BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Huccet-ül İslâm İmam-ı Gazâlî

Huccet-ül İslâm İmam-ı Gazâlî

Hicri 460 seneleri filan... Bugün İran sınırları içinde kalan Tus kentinde yün eğirip satan garip bir esnaf vardır.



Hicri 460 seneleri filan... Bugün İran sınırları içinde kalan Tus kentinde yün eğirip satan garip bir esnaf vardır. Bu adamcağız çok istemesine rağmen ulemâ arasına katılamaz ama oğullarının (Ahmed ve Muhammed Gazali) okumasını çok arzular. Öleceğini hissettiğinde bir dostunun kapısını çalar, ne kadar parası varsa eşiğe yığar. Şaşkın adama “n’olur bunlarla çocuklarımı okut” der ve ağlar. Ama nasıl ağlar... O devirde bu işler parayla pulla olmaz, yeter ki siz istekli olun, medreseler kapılarını sonuna kadar açar. Muhammed Gazâlî tahsiline Tus’da başlar, kendisine ne verilirse alır ve yeni bir şevkle Cürcân’a koşar. Büyük âlim İmâm Ebû Nasr İsmâilî’nin derslerinden öyle bir zevk alır ki tek cümlesini bile kaçırmaz. Bu işte nakil esas Bir gün medrese önünde kulleteyn havuzuna bakan sekilerde oturuyorlardır ki köylünün biri gelir ve “ilk tehiyyatı unutan n’apar?” gibilerinden basit bir soru sorar. Hocası hiç erinmez, adamı peşine takar, birlikte kütüphanenin derinliklerinde kaybolurlar. Mübarek, bir köşede durur, merdiveni dayar. Basamaklara tırmanır, üst raflardan yerinden kalkmaz bir kitabı kucaklar. İndirir, rahleye koyar, sararan sahifeler arasında istediği cümleyi bulur ve adama okur: “Secde-i sehv yapar.” Olacak bu ya ertesi gün bir başka garip yine aynı soruyu sorar. Hocası yine kalkar. Yine kütüphane, merdiven, basamak, kitap. Yine aynı sayfa, aynı cevap... Bakın şu işe ki daha ertesi gün bir başka adam. Gene aynı soru... Ve aynı zahmet silbaştan... Muhammed Gazali dayanamaz “cür’etimi bağışlayın efendim” der, “bu meseleyi adınız gibi bildiğinizden eminim, velev ki öyle olmasa bile açıp okudunuz öğrendik. Neden her seferinde aynı şeyi yapıyor, kendinizi yoruyorsunuz?” Mübarek mânâlı mânâlı güler “bu ûlum-u nakliyedir der, nakledileni kıymetlidir, kaynağına sadık kalınmalı. Birde akıl ilimleri var ki (fizik, kimya, tıp) eskisi gibi kalmamalı, her gün üzerine birşeyler konmalı. İşte Muhammed Gazâlî o günden sonra hocasından duyduklarını kelimesi kelimesine yazar, büyük bir aşkla kitap edinmeye bakar. Verin şuna kitaplarını Bu tedrisat normalde kaç yıl sürer bilemiyoruz ancak Muhammed Gazâli’nin anlayışı mükemmel, zihni berrak olduğu için derslerini üç yılda tamamlar. İcazetini katlayıp kuşağına koyar ve notlarını yüklenip yola çıkar. Gelgelelim birkaç fersah gidemeden kervanın önü kesilir, şakiler defterlerini, kitaplarını elinden alırlar. Muhammed Gazâlî yalvar yakar eşkıyabaşına çıkar. “Bunlar altın değil, gümüş değil” diye ağlar, “işinize yaramaz.” Adam müstehzi müstehzi bakar. “Peki senin işine yarayacak mı” diye sorar. -Elbette yarayacak onları toparlayabilmek için üç yılımı harcadım. -Marifet kâğıttaysa mesele yok, ben bunları yüklenince âlim oldum gitti desene. -O kadar kolay değil. -Bence de değil... Bak delikanlı, ilim odur ki satıra değil, sadra (göğüse) yazıla! Bu nasıl öğrenmek ki elinden üç beş kağıt aldık cahil kaldın. Verin şuna notlarını kendini âlim sansın! Bu sözler Muhammed Gazâlî’ye çok tesir eder. Kendi kendine; “Allahü teâlâ yol kesiciye hikmet söyletti, bu ikazı ciddiye almalıyım” der ve gereğini yapar. Üç yıl çalışarak notların hepsini ezberler, öyle ki bütün kitaplarını kaybetse oturup yeniden yazar. Ama onun asıl kârı bu süre zarfında büyük velî Ebû Ali Fârmedî hazretlerini tanıması olur. Zihni fıkh, hadis, tefsir ile parıldarken gönlü gökler kadar genişler, kapılar aralanır, manevi mertebelere yelken açar. Bağdat gibi diyar... Muhammed Gazâli aldığı işaretler üzerine yörenin kültür merkezi olan Nişâbur’a gider. Burada büyük âlimlerin (Cüveyni, Mervezî, Rezekânî ve Yûsuf en-Nessâc) sohbetlerine katılır ve çok şey elde eder. Çok istekli ve pek gayretlidir, onun dünya çapında bir âlim olacağı o zamanlardan bellidir. Zira en girift mevzuları bile kolayca kavrar ve kolayca izah edebilir. Bu yüzden halk tarafından çok sevilir. Yanisi şu ki hem ilim dolu dağarcık gibidir, hem de neyi nasıl takdim edeceğini iyi bilir. Selçuklu’nun bilge vezîri Nizâm-ül-Mülk ona ilk görüşünde vurulur ve adeta kırmızı dipli mumla Bağdat’a davet eder. Peki o gider mi? Elbette. Mübareğe “hizmet” denilsin yeter...
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86771
    % -0.03
  • 6.0043
    % -0.6
  • 6.7092
    % -0.48
  • 7.6486
    % -0.38
  • 246.92
    % -0.74
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT