BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir hayat Kartal'a adanır

Bir hayat Kartal'a adanır

Beşiktaş’ın unutulmaz forveti Recep Adanır’ın başarılar, sevinçler ve kırgınlıklarla dolu yaşam öyküsü...



Baba Recep’in künyesi 1929 yılında Ankara’da doğan Recep Adanır, futbola Ankaragücü’nde başladı. 1950 yılında Beşiktaş’a transfer oldu ve on yıl süreyle Beşiktaş’ta top koşturdu. 1959-60 sezonunda Kasımpaşa, 1960-62 sezonunda da Galatasaray’da oynadı. Tam 17 kez milli takım formasını giydi. Sahadaki sağ iç mevkiinde sergilediği başarılı futboluyla Beşiktaş kadar, bütün Türkiye’nin takdirini kazanan Recep Adanır’a taraftarlar tarafından sevgilerinin bir ifadesi olarak “baba” lakabı verildi. Baba Recep, futbolu 1963 yılında Galatasaray’da bıraktı. 1965 yılında Beşiktaş’ın Arsenal’le oynadığı bir maçta son kez giydiği Beşiktaş formasıyla jübilesini yaptı. Futbolu bıraktıktan sonra Kıbrıs’ta ve Beşiktaş’ta antrenör olarak çalıştı. 1964-1974 yılları arasında Beşiktaş’ta menejerlik yaparak sevgili takımı Beşiktaş’a hizmet etmeye devam etti. Recep Adanır, Yeni Asır ve Son Havadis gazetelerinde de spor yazarlığı yaptı. Karşımda dimdik, son derece şık ve beyefendi bir şahsiyet var. Etkilenmemek mümkün değil. Karşılıklı konuşmaya başladığımızda ise o etkilenmeye başlıyor, zira sohbetimizin odak noktası Beşiktaş üzerine... Beşiktaşlılar’ın “Baba” diye hitap ettikleri Recep Adanır, “Ömrümü bir tek şey için adadım, o da Beşiktaşım” diyor başka da bir şey demiyor. Kırgınlıklar ve zaman zaman yaşadığı haksızlıklar onu incitmiş. Ancak hiç yıldıramamış. Aksine Beşiktaş’a olan sevgisi giderek artmış. O gerçekten olgun tavırlarıyla baba hitabına layık olmuş. Taraftarlar her maç sonu omuzlarına aldıkları Baba Recep’i, evinin kapısına kadar götürürlermiş. Biraz hayatınızın ilk yıllarından bahsetsek... Ben, Ankara doğumluyum. 1929 yılında Ankara Akköprü semtinde dünyaya geldim. Çocukluğumuzdan bu yana futbolu seviyorduk. Mahallemizde arkadaşlarla top tepiştiriyorduk. Ortaokulu bitirdik. Mahalle maçlarında mahallemizin büyüklerinden olan bir Nuri ağabeyimiz vardı. Ankaragücü’nde oynuyordu. Bir de askeri fabrikada Kemal ağabeyimiz vardı. Beni hep mahallede seyrettiği için bana dedi ki seni Ankaragücü’ne götüreyim. Peki falan dedik ama çekinerek, Ankaragücü’nün genç takımına gittim. Ankara’da yaşıyordunuz. Yaşınız müsait. Hiç Atatürk’le karşılaştırınız mı? Ben Atatürk’ü gören ender insanlardan biriyim. Her hafta sonu Cumartesi günleri Atatürk bizim mahallemizden geçer, küçük çiftliğe giderdi. Ve biz de yola dizilir kendisini alkışlardık, o da selamını verir giderdi. Ciddi manada futbol oynadığınız ilk takım Ankaragücü. Bu takımda neler yaşadınız? İlk antrenmana çıktım. Fakat Ankaragücü’nün bir malzemecisi vardı, çok huysuz biri... Tahta gibi bir ayakkabı vardı. Çivili idi. Sahada bırakın oynamayı yürümek bile zordu. Çünkü hep çiviler vardı. Buna rağmen antrenmanı tamamladım. Ertesi gün antremana geldiğim zaman forma ve ayakkabılarımı değişmiş gördüm. O dönemde malzemecilerin havası yerindeymiş. Evet, antrenörden evvel okeyi malzemeci veriyordu. Bundan sonra her idmanda en güzel formalar, ayakkabılarla çıkmak bize nasip oldu. 1947 senesinde 3 ay genç takımda oynadım. 3 ay sonra da A takımına geçtim. Burada 3 sene oynadım. En son Ankara şampiyonu olduk ve Türkiye şampiyonasına katıldık. O dönemde şampiyonaya İstanbul ve Ankara’dan 4’er takım katılıyordu. Anadolu’nun diğer yerlerinden de Altay ve Eskişehir Demirspor vardı. Finali Ankara’da oynadık. Galatasaray ve biz her iki maçımızı kazanmıştık. Finalde karşı karşıya geldik. İlk devre bittiğinde 2-0 mağlup durumdaydık. İkinci devre başladığında 1 gol daha yedik, durum 3-0 oldu. Sonra maçın seyri değişti. Takım kaptanımız Fikret ağabey ve ben 2’şer gol atınca şampiyonayı 4-3’le kazandık. Müthiş bir sonuç... Peki nasıl Beşiktaşlı oldunuz? Şampiyonadan 15-20 gün sonrasıydı. Ankaralı olup da hastalık derecesinde Beşiktaşlı olan iki kişi vardı. Biri Necmettin Önder’di ki sonradan milletvekili oldu. Bir de berber Yusuf diye biri vardı. Bir gün beraberce beni ziyaret ederek Beşiktaş’ın teklifini ilettiler. Her insanın hayatında ilkler çok önemlidir. İlk defa Beşiktaş forması ile sahaya çıktığında neler hissettiniz? Sahaya çıktığımda Ordu Milli Takımı ile bir antreman maçı yaptık. Ordu takımı İtalya’da Dünya Şampiyonası’na katılacaktı. Milli takım seviyesinde çok güçlü idi. Yağışlı bir havada sahaya çıktığımızda bütün Beşiktaşlı taraftarlar beni kucakladılar. Bütün seyirciler bana sevgi gösterisinde bulunuyordu. O gün maçı 3-2 kazandık ve 3 golü de ben atmıştım. Unutulmaz tatlılıkta bir duygu yaşamıştım. Ama bu büyük sevgi bir yerde bana zarar da verdi. Hayırdır? Seyirci ile olan sevgimi kıskananlar çıktı. Her maçtan sonra seyircinin omuzlarında evime dönüyordum. Futbolcu sadece kâbiliyetle değil, sahadaki davranışlarıyla da sevgi veya nefret kazanır. Ben hep terbiyeli olmaya çalıştım. Benim için spor demek terbiye demekti. Edebimle sahaya çıkar, oyunumu oynardım. Kıskançlık, kulis yapma gibi kötü alışkanlıklarım hiç olmadı. Buna rağmen beni kıskananlar canımı çok yaktı. Beşiktaş’a ilk geldiğinizde ne kadar para aldınız? 3 bin liraya anlaştık. Profesyonel olduğumuz sene bizim genel kaptanımız biraz fazla tutucuydu. Profesyonel olduğumuz zaman Türkiye’de bir numaralı profesyonel Ali İhsan Karayiğit’ti. İki numaralı profesyonel bendim. Benimle 5 sene mukavele yapmak istediler. Ben de 1 sene yapalım, para da almayayım. Sezon sonunda mutlaka anlaşırız dedim. Kabul etmediler. Israr üzerine 5 senelik mukavele yaptık. 5 sene sonunda tekrar mukavelem yenilendi. Bu sırada yönetim değişti. Bazı yöneticiler taraftarın bana olan sevgisini kıskanmaya başladı. Mesela maç kazanıyoruz, futbolcuların primlerini vermiyorlar. Ben de takım kaptanı olarak yönetime müracaat ediyorum. Arkadaşların hak ettikleri hatta söz verilmiş o primin verilmesi lazım. Onlar da bir parça bana karşı tavır aldılar. Hatta beni kadro dışı bıraktılar. Bu çok ayıp bir tavırdı. O dönemde Cumartesi ve Pazar günleri olmak üzere haftada 2 maç yapıyoruz. Ben de karımla maça gidip, numaralı tribünde oturdum. O gün Beşiktaş, Ankaragücü’ne mağlup oldu. Ben üzüntü içinde eve gittim. Derken kapı çalındı, kulüp idarecilerinin beni çağırdığı daveti geldi. Kulübe gittiğimde inanılmaz bir soruyla karşılaştım. Kulüp başkanı Ferhat Masup, “Sen Beşiktaş’ın bayrağını yaktırmışsın” dedi. Meğer o gün bazı Beşiktaşlılar mağlubiyetin verdiği üzüntüyle Beşiktaş bayrağını yakmışlar. Tüylerin diken diken oldu. Sinirlenmişim. Beşiktaş Kulübü başkanı olarak bunu bana nasıl söylersiniz. Ben o bayrağı şerefli bilen ve şerefle taşıyan biriyim. Beşiktaş bayrağını nasıl yakarım? Sonra özür dilemek zorunda kaldı ama gönlümde büyük yara açtı. Ama Beşiktaşlığımı hiçbir zaman kaybetmedim. Sevgimi kaybettiremezler. Beşiktaş’tan sonra Kasımpaşa’ya mı gittiniz? Evet. Ondan sonra Cihad Arman, Galatasaray’ın ve Fenerbahçe’nin eski kalecisi, antrenörü. Saygı duyduğumuz bir insandı. Aynı zamanda Kasımpaşa’nın antrenörüydü. Beşiktaş’a zarar vermek için Kasımpaşa’yı sübvanse etmişler. Benim gitmem için üste Kasımpaşa’ya para vermişler. Galatasaray’da da top oynadınız. Sizi Galatasaraylı yapan kimdi? Gündüz Ağabey’di. 10 para almadan oraya gitmiştim. Burada da bir kaç sene oynadım. 1940’lı yılların parasıyla 10 bin lira prim vereceğiz diye söz vermişlerdi. Hâlâ o parayı alacağım. Biraz da milli takımdan bahsedelim. Kaç kere milli olmuştunuz? 17 kere milli takımda oynadım. O unutulmaz Federal Almanya maçında 25. dakikada attığım golü unutmuyorum. Bir gün evvel Berlin Belediye Başkanı kokteyl vermişti. Almanya’da çok sevilen birisiydi. Türkiye’de üniversitelerde hocalık yapmış, Türkçe’yi adam gibi konuşan ender insanlardandı. Tabii kokteyl konukları bize tepeden bakıyorlar. Bizim gol manyağı olacağımızı iddia ediyorlar falan. Ertesi günü sahaya çıktık. Heyecanlıyız. İlk defa 100 bin kişilik sahada oynuyoruz. Bir ara Gündüz Abi aradan bir pas attı. Ben kaleci Turek’le karşı karşıya kaldım. O zaman bir efsane vardı. Turek’in gözüne bakan şaşırır ve topa bakamaz diye... Ben de modaya uydum, bakmadım. İlginçtir, ters köşeye yatırdım ve gol oldu. 100 bin kişide ses yok. Öyle ki ben topun dışarı çıktığını zannettim. Bu maçı 2-1 kazanmıştık. Maç esnasında bir korner atışı yapıyorum. Kır saçlı yaşlı bir kadıncağız; “yavrularım, aslanlarım” diye bağırıyor. Şaşırdım kaldım. O 100 bin kişinin içinde annem yaşında bir Türk kadını bağırıyor. Çok heyecanlanmıştım. Neyse maç bitti. Maç sırasında centilmen rolü yapan Almanlar ellerine ne geçmişse bize atıyordu. Daha sonra milli takımdan neden kesildiniz? 1954 senesinde Dünya Kupası’na giden kadroya seçilmiştim ama bizim genel kaptanımız Arap Sadri mani oldu. Güya İstanbul’daki özel maçlarda hasılat yapamazmışız. Biraz da saha içindeki baba Recep’den bahsedelim mi? Hangi mevkide oynadınız? Sağ iç ve forvet. Sizin futbolunuzu tanıyanların en çok bahsettikleri konulardan biri, maçın ilk dakikasıyla son dakikasında aynı performansı sergilemenizle ilgili. On maç üzerinden bir değerlendirme yaparsak, 6 maç iyi, 2 maç orta, 2 maç da kötü oynayabilirsin. Hastalık var, stres vardır. Bir futbolcunun 2 önemli faktörü vardır. Fizik kondisyon ve ruhi kondisyon... Yani insanın iç dünyasının huzurlu, aydınlık olması lazım. Rahat olması lazım. Bu ikisi bir arada olmazsa zaten başarılı olamaz. Form tutamazsınız. Ama beni başarılı yapan Beşiktaş’ın sevgisi, taraftarın sevgisidir. Onlar beni motive ederdi sahaya çıktığım zaman. O gösterdiği sevgi, alkış, takdir beni motive ederdi. Ben başarılı olmuşsam taraftarın sayesinde başarılı oldum. Yoksa yöneticiler bana o morali vermediler. Aksine baltaladılar. Ben her maça gergin çıkıyordum. Ev kirasını mı düşüneyim, ertesi gün ne yiyeceğimi mi? Ama Beşiktaş sevgisi hepsinin üstesinden gelmişti. Dünkü ve bugünkü futbolculardan beğendikleriniz? Bugünkülerin çoğu özel hayatlarına dikkat etmiyorlar. Sergen büyük bir kabiliyet. Halkın sevgisine mahzar olmuş insanların, sporcuların taraftarını üzmemesi lazım. Onların sevgisine karşılık vermesi lazım. O fedakarlığı yapması lazım. Ama zaman geçiyor, yaş ilerledi. Belki bundan sonra istese de oynayamayacak. Ama Beşiktaş seyircisi onu gönlüne basmış. Eskilerden kimler var? Lefter, çok takdir ettiğim bir futbolcudur. Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyüklerden bir tanesidir. Peki futbolculuk hayatınızı Galatasaray’da mı noktaladınız? Galatasaray’dan ayrıldım Kıbrıs’a gittim. Orada antrenörlük yaptım. Jübile yaptınız mı? Şükür ki takımım Beşiktaş’ta jubilemi yaptım. 1965’de Arsenal Türkiye’ye gelmişti. İstanbul ve Ankara’da maçlar yaptık. Ankara’daki maç jübilem oldu. Aktif futbolculuk hayatınızı bitirdiğinizde tekrar başka bir görevle Beşiktaş’a dönmüştünüz değil mi? Ben teknik adam olarak senelerce çalıştım. Beşiktaş’a antrenör ve menajer olarak senelerce... Ne mutlu ki Beşiktaş’a böyle hizmetlerim de oldu. Beşiktaş’a bir kez rakip oldum G.Saray’da iken Beşiktaş’a karşı hiç oynadınız mı? Bir Beşiktaş-Galatasaray maçı öncesi gece yarısı 3’e kadar Gündüz Ağabey’le münakaşa etmiştik, oynardın-oynamazdın diye. Yanımızda Metin Oktay da vardı. Gündüz Ağabey çok kinci bir adamdı. Metin ise tam tersine beni destekliyordu. Gündüz Kılıç’ın kininden korktuğum için kabul ettim. Bu şekilde Beşiktaş’a karşı bir defa oynamıştım. Beşiktaşlılar kızmadı mı? Futbol hayatında kimseye nasip olmayan şey bana nasip oldu. Beşiktaş taraftarı beni sevgiyle kucakladı. Sadece Beşiktaşlılar değil Galatasaraylılar da beni anlıyorlardı. Türk futbolunda iki rakip takımda oynayıp da her iki takım taraftarlarınca sevilen kaç futbolcu var ki? Lefter’in kramponunu yırttım Lefter’le sizin ortak bir noktanız var. Takım kurtaran bir misyonunuz varmış. Doğrudur. En olmayacak maçlarda takımı kurtaran goller atmış veya attırmışızdır. Zaten bugüne kadar anılmamızın sebepleri de yaptığımız hizmetlerdir. Yağmurlu bir havada Fener-Beşiktaş maçı oynuyoruz. Maç sırasında kaleye çok sert bir şut atmıştım. Lefter ayağını koymasaydı goldü. Ben üzülürken Lefter “Baksana yaptığına” dedi. Bir baktım ki kramponu ikiye ayrılmış.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 107202
    % 0.35
  • 3.5161
    % -0.05
  • 4.128
    % -0.07
  • 4.518
    % -0.41
  • 145.919
    % -0.07
 
 
 
 
 
KAPAT