BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bari sus, Başkan!..

Bari sus, Başkan!..

“Türkiye’de maalesef stadı eleştirenlerin hiçbiri, stad konusunda bilgiye sahip değil. Kulaktan dolma bilgilerle hareket ediyorlar. Sadece stadın uzak olduğunu kafalarına takmışlar ve bunu Galatasaray’ın aleyhinde bir silâh olarak kullanıyorlar.”



“Türkiye’de maalesef stadı eleştirenlerin hiçbiri, stad konusunda bilgiye sahip değil. Kulaktan dolma bilgilerle hareket ediyorlar. Sadece stadın uzak olduğunu kafalarına takmışlar ve bunu Galatasaray’ın aleyhinde bir silâh olarak kullanıyorlar.” Kim söylüyor bu sözleri? Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı Togay Bayatlı!.. Böyle sözler söyledikçe de, “UEFA’nın Şampiyonlar Ligi Finali’ni Olimpiyat Stadı’na vermesi” kararından duyulan memnuniyeti de, en azından “Stadın konumunu eleştirenler ve büyük ölçüde mağdur olan Galatasaray camiası bakımından” tersine çeviriyor!.. “Yapılan eleştirilere cevap vermek” başkadır; yukarıdaki “saçma sapan sözler” ile “demogoji yapmak” başkadır!. Bu sözler, TMOK Başkanı’na da, “ikinci şapkası olan” Dünya Spor Yazarları Birliği Başkanı’na da yakışmıyor!. Stadın, “UEFA ya da FIFA yetkilileri tarafından 5 yıldızlı ilân edilmesi başkadır”; o stadın ulaşımının, sahasının, ikliminin, konumunun ve hepsinden ötesi “bir futbol takımının devamlı olarak orada lig ve Avrupa Kupası maçlarını oynaması” başkadır; hele hele o stadın ülkeye ve ülke sporuna yararlı olması, verimli olması, kendi kendine yeterli olması çok daha başkadır!. Madem sayın Başkan “polemik yapmaya meraklı”, biz de ona “aynı üslup ile” cevap verelim: Bu stadda “bir futbol takımının sürekli lig ve kupa maçlarını, uluslararası maçlarını oynaması” demek, Büyük Sahra’nın ortasına inşa edilen “beş yıldızlı” bir otelin merdivenlerini dondurarak otelin içinde yaz aylarında devamlı “kayak yarışmaları yapmak gibi bir şey” demektir!.. Aslında TMOK Başkanımız, “suçluluk kompleksi” içinde, UEFA’nın “kırk yılda bir” yılda bir defa ve o da “sıcak aylarda” oynatacağı bir final ile “suçluluk kompleksinden kurtulmaya çalışmaktadır!.” Bu milletin yüzlerce milyon doları, “bir hayalin” ama “gerçekleşen dünyanın dört bir yanına tatlı geziler uğruna”, bu “kışın dolduran ve uçuran, yazın pişiren” dağ başına gömülmüş, kimsenın gitmeyeceği, bir gidenin bin pişman olacağı bir “beş yıldızlı” beton yığını, daha açılışı yapılırken iflâs etmiştir!. Ve... Şimdi de Galatasaray takımını iflâs ettirmektedir!. Orada futbol oynayan futbolcunun neler söylediği ortadadır!. Orada takımının başında maç oynayan teknik adamların söyledikleri ortadadır!. Oraya “bir-iki defa gidip”, sonra kahvehanelerde TV başında takımının maçını seyretmeye başlayan ve “parasını peşin ödediği cebindeki kartını bile kullanmayan” taraftarın, seyircinin tutumu ortadadır!.. Başkanımız diyor ki; “...Galatasaray’ın aleyhine silâh olarak kullanıyorlar!” Kim; bunca Galatasaraylı... Bunlar, “stadın uzak olmasını, Galatasaray’a karşı silâh olarak kullanıyorlar”; öyle mi? Güler misin, ağlar mısın? Ve... Bunca yıl dünyanın dört bir yanında “futbol seyretmiş ve stad görmüş” gazetecilerin, yorumcuların söyledikleri ortadadır!.. “Bunlar”, bu stadı bilmiyor, ama belki de bu kış aylarında “toplam üç defa” bu stada gidip maç seyretmemiş olan sevgili Bayatlı “herşeyi biliyor”, hem de stadı “futbol maçlarının oynanmasındaki zorluk” bakımından “çok haklı olarak eleştiren” Fatih Terim’i bile “geçenlerde” ağır şekilde suçlayacak kadar biliyor; öyle mi? Gelin de kahkahalarla gülmeyin, bakalım! Bütün bu “haklı” eleştirilere karşı, TMOK’un rahmetli “eski” ve bugünkü “yeni” başkanlarının söyledikleri ortadadır!. “Yanlış yapan”, üstelik yanlış yaptığını anlayıp da itiraf edememenin suçluluğu içine düşen Bayatlı da, rahmetli Sinan Erdem gibi, çıkıp da “Ben buraya ham hayal peşinde ama dünyanın her yerini gezerek, onlara