BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Acıların kulübü!..

Acıların kulübü!..

Ne diyor Başkan? “Benim gitmemi istiyorlar, martta kongrede hesaplaşacağız!..”



Ne diyor Başkan? “Benim gitmemi istiyorlar, martta kongrede hesaplaşacağız!..” Bu sözleri büyük bir gazetede okuyunca, şaşırdım; “Acaba isim mi yanlış yazıldı, bir tashih hatası mı var” diye bakındım... Hayır!.. Bu sözleri söyleyen, “bu defa” Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım değil, Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın’dı!.. Eyvah ki, ne eyvah!.. “Böyle” diye diye, Aziz Başkan, Fenerbahçe’nin bunca yıldır canına okudu, demek ki, Özhan Başkan da “böyle” diye diye daha “Azizce yıl” Galatasaray’ın canına okuyacak!.. Yandı, Galatasaray!.. Keşke, “6-0’lık maçta” yanyana oturmasalardı da, her Fenerbahçe golünden sonra Canaydın, Yıldırım’ın elini çıkıp tebrik etmese ve “fair-play ödülü” almasaydı!.. Bu “el sıkışmalar” sırasında, “huy” alış verişi de olmuş, anlaşılan!.. Galatasaray’ın “hâli ortada”; Başkan Canaydın, tıpkı Aziz Başkan gibi, “mart ayını, kongreyi, hesaplaşmayı” düşünüyor!.. Vah ki, ne vah... Önce “yarı şaka yarı ciddi” seslendirdiğim bir hususu, gazetelerde “Başkan’ın bu açıklamasını okuyunca” ciddi ciddi yazıyorum: Galatasaraylılar “yukarı ile olan 12 puanlık farka bakacaklarına”, biraz acı ama, “aşağıyla, yani düşme hattıyla aralarında olan 12 puana baksalar” çok daha iyi olacak galiba!.. Canaydın - Dürüst - Terim üçlüsü, göreve geldiklerinden beri Galatasaray’ı antipatik yapmak için ellerinden geleni artlarına koymadılar; şimdi bedelini ödüyorlar ve Galatasaray’a çok daha ağır ödetiyorlar!.. Yüzü gülmeyen ve “ezberlenmiş” üç cümleden başka bir şey söylemeyen bir Başkan... “Her şeyi” medyanın üzerine yıkmaya çalışan ve “ser verip, sır vermemeye yemin etmiş” görünen bir İkinci Başkan... Spor yazarlarını ve yorumcuları “aşağılamaktan vazgeçmeyen”, herkese “küçük ne demek en büyük dağları bile ben yaptım” edasıyla bakan bir Hoca... Florya Tesisleri’nde bin bir ezaya, cefaya ve hakarete uğrayan gazeteciler... “Demir Perde’den daha kalın” bir “Canaydın - Terim Perdesi”nin arkasından haber çıkarmaya çalışan basın emekçilerinin zaman zaman yaptıkları hata ve yanlışları “misliyle cezalandırmaya kalkışan” orta çağ zihniyetli bir yönetim!.. Açıklığın ve şeffaflığın faziletini, “ondan bundan kulaktan dolma ve duyumlarla alınan yarım yamalak bilgileri” haber yapma mecburiyetinde bırakılan spor medyasının verdiği ve vereceği zararı “anlamamakta direnen” kafalar!.. Bu haberlerin, “birbirine düşürdüğü” futbolcular... Saha dışında birbirini yiyen... Saha içinde birbirine pas vermeyen... Oyuncular... Gruplar... Bir hafta “araştırma takımının ilk onbirine girip”, öteki hafta “tribüne şutlanan” futbolcular!.. Her hafta “operasyona tabi tutulan” ya da “tutulacakları yazılıp çizilen” ve “operasyon yapılıp tribüne gönderilen” ama bir hafta sonra “ilk onbire konulan”, bir hafta sonra gene yedek kulübesine çekilen, ne var ki maçın son dakikalarında “kurtarıcı” diye sahaya sürülen oyuncular... Antrenmanları spor yazarlarından saklanan bir takım... Maçta “bitik halde” görünen ama “sebeplerinin araştırılması ve bulunması” engellenen bir ekip... Stad işini de, kredi işini de çorbaya çevirerek, “herkesin ümidini” yok eden yöneticiler... Galatasaray’ı “maddi ve manevi olarak” küçültmek için yarışan bir yönetim... Diyelim ki “para olmadığı için” maddi küçülme kaçınılmaz; ama ya manevi küçülme, antipatikleşme, sevilmeme, düşkünleşme; bunlar ne oluyor? Bunların para ile ilgisi var mı? Bunlar, doğrudan “kulübü yöneten” zihniyetle, kişilerle ilgili!.. Sportif şubeleri, “UEFA kriterleri” palavrası ve bahanesiyle perişan eden yönetimle ilgili.... “Dünya markası” olan Galatasaray’ı “yolu, izi olmayan” dağ başlarında “1.5- 2 milyona oynatacak kadar” ne yaptığını şaşıran, ama “Ben iş adamıyım, pes etmem, bırakıp gitmem” diyebilen bir Başkanla ilgili!.. “Yarısından çoğu” Fatih Terim’i istemeyen ve sevmeyen, bazılarının orada burada “Musa kimmiş ona göstereceğiz” diyen, diyebilen, takım içinde olanları hatta ters yüz ederek “spor yazarlarına anlatan” futbolcuların önünü kesecek bir “menajeri, ağabeyi, yöneticiyi” bulup, sorumluluğu veremeyen ve Terim’i bütün dertleriyle ve problemleriyle “baş başa bırakan” bir Başkanla ilgili.. “Böyle bir tablo” kendi işinde ortaya çıksaydı, “bu kadar lakayt ve sessiz kalabilir miydi” sorularının cevabını veremeyen bir Başkanla ilgili!.. “Bana, Galatasaray’a hakaret ediliyor” diye, şuna, buna “dava açacağını, açtığını” ilân ederek, “eleştirileri durdurabileceğini sanan” bir Başkanla ilgili!.. “Türkiye’nin batıya açılan, çağdaş müesseselerinin başında gelmekle” övünen, koca Galatasaray’4 yöneten zihniyete bakınız!.. Şaşkınlık içinde ve tüylerim diken diken olarak gazetelerde okuyorum: “Galatasaray’a stad kredisi vereceği açıklanan” ve bu açıklamadan sonra “hakkında bin bir türlü iddia ortaya atılan” kredi kuruluşunun temsilcisinin şu sözlerine bakın: “Kredi hazır duruyor, Galatasaray yönetimi formaliteleri tamamlayamıyor; stad projesinin gider kalemlerini güncelleştiremiyor, iş en az 4 ay daha sürer” diyor, diyebiliyor!.. Galatasaray yönetiminden ses seda çıkmıyor, demek ki adam haklı!.. Bu ne demek? Tıpkı “transfer ayında” yönetimin ve Başkan’ın “Para yok, transferde ucuz adam al” talimatını verdiği Terim’e “ara transfer olan ocak ayı için” de “Hava alacaksın” demek!.. Var mı “bu formalite gecikmesinin” başka bir izah tarzı? Galatasaray “kulüp olarak” da, “takım olarak” da dibe vuruyor; vurmasın da ne yapsın?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT