekonomilerinden 5.5 milyon Euro’yu Türkiye’ye transfer etmek oldu. ‘Dünya Takımı’na uyar mı? F.Bahçe’de başkan tarafından bir slogan üretilmişti... Galiba iki yıl önce... O günlerin basın sözcüsü Atilla Kıyat da bunu sık sık kullanmıştı. Bu şuydu: “Hedef, dünya takımı olmak...” Bu, ancak, uluslararası arenada kazanılacak başarılarla mümkündür. Yoksa Türkiye’de en fazla taraftara sahip olmak, bina üstüne bina yapmak, ligi devamlı kazanmak bir işe yaramaz. En fazla da, ipin ucunu kaçırmış, artık genelde basından başka her şeye benzeyen spor basınında yankı yaparsın. Peki, nerede olmak gerekir? Hemen söyleyeyim... Geçen hafta gazetelerde UEFA’dan alınmış bir Avrupa Kupaları puantaj listesi açıklandı. (Son maçlar oynanmadan) G.Saray 77.312 puanla 17, Beşiktaş 37.312 puanla 67, F.Bahçe ise 21.321 puanla 112. sırada... İşte, bizim 350 milyon doların sakağa gitti iddiamızın belgesi... Ocak ayında bu miktar daha da artacak! Beşiktaş yazarları artık susun! Chelsea maçından sonra poponuzu yırttınız; Okan oynamaz mı diye... Alın işte oynadı... Ahmed Hassan’ı Allah ilk onbir için yaratmış dediniz... Alın işte... Sinan onsekizde yoktu, olur mu böyle şey dediniz... Alın işte ilk onbirde vardı... Siz şayet Beşiktaş’ı biraz seviyorsanız ve de futbolla ilgili bir minicik bilginiz varsa, bırakın Lucescu işini yapsın! Giray iyi takım yapmış! Giray Bulak, yenilmesine rağmen futbolu iyi düşünen, kapasitesi yettiğince düşüncelerini uygulayabilen bir takım yapmış. Kutlarım. Şayet gol becerileri de olsaydı, Kadıköy’de neler olurdu kimbilir? Selçuk’u kim harcıyor? Hep soruyorlar; hani Selçuk, senin için ideal bir ön liberoydu diye... Hakları da yok değil... Ama benim bildiğim adam ön libero diye tek başına bırakılmaz ki... Bakın ikinci yarıda sağ arkadan Ali Güneş bastı, sol arkadan Ümit öne çıktı, Tuncay geri çalıştı, Aurelio bütün orta sahayı harmanladı, Selçuk kötü mü oynadı o zaman? Hayır! Her futbolcunun randıman verebilmesi için bütün takımın yardımlaşması, toplu hücum, toplu savunma yapması gerekir. Sanırım Selçuk, gelecek maçlarda da aynı yardımlaşmayı bekliyordur. Mustafa Denizli geriye marş marş! Hep böyle olurdu. Denizli’nin çalıştırdığı takımlar sezon başı hızıyla yükselirler, sonra idmansızlıktan inerlerdi. İşte, Vestel de öyle... Acaba kaç milyon dolar uçtu bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var, o da, spor basınındaki bazı şan, şöhret, reyting sahibi, hatta başka işi olup spor sayfalarına dalanlar bir Denizli balonu şişirdiler. O balon oradan oraya dolanıp, ne kadar enayi doları varsa topluyor. Devletin malı deniz, yemeyen keriz demişler ya... Biz de kerizler sınıfına giriyoruz. Yattara’ya Terim ilacı G.Saray - Trabzonspor maçının teknik yorumu ve başkaca nitelik ve nicelikleri üzerinde aslında fazla durmaya gerek yok. Çünkü, Yattara gibi hızlı, çabuk ve teknik bir oyuncu karşısında, hem de beşli orta alanın sol kanadı olarak, yani çizgideki tek adam olarak Abdullah’ı koydunuz mu, gidersiniz... Gitti de... Abdullah ise usta bir oyuncu olduğunu kanıtlarcasına, beşinci dakikadan sonra Yattara’nın yanından uzaklaşıp, Trabzonspor yarı sahasına yerleşti. Yani, makara olmaktan kurtardı. Zidane’ın yeni zaferi Fransa Milli Takımı’nın ve Real Madrid’in yıldızı Zidane, üçüncü defa yılın futbolcusu seçildi. Böylece Ronaldo’nun rekorunu da egale etti. Hem bu köşede, hem de spor sayfalarımızda Zidane’ı bir kaç kere yazmış ve asrın futbolcusu olduğunu belirtmiştim. Futbolu bırakma tarihi olarak açıkladığı 2005’e kadar rekoru da kırar sanırım... Zidane’ın en büyük özelliği de, pas verirken, en iyi biçimde kullanabilecek olanı tercih etmesidir. Helâl olsun! Mustafa Çulcu’nun yardımı! Hakem Mustafa Çulcu, G.Saray - Trabzonspor maçında G.Saray’a inanılmaz yardımlar yaptı. Önce Bülent’i oyundan atmadı. Trabzonspor’un frikik atışlarında, topun üstüne düşen 3 G.Saraylı’yı idare etti. Sonra da De Boer’i atarak Terim hocayı rahatlattı. Daha ne yapsın ki?... F.Bahçe yine yanacak! Gazeteler ve televizyonlar F.Bahçe’nin Brezilya’dan iki pahalı oyuncuyu transfer etmek için anlaştığını açıkladı. Yazık! Ve de tabii ki kazık! Yahu, burada Lazarov, Balili diye çok önemli oyuncular dururken, meçhullere çuval dolusu para dökülür mü? Ama derler ya, alışmış kudurmuştan beterdir diye... Hüseyin kademe atlamalı! Milli Takım’da Tugay’ın “tamam” demesi üzerine aranan ön libero, bana göre, tartışmasız Trabzonsporlu Hüseyin olmalıdır. Savunmasına sıkışırken, yüksek toplardaki üstünlüğünü ortaya koyan, tekniği de iyi bu genç isim, bence G.Saray maçının da en iyi oyuncusuydu. Ahmet Dursun bitti! Beşiktaş, daha önce alınması gereken bir kararı, yine de ligin bitimini beklemeden aldı. Sinan ve Lucescu’nun yönetimle aynı noktada buluşması, geleceğin garantisidir. Hiçbir futbolcu kendini kulübünden büyük görmeyecek. Hele hele üç büyüklerde... Bravo Nihat Özdemir! F.Bahçe Asbaşkanı Nihat Özdemir “Ara transferde hurda almayacağız... Sezon başındaki iyi transfer politikamızı sürdüreceğiz” demişler. Amma komik haaa! Sezon başı transferi iyi ise ara transfere ne gerek var? Arada hurda almayacaksanız, demek ki başta hurda almışsınız demek değil midir? Arada 5-6 oyuncu göndermek, iyi transfer yapmış olmak mıdır? Geleceğin takımı dediğiniz kadrodan, yani ümitlerden, Selçuk’tan başka oynayan var mı? Ne demişler; az lâf, çok iş... Ben bir de şu eklemeyi yapayım: “Az lâf, akıllı ve çok iş...”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT