BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir dostun serzenişi

Bir dostun serzenişi

O sabah çehresindeki mana masum, yüreğindeki ifade dokunaklı ve ağlamaklıydı genç kızın, nedense...



O sabah çehresindeki mana masum, yüreğindeki ifade dokunaklı ve ağlamaklıydı genç kızın, nedense... Ve o yazı: 'balığın gözyaşları'. Bir veda, bir çağrı, bir davet ve bir özlem kat kat... Bir tohum yarıp toprağı çıkıverir bir sabah, aniden bir rüzgar başlar, hani düşüverir yapraklar, uyanırya bir çocuk hıçkırarak ikindi uykusundan... Sonra o mavi yakıştırılmış yeşil bakışları gölgeleyen mesture bağrına inen ılık şebnem taneleriyle irkildi birden. Dedi: kim dokundu da gül yanık özünde biriktirdiği damlaları tutamadı sarsıntıdan. Mesture 'balığın gözyaşları'nı göremiyordu. Şimdi, hiç olmadığı kadar hasret dolu bu kalbin gönül teline nasıl dokunmasındı gülün özünü tüketip akıntıya sebep olan o satırlar... Bu dokunuş sımsıkı sardı onu; kıpırdayamaz gibiydi ve sanki bir çocuk gibi dağlara çıkıp bağırmak istemekteydi avaz avaz. Yazmakla öyle doldu ki içi, bir an önce gece olsun istedi dudaklarını sımsıkı ısırırken. Ve gece oldu. Aldı günlüğünü eline. O kadar dokunaklı, o kadar acıklıydı ki gözlerinin önünden ve yüreğinden geçenler, yazamıyordu... Sadece üç nokta mı koymalıydı sayfaya? Dost dergahında bir noktanın, bir duruş, bir bakışın bile manası yok muydu ? Yazmaya başladı: "Biliyor musun minik kuşum; ben okuldayken her gün senin için bir masal okurdum. Çünkü sen, ablamız gittikten sonra masal istemeye başlamıştın benden, ama onu sana hiç söylemedim! Sen de ablam ne çok biliyor deyip, kendini güvende hissederdin." Genç kız burasında ağlamaya başladı 'Biz bir masaldık, şimdi her birimiz ayrı masallarız' yazacaktı, yazamadı. Belki de kardeşine kendi masalını anlatacaktı; sonu belli olmayan dokunaklı masalını... İnsanın payına sadece acı düşemeyeceğini, acı ve sevincin ardı ardına insanı takip eden iki gölge olduğunu aslında. Ama yazamadı! Sonra yazıyı yeniden okudu. Şimdi neden bana hoşçakal can kuzum, neden? Ben nasıl becerebilirim 'ürkek ve nazenin bir bakışla el sallamayı, giderken'; ya da nasıl gidebilirim? Ben, ben öylece durduğum gibi, sarsılmadan yani kanamadan, gece gibi,sessiz bir yıldız gibi kayıverecektim işte... Genç kız düşüncelerinin bir yerinde durdu ve yeni baştan bir sayfaya şunları yazdı: "Evet, bir yol ayrımında bana düşen senin dediğin gibi acıdır. Mecnuna da düşen acıdır. Mecnun Kabe'de hıçkırıklara boğularak acısını artırmasını dilemektedir Rabbinden, neden? Kardeşceğizim; acı düşmelidir tam bağrımıza daima, her dem, yeniden belki de, ne dersin? Acıdır kıpırdatan insanı, ağlatan, bahtiyar eden ve aldıran eline kalemi üzülme... Hasret olmayınca vuslatın kıymet bilinmezmiş. Öyle mi? Bizim bir şiirimiz, bir şarkımız ve bir defterimiz oldu daima. O şiirleri, şarkıları sanki sezer gibi bir şeyleri, bekler gibi, tam bize dair seçmişiz. Ona Gül Pembe ne güzel yakışmış değil mi? Meğer o bir gün gidecek ve bizim iller onsuz olamayacakmış. Biz ise malum; garip halimizde hep bir sır, ve sinemizde gizli bir yara... Biz kendimiz seçmişiz ne varsa bize düşen heybemizde. Şimdi adımız yakışır bize. Umudun rengi nedir, sabahlara kadar konuşuruz bir gün belki ama umut yakışır her güzel çocuğa. 'Aydınlatmak için değil, aydınlanmak için yanmalı insan'. Diyor ya: 'Hayat bazen bir tutam geri çekilmektir... Bilir misin; umudu yenmeden, umutla yenilen adam kazanacaktır bir gün' Sana göğün mavi, yaprakların yeşil olduğunu söyleyenlere kızma artık. 'yüreğinde de olsa bir ülkeyi fethedebilmelisin.' Demişsin ya: 'neresinde yitirdik hayatın ah, neresinde yitirdik, o masum hevesimizi?' İnsanlar saflıktan uzak, güvenden yoksun. Biz sadeliği, dostluğu, aşkı, sevgiyi, kardeşliği, güveni, paylaşmayı yani ne varsa dünyada kayda değer, birbirimizden öğrendik. Ve ayrılığı, acıyı sonra... Kuş kanatsız uçar, ceylan ayaksız kaçar, su yataksız akar mı dersin şimdi? Biz üç güzel çocuk belki farklı kulvarlarda koşmakta olan. Ama birbirimize, daima... Hayatı, 'kısa, hüzzam bir fasıl' sayıp, hoşçakal demek kolay mı sanırsın ? 'İşte gidiyorum çeşm-i siyahım'. Oradan sana yeni bir masal anlatacağım unutma! Orada ayağını una bulayan ne bir kurt, ne de papağanı aldatan karga olacak. Bekle beni. 'Belki sana, şöyle altında ezildiğimiz, her kelimesi Babil kulesinin hangi katından kaçmış cümleler yazmam gerekirdi' ama halimiz de bir lisandır şimdi. Benim sustuğum yerde sen başla söze, hoşçakal demeden. 'Havalar nasıl sizin şehirde Anlat bana güzel kızım. Yağmur yağıyor buralarda Durmaksızın, durmaksızın' Nuray Karayiğit / Ünye
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 107921
    % 1.38
  • 3.8353
    % -0.54
  • 4.5054
    % -0.9
  • 5.1351
    % -0.04
  • 153.999
    % -0.04
 
 
 
 
 
KAPAT