BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ah şu Rumenler!..

Ah şu Rumenler!..

“Spor ve gazetecilik” konusundaki eğitimimizi hem teorik, hem pratik bakımdan “1950’li yıllarda, Ankara’da Yenigün Gazetesi’nde” Mehmet Ali Kışlalı’dan aldığımız için... Zaman zaman “rahmetli” Cihat Baban’ın imtihanlarından geçtiğimiz için...



“Spor ve gazetecilik” konusundaki eğitimimizi hem teorik, hem pratik bakımdan “1950’li yıllarda, Ankara’da Yenigün Gazetesi’nde” Mehmet Ali Kışlalı’dan aldığımız için... Zaman zaman “rahmetli” Cihat Baban’ın imtihanlarından geçtiğimiz için... Mehmet Ali Kışlalı ekibinin “spora bakış ve gazeteciliği yapış açısı” o zamanın “klâsik” spor ve gazetecilik yapısının çok dışında oluştu!.. O ekibin “ilk” öğrencisi benden, Hıncal Uluç’a, Rahmetli Ahmet Taner Kışlalı’dan, rahmetli Oktay Kurtböke’ye, Prof. Kurthan Fişek Hoca’dan, Prof.Çelik Aruoba Hoca’ya, Güneş Tecelli’den, Yaşar Güngör’e, Başkurt Okaygün’den, Günaltay Şibay’a, Cüneyt Koryürek’ten, Ercan San’a kadar.. . Hatırlarım, o ekibin dört bir yana dağılmasından yıllar sonra, ben İzmir’de idim... Sevgili kardeşim Hıncal Uluç Ankara’da ve “rahmetli” Oktay Kurtböke de İstanbul’da... Bir gazetenin “Dünyada yılın sporcusu, Türkiye’de yılın sporcusu ve yılın spor olayı” konusundaki anketine, “birbirimizden habersiz” tıpatıp, evet “tıpatıp” aynı cevapları vermiştik... “Türkiye’de yılın sporcusu yok” cevabı dahil!.. O ekipten “devamlı spor yazan” bir sevgili Hıncal kaldı, bir de ben... Ve... Bir “hâl┠daha... Çok zaman ben Hıncal’a telefon ederim ya da o bana... Kahkaha atarak birbirimize şunları söyleriz: “Bugünkü yazıyı, benim bilgisayarıma girerek, benim yazımı gizlice okuduktan sonra mı yazdın?” İnanılacak gibi değildir, “haftalardır görüşmemişizdir”, hele hele “yazdığımız konuda” aramızda “tek kelime bile konuşulmamıştır”, amma... Fikir uyuşması bir yana, yazının konusu ya da kişisi için “kullandığımız sıfatlar bile” aynıdır!.. Bütün bunları neden yazdım? Şunun için... Bazen de, “taban tabana ters düşeriz!..” Mesela, Şenol Güneş Hoca olayında olduğu gibi... Mesela, “Galatasaray’a gelen genç Rumen oyuncular” konusu gibi... Petre için, Tamas için... Bratu için... Sevgili Hıncal, “bu oyuncuların Galatasaray’a, Popescu tarafından getirildiği günden beri” teşhisi koydu: “Bunlar kim? Adlarını duyan var mı?” Sonra... Bu futbolcular, “daha nereye geldiklerini, kimlerle oynadıklarını dahi anlayamadan” sahaya sürüldüğünde, “oynadıkları futbola bakarak”, teşhisini ilerletti: “Bunlar yaramaz... Bunlar gibi Türkiye’de yüzlerce futbolcu var!..” Ve en sonunda teşhisi keskinleştirdi ve kesinleştirdi: “Kalenin önüne direk de koysan, top ona da çarpar..PAF takımında bile oynamaz...” Sonra da “90 Dakika” programında TV ekranına “Sabah Gazetesi’nden kesilmiş” bir tablo çıkardı... Futbolcuların maçta yaptıkları “top kayıplarını, top çalmalarını gösteren” bir çetele idi bu ve bastırdı: “Petre şu kadar top kaybı yapmış, olur mu, bu nasıl orta saha oyuncusu?” Sevgili Hıncal gibi düşünen ve yazan “çok da yorumcu var!..” Bütün bu görüşler “doğru” olabilir; zaman gösterecektir!.. Ama... Ben de diyorum ki ve “benim gibi” düşünen “bazı” yorumcular ve spor yazarları da diyor ki: “Bu üç futbolcu da iyi kumaş...” Öyle “Türkiye’de yüzlercesi var” denilecek cinsten ve sıradan kumaşlar değil!.. “İyi bir terzinin elinde”, Galatasaray’a uzun yıllar hizmet edecek ve hatta “satıldıklarında para getirecek” kadar iyi kumaşları var!.. Gençler... Futboldaki “tek er eğitimini” iyi yapmışlar... Futbolu biliyorlar... Vücut yapıları mükemmel... “Şöhrete uzanmak için” alt yapıları sağlam, istekleri ve hırsları var... Açlar... “Bu yaşta” Rumen Milli Takımı kadrosuna çağrılacak kadar “gelişmişler!..” “İyi bir hocanın elinde”, iyi kumaştan iyi elbise çıkacaktır!.. Dünyanın bütün büyük kulüpleri, büyük takımları, “böyle gençleri alıp” kadrolarının geleceğini zenginleştirirler... Bazen ve bazıları için maya tutar, bazen ve bazıları için de maya tutmayabilir!.. “26-27 yaşındaki” İlhan, “o yaştan sonra dünya yıldızı olabiliyorsa”, bu çocuklar neden hiç olmazsa Romanya ve Türkiye yıldızı olmasın? Hatta, neden “bir Avrupa yıldızı, bir dünya yıldızı olmasın?” Ülkelerinden “ilk” defa ve “bu yaşta” yurt dışına çıkmışlar... Dilini, kültürünü, insanını hiç bilmedikleri bir ülkeye gelmişler... Üstelik “yangın yeri gibi olan” bir takıma düşmüşler... “Gruplaşmaların” darmadağın ettiği bir ekibin içinde “oynamaya çalışıyorlar!..” Bu çocuklara biraz “zaman” ve biraz “şans” tanımak gerekmiyor mu? Sabah’ın “eksik ve o haliyle hiçbir şey ifade etmeyen” çetelesini okuyarak, “bu çocukları mahkûm etmek” doğru mu? “Petre 8 top kaybı yapmış!..” Bakalım 3-5 yıl öncesinin çetelelerine... “35 yaşındaki dünya yıldızı” ve “top sihirbazı” Hagi, kaç “top kaybı yapardı?” Maç başına 8 mi, 10 mu, 12 mi? “Bu rakamın bir şey ifade etmesi için”, bir oyuncunun “kaç topta kaç top kaybı yaptığının ortaya konması” gerekmiyor mu? Maçta,”10 top alıp” da, 8’ini kaybeden oyuncu başkadır!.. “20 top alıp” da 8’ini kaybeden oyuncu başkadır!.. “30 top alıp” da 8’ini kaybeden oyuncu başkadır!.. “40 top alıp” da, 8’ini kaybeden oyuncu başkadır!.. “50 top alıp” da, 8’ini kaybeden oyuncu başkadır!.. Bakalım, “Türk futbolunun yarınlarında yıldız olarak parlayacak olan” mesela bir Selçuk, bir Serkan, bir Tuncay, bir Kemal, bir Sinan... Onlardan da öte... Bir Hooijdonk, bir Tümer... Bir Sergen... Maç başına “kaç top kaybı” ile oynuyorlar? Amma... “Kaç top alıp”, kaç top kaybı yapıyorlar? Top kayıplarının cinsi ne? Hatalı pas mı, çalım mı, top kaptırma mı, arkadan müdahale mi, faullü hareketler sonrası mı...vs... vs... Bunlar da yetmez... Hocasının verdiği görevde “ne kadar başarılı oldu?” Kaç topu olumlu kullandı, kaç isabetli pas verdi, kaç top kaptı, kaç orta yaptı, kaç yerinde başarılı çalım atıp adam eksiltti... vs... vs... İşte “bütün bunlar” bir araya getirilirse, bir futbolcunun “kale önünde direk mi, orta sahada PAF’lık mı olduğunu ortaya koyar!..” Üstelik “bu teşhisin dahi konması için” birkaç maç da yetmez... Bunlar, “kabul edilebilir” bir sürede ve maçta “titiz ve hassas” bir şekilde tespit edilmeden, “eksik” yapılan ve gazeteye konan çetelelere bakarak “bir futbolcu için” karar vermemiz ne kadar “doğru” olabilir?.. Hem de “bu kadar kısa zamanda” ve “bir oynatılıp, 3-5 maç yedek kulübesinde, tribünde oturtulan, hatta PAF’a gönderilen oyuncular için” ne kadar “doğru” olabilir? Sevgili Hıncal ve “onun gibi düşünenler” şunu söylerlerse, anlarım: “Galatasaray’ın bugününü bu futbolcular kurtaramazlar... Galatasaray’a, bugünü kurtaracak oyuncular gerek!..” “Öylelerinin alınmasına” hiç itirazım yok, olamaz da!.. Amma... Petre’lerin, Tamas’ların, Bratu’ların ve benzerlerinin alınması şartıyla... “Bunlar” yarının takımının yıldızları olacaklardır!.. Onları, “oldukları zaman” alınırken ödenecek paranın belki de “üçte birine, beşte birine, onda birine” bugün almak ve kendi bünyende işleyerek olgunlaştırmak daha doğru değil mi? Bu üçlüden “bir tane” çok büyük yıldız çıksa, ki inanıyorum çıkacaktır; bu “Galatasaray için çok büyük kazanç değil mi?” Kim bilir, belki de “ben yanlış düşünüyorum” ve “eksik” bende: Bunca spor, gazetecilik ve idarecilik tecrübeme rağmen, “kimin adam olacağına” gözlerine bakarak ya da sadece birkaç maçını seyrederek karar veremiyorum!.. Galiba, öğrenmem gerek!..
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 107202
    % 0.35
  • 3.5161
    % -0.05
  • 4.128
    % -0.07
  • 4.518
    % -0.41
  • 145.919
    % -0.07
 
 
 
 
 
KAPAT