bunlara ziyafetler vererek, buraya yüz milyonlarca doları gömdüm” der mi? Evet... UEFA, buraya bir final maçı verdi; “sadece” o final için güzel!.. Peki, sonra ne olacak? Peki, “zorunluluktan Olimpiyat Stadı tuzağına düşen” Galatasaray yönetimi, başkanı ve takımı stadları yapılınca ya da “daha fazla bu işkenceye dayanamayıp, başka bir formül bulunca” ne olacak? Bu stadı, Türkiye ne yapacak? Bakımı için yılda ne kadar milyon dolar harcanacak? Burada görevlendirilecek personelin maaşlarını kim ödeyecek? Bıraktım kulüp takımlarını, sevgili Başkanımız sorsunlar bakalım, Futbol Federasyonu Başkan ve yetkililerine, milli takımların hocalarına, burada “özelleri hariç” milli maç oynarlar mı? Diyor ki, TMOK Başkanımız Togay Bayatlı, “50 yıldır final final diye bağırıyorduk. Final almak için böyle çağdaş bir stada gereksinim vardı. Yaptık ve aldık. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.” Yooo Başkan, bir Türk vatandaşı olarak ben etmiyorum!. Benim gibi milyonlar da etmiyor!. Bu ülkenin, bu milletin “bir UEFA finali oynatmak için” böylesine bir “dev masraf kapısını devamlı açık tutma lüksü” yok!. Bu milletin paraları “olimpiyat yapılmış olsa dahi”; başka bir işe yaramayacak olan böyle bir stada gömülemezdi!. Bu milletin paraları, “bütün bir yıl” bom boş duracak ve belki de “zorlama ile bir kaç organizasyona ev sahipliği yapacak” böyle bir beton yığınına harcanamazdı!. Ama, “bir avuç kişinin hayalleri ve kaprisleri yüzünden” harcandı!. Öyle “dev bir masraf kapısı” ki, tek kuruş gelir getirmeden, çok uzun yıllar harcanmaya da devam edecek!. Canaydın’ın hedefi!.. Galatasaray’ın kongre üyesi bir arkadaşım İstanbul’dan telefon etti: “Başkan Özhan Canaydın’ı neden bu kadar ağır eleştiriyorsunuz? Onun hedefi ortada... Galatasaray’ın bütün sportif şubelerinde istikrarı sağlamak... Baktı ki, voleybol, basketbol dahil diğer şubeleri futbol şubesi gibi yapamayacak, futbol şubesini, basketbol ve voleybol şubeleri gibi yapmayı hedefledi... Duruma bakılırsa başarılı da olacak. Daha ne istiyoruz?” Bilmem ki, Galatasaraylılar daha ne istiyorlar? Nasıl maç seyrediyoruz? Beşiktaş-Bursaspor maçında, yeşil-beyazlı takımın orta sahasında bir adam var; inanılmaz!. Bir orta saha adamı için ne varsa, bu adamda var; bir orta saha adamı “üst seviyede nasıl oynarsa”, öyle oynuyor... Presse pres... Savunmaysa savunma... Top çalmaysa top çalma... Oyun okumaysa oyun okuma... Passa pas... Forvete destekse destek... Bitmeyen bir enerji... O yorulmadı, ben onu seyretmekten yoruldum... Bre aman; “böyle bir oyuncu” Türkiye’de oynuyor da neden kimselerin haberi yok; bilmem... Acaba, “bu maçlık mı böyle oynadı”; onu da bilemiyorum, zira benim anlı-şanlı yorumcularım, yani “maçları devamlı trübünlerden izleyip” yazan-çizenlerin kalemlerinden hiç okumadım ve de TV ekranlarında ahkâm kesenlerin ağzından hiç duymadım!. O gece, TV ekranlarında da söz eden olmadı; maçın yıldızları başkaydı!.. Ertesi gün gazetelerde “yıldızlara, notlara baktım”; çoğu 3 yıldızı ve 7’yi bile çok görmüştü!.. Yani, maçı seyretmesem ve de dün sevgili Şirin Berber’i okumasam, “Grodziç’in iyi bir oyuncu olduğunu”, bir okuyucu ya da TV izleyicisi olarak öğrenmem hiç ama hiç mümkün olmayacaktı!.. Bravo benim “hakemleri infazdan başka hiç bir şeye önem vermeyen” spor medyama... Nasıl da maç seyrediyoruz, ama??? İşte Naumoski!.. Daha dün bir, bugün iki... “Bir maç kazandırdı” ya, sahalardan, sahnelere çıkıverdi, Petar Naumoski!.. Bunca yıl, bunca takımda dikiş tutturamayan Makedon, “eski defterleri açtı” ve eski yöneticisi ve teknik direktörünü, Pano Nahof ile Aydın Örs’ü fena halde suçladı!. Ben “o günlerde Efes’in içinde ne oldu, ne olmadı” bilmem... Amma... Naumoski’nin zamansız, yersiz ve densiz “eski hesapları ortaya dökmesine” de tahammül edemem!. Ülkerspor yöneticileri, “bu basketbolcunun ya sesini kesmeliler” ya da kulüple ilişkisini!.. Sporda ortalık zaten bulanık, bir de Naumoski’in fitilini ateşlediği bombalar, basketbol sahalarında patlamasın!. Durum ortada!.. Beşiktaş’a “transfer olmak isteyen” golcülerin ve santrforların okumaları dileğiyle... Nouma’ya ne oldu? Ahmet Dursun’a ne oldu? İlhan’a ne oldu? Sinan’a ne oldu? Bunların cevabını ve hesabını vermeden Lucescu da çıkıp ahkâm kesiyor: “Ben, Savaş Sanatı kitabını hayat felsefem yaptım, katilin bile pozitif tarafını bulur, çıkarırım!..” Hadi canım sen de!.. “Gördüğüm kadarı ile” zatıâlinizin son yıllardaki hayat felsefeniz; “Galatasaray’dan ne alırsam kârdır, Beşiktaş’a yaramasa da, Galatasaray’a zarar veriyorum ya” dan öteye gitmiyor!.. Ve Beşiktaş takımı, “zatıâliniz dahil” yavaş yavaş “Galatasaray’ın eskilerinin çoğunlukta olduğu bir takım” hâline geliyor!. Sırada Berkant ve Ümit Karan var!.. Anlaşılıyor ki Lucescu, “Galatasaray’a dönemiyorum bari Beşiktaş takımını Galatasaraylılaştırayım da, onun başında olayım” demeye getiriyor!. Dikkat, “temel bozulmasın!.” Tehlikeli bir oyun oynanıyor!.. 3813 sayılı Futbol Kanunu, “değiştirilmek, eksikleri tamamlanmak istenirken”, işin temelini yaralayacak, hatta sakatlayacak sözler sarf edilmeye, teklifler yapılmaya başlandı!. Ne yazık ki, spordan sorumlu devlet bakanımız ve başbakan yardımcımız M. Ali Şahin de “bu yanlış sözlerin ve görüşlerin” bir bölümünün sahiplerinden biri oldu!. Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nun yapısı “kulüpler aleyhine bozulamaz!.” Zira, “futbolun sahibi”, kulüplerdir!. İşin doğrusu da, eğrisi de, “futbolu, futbol kulüplerinin yönetmesi” yani “onların seçeceği yönetimlerin yönetmesidir!.” Yarın “özerk olurlarsa” basketbol başta, bütün federasyonların da “aynı temel üzerine oturtulmaları” gerekir!. “Efendim şu hatalar yapıldı, falan geldi gitmiyor, onu düşürmek için bu yapıyı bozalım, bu temeli sakatlayalım” dediniz mi ya da en azından “böyle düşünüp” bu düşünceleri saklayan “parlak fantaziler” öne sürmeye başladınız mı, spora da, futbola da en büyük kötülüğü yaparsınız!. “Seçilenler” hata da yapsa, yanlış da yapsa, ki elbette yapacaklardır, dünyanın her yerinde de yapmaktadır, işin esası, sporda da, futbolda da değişmemeli, yaralanmamalı, sakatlanmamalıdır!. Esasa dokunmadan, temel bozulmadan, hatta daha da sağlamlaştırılarak rotuşlar yapılabilir, yeni düzenlemeler yapılabilir!. Ama, şu bir gerçektir: Mesela, “Merkez Hakem Komitesi’nin nasıl seçileceğine”, sayın bakan ya da etrafındakiler değil, kulüpler ve onların temsilcileri karar vermelidir!. Mesela, “genel kurulun kaç kişi olacağına”, sayın bakan ve etrafındakiler değil, kulüpler, yani onların temsilcileri karar vermelidir!. Elbette, sayın bakan da görüşlerini söyleyecek, danışmanlarının tekliflerini ortaya koyacaktır; ama “yapılması gerekenin ve yapılacak olanın kararını” elbette ve yalnızca kulüpler vermelidir!. 1000 kişilik bir genel kurul, işi tam bir çorbaya ve curcunaya döndürür!. O genel kurulun “bazı kulüplerimizin genel kurullarından farkı kalmaz!.” Gruplar, pazarlıklar, koalisyonlar devri başlar!.. Yani, “kaş yapalım” derken, “gözler çıkarılır!.” Mesele, “Halûk Ulusoy’dan kurtulmak” ise, “futbolu temelinden yaralamadan, sakatlamadan” bu operasyonu yapmanın çok daha düzgün yolları vardır; bizden hatırlatması!. Sayın Bakan, “sahalarda olanlardan şikayet” ederek, “konuyu Futbol Kanunu’na getirdi, federasyona getirdi, hatta hakemlere getirdi, onun komitesine getirdi!.” Halbuki, “Meclis Adalet Komisyonu’nda bekleyen” bir tasarı var, adı da “Sporda şiddetin önlenmesi”... Sayın bakan, o tasarıyı bir an önce tamamlatıp, Meclis’ten çıkmasını sağlasa, sanıyorum, “Olaylar devam ederse, hükümet olarak tedbir alırız” sözüne gerek kalmayacak, Futbol Kanunu üzerine de, “bu kanunu temelden sakatlayacak görüşler” üretilmeye başlanmayacaktı!. Bilmem ki, haksız mıyım?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT