BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ölümü soluyan adam

Ölümü soluyan adam

Trafik kazası... Kaza sonrası beyin kanaması geçiren bir hasta... Acele hastaneye kaldırılıyor...



Trafik kazası... Kaza sonrası beyin kanaması geçiren bir hasta... Acele hastaneye kaldırılıyor... Herkes telaşta... Peki ya yaralının hali nasıl? Sahi hiç merak ettiniz mi? Böyle bir yaralı neler hisseder o anda... İşte bugün, biraz felsefi de olsa, 10 Mart 1999 Çarşamba günü kaza sonucu beyin kanaması geçiren, Ankara’dan M. Coşkun’un yaşadıklarını kendi ağzından sunuyoruz... “Ölümü nereden bilsin bir kerecik ölmeyen... Bir anda bütün dünyanız allak bullak... Bütün programlarınız, düşünceleriniz, hedefleriniz stop... Sadece ölüm var karşınızda... Öyle ki, ya birkaç saat, ya birkaç saniye... Kim olursanız olun... İster veli, ister deli, ister dinli, ister dinsiz... Hırsız, yankesici, kumarbaz... O an için yapacağınız tek şey var... Allah’a yalvarmak: -Allahım kurtar beni... Öldürme ne olur... Çünkü, sizi bekleyen kesin ve kati bir son var hemen önünüzde... -Nerdeyim ben?.. Sessiz bir mırıldanış sadece... Dünya dedikleri, ekilen, biçilen, gezilen, tozulan yer burası mı?.. Ağzımdan, burnumdan gelen sımsıcak kanlar şahidim olsun ki, burası dünya değil... Fizikte tarif edilen, gözle görülen elle tutulabilen hiçbir şey yok etrafımda... Tutmak istediğim herşey, toz bulutu halinde yok oluyor... Görmek istediğim eşyaya, bakışlarım değdiği an, ürküp kaçışıyorlar... Kulağıma bazı telaşlı sesler geliyor. Ama nereden ve nasıl geldikleri meçhul... Tıpta buna şuur kaybı diyorlarmış... Peki şuurum yerine geldiği zaman herşey yine eski haline dönecek mi?.. Beni hastaneye götürenler, “kendini bırakma!” diyorlar sık sık... İşittiğim sözleri beynim algılayamıyor, aklım yorum yapamıyor. Kendi elimde mi kendimi bırakmamak? Uçurumdan aşağı yuvarlanan insanın, “düşmeyeceğim” demesi akıbetini değiştirir mi? Arabanın arka koltuğunda, başım arkadaşımın dizlerinin üstünde. Sekir hali dedikleri, uyku halindeyim... Gözlerim açık ama ne bakıyor ne görüyor. Gördüklerim görülmeyenler... Hissettiklerim hissedilmeyenler... Nasıl mı? Yeryüzünde var olan tüm beşer, eşya, mahlukat, beni oyalamak, kandırmak, konuşturmak, yaptırmak, susturmak, ettirmekle memur. Bir simitçinin tek maksadı bana simitlerinin taze olduğunu söylemek. Hatta daha genel bir bakışla yine bana, akşamleyin saat beşte simitlerin çıktığını duyurabilmek. Uçan kuş bana kuşların uçabileceğini, düşen kuş bana kuşların da düşebileceğini tebliğ etmekle mükellef. Bütün kainat seferber olmuş, tek seyirci olan bana maharetlerini sergiliyor. Rolünü iyi yapamayan yok... Derken hastane... Bana bir ölü gösteriniz ki, “Ben şöyle öldüm. Ölürken başıma şöyle haller geldi” desin. Ama ben şu an ölüyorum işte... Başımın müthiş derecede ağrıması ve dönmesi ve kan istifra etmem gösteriyor ki, vakit tamam. Eh bize verilen vade bu kadarmış. Ölümü bu kadar sade bir halde karşılamam beni şaşırtıyor. Ayaklarımın üşüdüğünü, hatta hissedemediğini hatırlıyorum. Yeryüzünde yaşamış, bir mekan işgal etmiş tüm mahlukatın, merkezi meçhul bir noktadan kontrol edilen bir lazer makinesinin ışığı olduğunu tahayyül ediyorum. Göz kapaklarımı binbir güçlükle kaldırıyorum. Dünya ile irtibatımı sağlayan ses ve görüntü dalgaları parazitli... Bakışlarımı dahi bir noktada tutamayacak kadar takatsizim. Bağrışlar, haykırışlar, sitemler... İnsanlar hayal meyal gözlerimin önünde... Sedyedeyim... Beni taşıyan, belki de hastabakıcı; “Uyuma ölürsün!” diyor... Alah’a emanetim... Derhal ameliyata alınıyorum. Bu esnada yaşanan bütün olumsuzluklar bende sevinç doğuruyor. Bu ne tezat psikolojisi anlatamam... Sanki benim için koşuşturanlar, beceriksizleştikçe ben mutlu oluyorum... Anlatılamayan korkunç bir his... Şuurum bir gidip bir geliyor... Ameliyata giren doktor çok riskli olduğunu söylüyor... Dua... Kulun yaratıcısına acziyetini bildirmek için söylediği mahçup musıki.. Bütün bildiğim dua ve sureleri okuyorum. Hepsi hafızamda... Hayret!.. Şuurum açık... Şehadetler, salevatlar derken sol koluma vurulan narkoz iğnesi... Kendime geldiğimde aklıma ilk takılan soru: “Yaşıyor muyum?” Dışarıdan bakıldığında pek birşey ifade etmiyor ama, hissedilince veya vehme kapılınca insanın aklını yerden yere vuran dehşet sual... Anadan yeni doğmuş bir bebek gibi, ameliyathaneden çıkıp yoğun bakıma geldiğimde, yorgun beynim allak bullaktı.. Geldik çattık gene yalana... “Merhaba dünya” dedim... “Merhaba hayat! Her nerede isen?..”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT