BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gözleri faltaşı gibi açılmıştı!..

Gözleri faltaşı gibi açılmıştı!..

Hava artık kararmış ve bu gidişle dört saate kadar Konya’ya varacaklarını hesap ediyorlardı.



Hava artık kararmış ve bu gidişle dört saate kadar Konya’ya varacaklarını hesap ediyorlardı. Fakat bu hesaplarının üstünden çok bir zaman geçmemişti ki, ani bir patlamayla araba sağa sola sarsıldı ve hafif eğilimli bir yardan aşağıya kaydı. Bu ani patlama ve direksiyonun kontrolden çıkması hepsini korkutmuştu. Hiçbirinde herhangi bir yaralanmanın olmadığını sevinçle farkederek, arabadan dışarı çıktılar. Yoldan çıkıp, yardan aşağı inen araba, bir tarlanın kenarında hafif eğik bir biçimde duruyordu. Eline aldığı el feneriyle arabanın çevresini dolaşan Tarık, sağ ön lastiğin patlamış olduğunu farketti. Ayrıca işaret taşlarına çarpan ön far camları kırılmıştı. Aslında bu, ucuz bir kazaydı ve tamiri de zor bir şey değildi. Fakat yumuşak tarla toprağına gömülen cantı çıkarmak, sonra da o yumuşak yere kriko yerleştirmek pek kolay bir iş değildi. Diğer yandan akşamın karanlığı da işlerini güçleştiriyordu. Tarık öncelikle elindeki el fenerinin yardımıyla karanlıkta taş gibi sert bir cisim arandı. Böyle yassı bir taş bulduktan sonra, Kenan’la birlikte epey uğraştılar ve krikoyu bu taşın üstüne yerleştirdiler. Değişen lastikten sonra ortaya bir problem daha çıkmıştı. Tekerlekler yumuşak toprakta sürekli patinaj yapıyordu. Gitgide serinleyen havaya rağmen su gibi ter içinde kalan iki delikanlı, arabayı tekrar yola çıkaramayınca, yardım aramaktan başka çarelerin kalmadığını düşündüler. İlerde titrek ışıkları görünen karartılı yerin, bir köy olduğunu anladılar. Tarık oradan yardım istemeyi önerdi. Buna karşılık Kenan da yoldan geçen bir arabadan yardım istemeyi söylemesine rağmen, uzak olmayan bu küçük yerleşim yerine gitmekte karar kıldılar. Köpek sesleri arasında köyün girişinde rastladıkları adamdan yardım istediler. Adam hemen koşup ilerdeki geniş tahta kapıyı çaldı ve adı Musa olan şahsa seslendi ve olayı anlattı. Musa hemen traktörünü çalıştırıp çıktı. Traktöre hepsi sığamayacaklarından da Ela’nın onlarda kalmasını önerdi. Fakat Ela korktuğunu belirtince, Kenan da onunla birlikte kaldı. Yarım saat kadar sonra Tarık arabanın içinde, traktörün arkasından geniş tahta kapının önünde durdu. Hiç tanımadıkları bu genç adam vaktin ilerlemiş olduğunu ve geceyi kendilerinde geçirebileceklerini öneriyordu. Nitekim az sonra arabayı da evin avlusuna aldılar ve o kişilerin ısrarıyla geceyi orada geçirdiler. Ertesi sabah tekrar yola koyulduklarında Ela, yakından tanık olduğu ve bizzat yaşadığı Türk konukseverliğini hafızasına sığdırmaya çalışıyordu. Dünyanın başka hiçbir yerinde rastlayamayacağı bir candanlıkla karşılanmışlardı. Hiç tanımadıkları bu köylü insanlar, onları çok yakın bir tanıdıklarıymışcasına karşılamışlardı. Hemen önlerine sofra kurmuşlar, altlarına kaz tüyü yataklar sermişlerdi, hem de hiçbir karşılık beklemeden... Almanya’ya dönüşünde yakınlarına bunu anlattığında, hiç kimsenin kendine inanmayacağını düşünüyordu. Oysa o, sık sık adı edilen Türk konukseverliğini yaşamıştı, bunun bir düş olmadığının da bilincindeydi. Zaten Kenan yoluyla sempati duyduğu Türkiye ve Türkler sevgisi, şimdi içini daha da çok sarıyordu. Ya buna zıt olan kendi ülkesindeki yer yer yabancı düşmanlığına ne demeliydi?  Duvardaki guguklu saat bir kez öttü. Odanın içi bol ışıklı ve vakit öğlenin on iki buçuğuydu. Saatin hiç durmayan tik-tak’ları, kadının yüreğini parçalarcasına ona tuhaf bir his veriyordu. Elindeki çerçeve içindeki fotoğrafa kaçıncı kezdir bakıyor ve beyaz başörtülü başını iki yana sallayarak duyulur duyulmaz bir sesle kendi kendine sızlanıyordu. - Ciğerparem... Canım yavrum benim.. Güzel yüzüne bakmaya doyamadığım... kuzum... kızım... Sibel’im... Tam o sırada kapının zili üst üste ısrarla çaldı. Kapıdaki kanarya sesine kulak kabartan kadın, kendini toparladı. Başörtsünün uçlarıyla gözlerinin ıslaklığını sildi. Oturduğu yerden ayağa kalkıp, önce aynaya baktı. Ağladığı belli olmamalıydı. Kimdi acaba zili çalan? Kocası dese, camide öğle namazını kılmadan gelmezdi. Sonra zil çalma adeti yoktu kocasının, kapıyı anahtarıyla açıp girerdi her zaman. Acaba bir komşu mu ki diye düşündü. Kendine biraz çekidüzen verdikten sonra, ötüşü sıklaşan kanarya sesiyle sokak kapısını açtı. Kadının yüzü birden taş kesiliverdi. Faltaşı gibi hayretle açılmış gözleriyle, donmuş bir şekilde karşısındaki varlığa bakıyordu. Şoke olmuşcasına soluk dudakları kımıldıyor, ama hiçbir söz söyleyemiyordu. - Anam! diyen Tarık, kapı ağzında şaşkınlıkla dikilen kadına sarıldı. Epeydir oğlundan mektup alamayan kadının ana yüreği endişeli ve meraklıydı. Sonra oğlu, Türkiye’ye geleceğini de bildirmemişti. Onun bu tutumunu bir sürpriz olarak değerlendirdi. Özlemiyle az mı yanmıştı oğlunun ardından?.. Ama kızı Sibel’in özlemi daha bir ağır basıyordu şimdi. Kadını ayakta bir titreme nöbeti sarmıştı. Seviniyor mu, üzülüyor mu kendisi de bilmiyordu. İçinde, yüreğinin derinliklerinde sızlayan birtakım duygular vardı. Bir yıldır hasret kaldığı boylu poslu, bayayiğit oğlu karşısında dikildiği halde, aklı Sibel’e kayıvermişti. Kızının erişilmez özlemi, ana yüreğini kana buluyordu. Karşısında dikilen oğlunu daha yeni görmüşcesine dalgınlığından kurtulan kadın, birden yüreğinin dolarak içinin bir hoş olduğunu hissetti. Sibel’i düşünürken, oğlu çıkagelmişti. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT