BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Özbekistan, Kazakistan ve Çin...

Özbekistan, Kazakistan ve Çin...

Uzun bir aradan sonra, Türkiye’den Özbekistan’a başbakan seviyesinde bir resmi ziyaretin gerçekleşmiş olması gerçekten önemli. Zira yıllardan beri iki ülke arasındaki siyasi münasebetler adeta buzdolabında idi.



Uzun bir aradan sonra, Türkiye’den Özbekistan’a başbakan seviyesinde bir resmi ziyaretin gerçekleşmiş olması gerçekten önemli. Zira yıllardan beri iki ülke arasındaki siyasi münasebetler adeta buzdolabında idi. Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile resmi ilişkilerin şekillendirildiği 1990’ların başında, Özbekistan da, en az Türkmenistan kadar Türkiye’ye yakın ve sıcak görünüyordu. Ancak zaman içinde her iki taraftan kaynaklanan yanlışlık ve eksiklikler, münasebetlerin hızla gerilmesine yolaçtı. 1992’de ilk üst düzey resmi görüşmelerde, Türkçe’deki lehçe farkından dolayı tercüman kullanılmak istenince, İslam Kerimov; “Hayır tercümana gerek yok. Biz birbirimizi gayet iyi anlarız” demişti ve hakikaten 30-40 yıl öncesinin İstanbul Türkçesi sayılacak bir kelime ve ifade yapısıyla çok etkileyeci bir hitapta bulunmuştu... Ama, Özbekistan’daki iç çekişme ve iktidar mücadelesinin tırmanarak beş yıl önce, Kerimov’a suikast düzenlenmesine kadar varması ve bu olaya bazı Türk iş adamlarının karıştığının iddia edilmesi, iplerin kopmasına yolaçtı. Türkiye’deki sivil ve askeri öğrencileri dahi geri çeken ve bütün ilişkileri donduran Kerimov, sırtını Amerika’ya dayayarak, otoriter rejimini sürdürdü... Ancak Kerimov’un iktidar koltuğunda pek de rahat olduğu söylenemez. Demir yumrukla sindirilmeye çalışılan muhalefet pes etmiyor ve ülkedeki ekonomik durum ile hayat standartlarının düzelmemesi, Kerimov’u zora sokuyor. Bunun yanında Tacikistan ve Afganistan’daki iç savaşlar ile Rusya ve ABD tarafından yapılan müdahalelerle Özbekistan’ın yanıbaşında büyük karışıklıkların yaşanması ve bu ülkenin de “destabilize” olma tehdidi ile yüz yüze gelmesi, Kerimov’un tavizsiz politikasında esnemeler meydana getirdi. Beş yıl önce, Türkiye’deki bütün öğrencileri geri çekerek kapıları da yüzümüze kapatan Özbekistan Devlet Başkanı; bugün özellikle hava kuvvetlerinde görev alacak subaylarının Türkiye’de eğitilmesini ve teröre karşı geniş çerçeveli işbirliği yapılmasını bizzat kendisi istiyor! Elbette bu önemli bir gelişme. Ancak her şeyin halledildiği ve ilişkilerin artık pürüzsüz yürüyeceği anlamına gelmiyor bu durum... Bölgenin (özellikle, Tacikistan ve Afganistan’daki kaosun Özbekistan’ı tehdit etmeyi sürdürmesi, Amerika ve Rusya’nın bu alan üzerindeki kıyasıya mücadelesi) siyasi şartları ve ekonomik durumun ortaya çıkardığı zaruretler, Özbekistan’ın Türkiye’ye daha yaklaşmasını gerektirmektedir. Ancak; Bu yaklaşımın başka güçlerin etkisiyle değil tarihi ve tabii mecrasında yürümesi gerekir. Daha açık söylemek gerekirse ABD’nin bölgedeki çıkarlarının geliştirilmesi için iki ülkenin yönlendirilmesi ile değil... Türkiye’nin Orta Asya’daki menfaatleri başlıbaşına bir strateji gerektiriyor. Kazakistan ve Çin... Başbakan’ın gezisi ile ilgili haberlerin yanında çok küçük kalan ama, önem itibariyle pek büyük olan bir haber de basında yer aldı. Buna göre Çin, Kazakistan’da 7 bin hektar arazi kiralamış ve burada faaliyet göstermek üzere önümüzdeki dönemde üç bin kişilik Çinli çiftçi grubu bu ülkeye gelecekmiş. Geçtiğimiz yıllarda da, Çin’in stratejik bir şekilde Kırgızistan’a nüfus ihraç ettiği, bu ülkede iş kurmak üzere seçtiği vatandaşlarına 20’şer bin dolar sermaye (Kırgızistan şartlarında bu çok önemli bir paradır) vererek gönderdiği, bu şekilde binlerce Çinlinin Kırgız vatanında cirit attığı haberleri yayınlanmış ama, kimse bunun ciddiyetinin farkına pek de varmamıştı. Şimdi ise Kazakistan aynı tehlike ile karşı karşıya... Çok geniş, verimli ve tabii kaynak bakımından zengin Kazakistan toprakları nüfus ve müteşebbis güç bakmından çok zayıf. Bağımsızlıktan hemen sonra, Türkiye “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne...” laflarıyla hamaset yaparken, bu ülkede en büyük ihaleleri Alman (Kazakistan’da bir milyon Alman asıllı vatandaş yaşıyor) ve Hint firmaları almıştı. Şimdi de Çin, Türkiye’nin dört katı genişlikteki Kazak topraklarında tarım yatırımlarına başlamış bulunuyor... Hamaseti ve lafla peynir gemisi yürütmeyi bırakıp gerçekçi şekilde işe girişmezsek, bir süre sonra bu “ata yurdu” topraklarda, Alman, Çin ve Amerikan firmalarının taşeronluğuna razı olmak mecburiyetinde kalırız!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT