BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir gülün peşinde

Bir gülün peşinde

Genç yazar Serdar Özkan, ses getiren ilk romanı "Kayıp Gül"de, başkalarının hayatımız üzerindeki etkilerini ve iç dünyamızı sade bir dille sorguluyor. Özkan, hikâyesinde, delilikle bilgelik, karanlıkla aydınlık, düşle gerçek arasındaki farkı da yeniden yorumluyor.



Serdar Özkan genç bir romancı. Doğan Kitap'tan çıkan ilk eseri "Kayıp Gül"le insanlara düşlerinin peşinden gitmeleri için birçok şifre sunan yazar, yaşadığı çevrede büyük beğeni toplayan Diana'nın hayatını, Amerika'dan Türkiye'ye uzanan masalsı bir yolculukla anlatıyor. Okurlarını güllerin ve düşlerin dünyasına çağıran Serdar Özkan'la, mistik güçlerin de ağır bastığı sürükleyici romanı "Kayıp Gül"ü konuştuk... Bir ilk roman olan "Kayıp Gül", okuyucularını sarsıyor. Gel-gitler, birtakım kavramlar ve düşler arasındaki yolculuk sizin dünyanızda nasıl başlamıştı? ÖZKAN: Başkahraman Diana'nın yaşadığı çatışma, hepimizin en temel çatışması aslında. Kendimizle olan çatışmamız. Hikayeye, karakterler arasındaki çatışmalardan çok, bireylerin içsel çatışmaları hakim. Belki de bu yüzden okuyucuyu sarsıyor; bir çok yerinde bizi kendimizle yüzleşmeye, özeleştiriye girmeye zorluyor. Bu yüzleşmeyi en yoğun şekilde yaşayan Diana'yla özdeşleşiyoruz belki de; ve ister istemez onun peşinden o düşler dünyasına giriyoruz. Bu hikayenin bendeki izdüşümü sanırım bununla alakalı. İç dünyamdaki çatışmaları göz ardı etmek yerine, onları izlemeye, anlamaya çalışan bir yapıya sahibim. Diana gibi bir karakterin peşine takılarak, bu iç çatışmaların nereye varacağını görmek istedim belki de. Diana, sadece kendisi... Romanda daha çok yabancı isimler yer alıyor. Özellikle Diana, kaybettiğimiz birçok şeyi bize yeniden hatırlatıyor veya adeta geri veriyor. Diana kimdir ve bugün nerde duruyor? ÖZKAN: Diana kendisinden başka bir kimse değil. Her insan gibi, özel ve herkesten farklı... Herkesten farklı, ama yaşadığı içsel çatışmayla da herkes gibi. Küçüklüğündeki masumiyeti, yaşam sevincini, düşlerini zamanla yitirmek zorunda kalmış; hayatın telaşı içinde yitirdiğini fark etmeye bile zaman bulamamış bir birey. Bu anlamda bizden biri. Onu farklı kılan şeyin ise, kendisiyle yüzleşme cesareti olduğuna inanıyorum. Bu cesaret onu ve onun peşinden sürüklenen bizi gül bahçesine götürüyor, güllerle tanıştırıyor... Ruh ve beden arasında gelip giden ana öykü hayatın bilinmezlerine dair bir merakı ve hayranlığı da öne çıkarıyor. Size göre hayatın anlamı ve romandaki yansıması nasıldır? ÖZKAN: Hayatın anlamını idrak edecek kadar yaşamadım henüz; ne desem boş. Ama ilgimi çeken bir soru bu, ne de olsa hâlâ hayattayım. Bu soru üstüne en çok düşünenlerden biri Sokrates'tir herhalde. O bile bir tapınağın girişinde gördüğü iki kelime karşısında, hayatın anlamını yeniden sorgulamaya başlamış. Sorduğunuz soruya ille de bir cevap vermem gerekseydi, romanda da geçen bu iki kelimeyle açıklardım hayatın anlamını: Gnoti Seavton. Romanda bu şekilde geçtiği ve anlamını Diana'nın hikayesiyle paylaşmak istediğim için, orijinalini söylemekle yetiniyorum, bağışlayın... İnsan, evrensel bir varlık Yabancı bir yüzü olmasına rağmen okundukça Aşık Veysel, Nasreddin Hoca gibi insanlığın ortak kültür değerleri arasına girmiş kahramanlar da okurları selamlıyor. ÖZKAN: Her ne kadar toplumsal ve kültürel gerçekler zaman ve mekana göre değişim gösterse de insanın evrensel bir varlık olduğuna inanıyorum. Düşüncelerine ve geride bıraktıkları eserlere bu evrenselliği yansıtmış olan şahsiyetler elbet bir noktada birleşiyor. Yunus Emre'yi, William Blake'i, Nasreddin Hocayı, Sokrates'i, Meryem Ana'yı ve mitolojiyi Kayıp Gül'de bir araya getiren öğe işte bu, insanın evrenselliği. Daha doğrusu, insanın kendini tanıma serüveninin evrenselliği. Bu serüvenden bahseden bütün eserler, az ya da çok, mistisizmden besleniyor bir şekilde. Kitaptan alıntı “Evet haklısın, ben öyle büyük bir şey değilim belki. Ama bir gülüm... İnsanlar beni övseler de bir gülüm, övmeseler de. Herkes benim için deli olsa da bir gülüm, yanıma hiç kimse uğramasa da. Sadece bir gül. dedim ya, büyük bir şey değil, sadece bir gül... Ama, gül ne demek bilir misin sen, dostum?.. Gül, özgürlük demek! Başkalarının övgüsüyle var olmamak, yermesiyle yok olmamak demek. Yanlış anlama, ben de insanları severim; beni ziyaret etsinler, beni koklasınlar isterim. Ama bunu, onlara kokumu sunabilmek için isterim yalnızca." (S. 150)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT