BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Giyotine yollanan kâşif Antoine Lavoisier

Giyotine yollanan kâşif Antoine Lavoisier

Lavoisier’in idamını acıyla izleyen astronomi alimi Joseph Langrange yüzünü kapar “kafasının koparılması için yarım saniye yetti. Halbuki öyle bir kafanın bir daha gelmesi için belki yüzyıl bile yetmeyecek” diye fısıldar...



Ne iştir anlaşılmaz, şu bilim adamlarının birbirine ettiğini, düşman düşmana yapmaz. Dün hafif yollu bahsetmiştik, ateşi “sıcak sıvı” diye açıklayan ve refüze olan Jean Paul Marat karışık günlerde siyasete soyunur ve ihtilalin liderlerliğine oynar. Gücü eline geçirdiği gün Lavoisier’den intikam almaya kalkar. Bizzat çıkardığı gazetesinde “Peki, bütün bu alengirli buluşların gürültücü babası Lavoisier’e ne demeli?” diye yazar. “Bu sahtekârın keşifle ne işi olur, sadece başkalarının fikrini çalar. Bari onları da anlamış olsa. Bu adam ayakkabı değiştirir gibi kuram değiştirir, ikide bir fikrinden cayar. O yer, içer şöhretin tadını çıkarır, dalkavukları reklamını yapar. Şarlatanların korobaşı, bir toprak yağmacısının oğlu, Cenevreli borsa tellalının (Necker’in) öğrencisi, mültezim, Barut Komisyonu ve Bilimler Akademisi üyesi olan bu herifi... Adıyla sanıyla Antoine Lavoisier’i açıkça ihbar ediyorum. Onun kahrolası bir duvarla şehrimizi hapisaneye çevirdiğini unutmayın! Yok, efendim Lovaisier Paris’i aydınlatmışmış... Onu en yakın lamba direğinde sallandırın, içimiz aydınlansın!” Kimyacının fesatçısı Olur mu demeyin olur, bu muhbirin çağrısı muhatap bulur. Lavoisier’i dipçikleye dipçikleye tutuklar ve ite kaka duruşmaya çıkarırlar. Mahkeme başkanı Coffinhal ayak üstünde Cumhuriyet düşmanı üreten vehimli bir aferin delisidir. Hukuki tartışmalarda sürekli kaybettiği için duruşmayı kısa keser ve her geleni giyotine gönderir. O gün Paris’in şarapçıları, serserileri, ayak takımı, aristokratların acınası haline “oh” çekmek için hazır bulunurlar. Savcı, Lavoisier’i bilerek ve planlıyarak devleti soymakla suçlar ve Fransa’yı kasıp kavuran bütün kötülüklerin faili olmakla yaftalar. Lavoisier’in bilime olan katkıları ortadadır ancak Coffinhal’e göre bunlar hafifletici sebep olamaz. Sesine en kararlı tonları oturtarak “Cumhuriyet’in bilim adamlarına ihtiyacı yok” der, sonra parmağını boğazına sürer. Dilini çıkarıp, gözlerini şaşı yapar. Kalabalık kafa koparma kararını çılgınca alkışlar. Ünlü kimyacı o günlerde yıllarını verdiği bir projeyi bitirmek üzeredir. Yargıçtan sadece üç gün izin ister, ama Coffinhal alaycı bir üslupla “Cumhuriyetimizin kimya deneylerine de ihtiyacı yok” diye ekler ve “git deneylerini cehennemde yap” buyururlar! Bu cevap büyük bir coşku ile karşılanır, ortalık ıslık ve naralarla çınlar. Mutlu kalabalık, Lavoisier’i askerlerin elinden alır tekmeleye tokatlıya cellat Sanson’un önüne atarlar. İğrenç konvoy sokaklara dökülür, ünlü kâşife kaba hareketlerle sataşır akla gelmedik hakaretler yaparlar. Kalabalık güle oynaya Conciergerie Hapisanesine varır, Lavoisier’i büyük bir neşeyle giyotine yatırırlar. Gözlerime bak ve yaz! Lavoisier başına gelebilecekleri az çok tahmin ettiği için duruşma öncesi arkadaşı (astronomi alimi ve matematikçi) Joseph Langrange’ı kenara çeker “biliyorum bunlar beni giyotine yollayacaklar” der, “ancak ölümle ilgili merak ettiğim bir konu var, acaba kafası kesilenlerin şuuru ne kadar açık kalıyor? Şimdi beni iyi dinle, kafam giyotinden sepete düştüğünde gözlerime bak; eğer kirpiklerim iki kere açılıp kapanıyorsa bil ki, insan, kafası kesilir kesilmez ölmez, bir müddet daha muhakeme yapar.” Dediği gibi olur Lavoisier’nin kesik kafası arkadaşına iki defa göz kırpar, hatta “bunları yaz” gibisinden bir işaret yapar. Olayı acıyla izleyen Joseph Langrange yüzünü kapar ve “kafasının koparılması için yarım saniye yetti. Halbuki öyle bir kafanın yetişmesi için belki yüz yıl bile yetmeyecek” diye fısıldar... Fransızlar o günden sonra da pek değişmez, ilme, fenne ve özellikle dine mesafeli dururlar. Sadece yiyip, içip, eğlenmeye bakar, zevkleri için yaşarlar. Dünyanın kendi etraflarında döndüğünü sanır, başkalarını insandan saymazlar. Afrika’dan gemiler dolusu zenci kaçırır, kırbaç zoruyla metro ve baraj inşaatlarında çalıştırırlar. Gurebanın iliğini emer, ezilenlerin çığlıklarına “Fransız” kalırlar. Lügatlarında “Allah korkusu” gibi bir kelime olmadığı için Fas, Cezayir ve Tunus’u kana boğar, Antep’te, Maraş’ta katliam üzerine katliam yaparlar. Hani, diyorum, “durup dururken” ve “hiç yoktan” başörtü tartışması başlatan Jack Chirac’ın ruh halini anlamak için bunları bilmenizde yarar var!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT